TİKB 2,5 yıl süren Tartışma Platformu sürecinin ardından Aralık 1997’de bölündü. Bölünmeye giden sürece ilişkin ve bölünmenin ideolojik-siyasi-örgütsel nedenlerini içeren yazılar Eylül 2000 tarihinde “Yol Ayrımı” adıyla kitaplaştırıldı. Aşağıdaki yazı, bu kitaba yazılan “Sunu” bölümüdür.
Hareketimiz içinde iki yıl önce başlayan tartışma süreci, 1997 yılının sonuna gelindiğinde bölünmeyle noktalandı. Daha doğrusu, hiçbir yetkiye dayanmaksızın yönetimi elinde tutan resmi hizip, bürokratik yöntemlerle önce örgütü, ardından buna karşı çıkan komünistleri tasfiye harekatına girişti. Bu harekatın resmi adıysa, sözümona “hizbin saflardan temizlenmesi” oldu.
Tasfiyecilik, çoğu kez sanıldığı gibi salt örgütsel bir hastalık, proletaryanın öncü müfrezesinin şu ya da bu biçimde tasfiye edilmesiyle sınırlı bir olgu değildir. İster ideolojik ve politik bir savruluşun arkasından gelsin, isterse örgütsel bir bozulmayla başlasın, tasfiyeciliğin her halükarda ideolojik ve politik bir dayanağı, üzerinde adım adım ilerlediği teorik bir platformu vardır. Ama bu da yeterli değildir. Her ideolojik, politik ve örgütsel sapmanın altında tarihsel-toplumsal gelişmenin o anki dış ve iç koşulları tarafından beslenen dış zemini yine sınıfların durumu ve sınıf mücadelesi analizi ile tercüme edilmeye imkan sağlayan bir ortamı vardır.
Bu perspektifle bakarsak aramızda bölünmeye neden olan ayrılıkları, kişilerin iyiliği ya da kötülüğü gibi kıstaslarla açıklamaktan kaçınmış tarihsel maddeci bir yorumla değerlendirmiş oluruz. Bu açıdan, hareketimizin önderliğini ayak oyunlarıyla ve kendisini de bağlayan tüzüğe rağmen gasp edenlerin tasfiyeci girişimleri, dünyada ve Türkiye’de Marksizm-Leninizm’in girdiği darboğazın, yanı sıra burjuvazinin devrimci örgütler üzerinde 12 Eylül’den beri aralıksız süregelen terörünün, politik ve örgütsel imha harekatının dolaylı bir ürünüdür. Bu baskıya dayanma gücü ve yeterli ideolojik sağlamlılığı olmayan küçük-burjuva, liberal ya da çok eskide kalmış unsurlar; hareketi, kendi dayanma kapasitelerinin kaldırabileceği bir rotaya doğru sürüklemek istemişlerdir. Hareketimize kaya gibi sağlamlık aşılayan niteliklere sahip Osman, Fatih ve İsmail gibi yoldaşlarımızın şehit düşmesi ve öteki etkenler sonucu, yönetimin ehliyetsiz ellere geçmesiyle başlamıştır bu süreç. Bürokratizmin gelişmesi, kariyer düşkünlüğü, eski kadroların hor görülmesi, hareketin yerleşmiş geleneklerinden kopma ve revizyonist ideolojilerden etkilenme, adeta buna paralel olarak gelişmiştir.
Saflarımızda ’95 Eylül’ünden bu yana bir tartışma süreci yaşanıyordu.
Tartışma süreci boyunca, ağırlıklı olarak grup/çevre tarzına karşı, konferanslı/kongreli, programlı, tüzüklü, organların sorumluluk ve yetki sınırlarının net çizildiği, ilişkilerinin tüzükle belirlendiği ve buna uyulduğu Bolşevik parti tarzı işleyişin oturtulmasının mücadelesi verildi. Bu tüzüksel-örgütsel mücadelenin yanı sıra ’94 yılından itibaren ‘dönemsel politika’ olarak ortaya atılan, ardından ‘stratejik yönelim’ olarak belirlenen politika ve taktiklerin, başta legalizm olmak üzere önemli tahribatlara ve sapmalara yol açtığı belirtilip, bu duruma son verilmesi istendi. Teori-pratik ilişkisi, teorinin üretimi ve ele alınış tarzına ilişkin ciddi eleştiriler yapıldı. Özcesi; ağırlıklı olarak örgütsel sorunlarla başlayan, oradan siyasal ve ideolojik boyutlarına uzanan çok yönlü bir iç mücadele verildi.
Oluşturulan ‘Tartışma Platformu’nda kadrolardan gelen yoğun eleştiriler karşısında kendini köşeye sıkışmış hisseden tasfiyeciler, en kirli yöntemleri kullanarak kimilerini daha tartışma süreci devam ederken tecrit politikası ile yalıtmış ve elimine etmişti; kimilerini ise benzer yöntemlerle boyun eğer hale getirmişti. En sonu bir metnin imzaya açılması ile yapılan ‘sanal konferans’ın sözde ‘sonuç bildirgesi’ ile bir türlü yıldırmayı başaramadıkları komünistleri de tasfiye ederek amaçlarına ulaştılar.
Böylesi ani bir manevra ile dışlanan bizler hakkında yapılan ‘eskide kaldığımız’, ‘grup döneminin ilişkilerini geri getirmeye çalıştığımız’ propagandası ise, gerçeğin ters yüz edilişinden başka bir şey değildir.
İlkin, grup dönemini bizzat yaşayan ve o dönemin ilişkilerini ileriye taşımakla kalmayıp örgütün belirli bir zayıflama döneminde bunu resmi düzleme çıkaran bizler değil, onlardır.
İkincisi, grubun örgüte dönüştüğü 1979 sonrasının ileriye dönük olumlu bir gelişmeyi ve dönüşmeyi içeren bütün ideolojik-politik ve örgütsel kazanımlarını teoride olsun pratikte olsun savunuyoruz ve geleneğimizi koruyup geliştirmeyi önümüze bir görev olarak koyuyoruz. Resmi hizbin terke yöneldiği geleneğimizi sürdürüyoruz, ama onu dondurmadan, eleştirel bir gözle geliştirip zenginleştirme perspektifi taşıyarak…
Haziran 1998
Ayrıca bu yazılara bakabilirsiniz
YOL AYRIMI- 2: Tartışma Platformu Tutanaklarından…
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir