
Vlore şehri nihayet 47. gün sokağa çıktı.
Günlerdir kentte konuştuğum herkese, özellikle esnaflara soruyorum; burada halk neden sokağa çıkmıyor, eylemler neden burada başlamıyor diye. Öyle ya, yaşanan sorun Tiran’dan ibaret değil ki, bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Burada küçük de olsa yapılacak eylemler, Tiran’a moral katacaktır. Tiran dışında diğer kentlerin de hareketlenmesi devlete ve işbirlikçilerine geri adım attıracaktır.
Eyleme orada tanıştığımız bir arkadaşla katıldık. Küçük bir grup olarak başlayan yürüyüş, kısa zamanda 500 kişiye ulaştı. İlk gün olmasına rağmen iyi bir şey. Israrlı bir biçimde devam ederseniz, büyüyecek, sıçrayacaktır diye değerlendirmeler yapıyorduk yanımdakilerle.
Kentte çeşitli biçimlerde konuştuğumuz kişilerden bir grup ile tesadüfen karşılaştık. Gidip kollarına girdim, ne slogan atıyorlarsa ortak oldum. Dövizlerini tutanlardan devraldım, bayraklarını da… Yetmedi, telefon alışverişi… Ben de kendi mücadelemi anlattım onlara. Kortej sorumlusu arkadaş megafonu uzatınca, enternasyonal dayanışmaya çağıran sloganları gür bir sesle atmaya başladım. Birden kameralar, resim çekmeler, esnaflar… hepsinin ilgi odağı oldu. Geçen halk zafer işaretleriyle selamladı, kimileri de attığımız sloganlara ortak oldu.
Bu arada birisi elime bir döviz tutuşturdu. Günlerdir “Tiran ayakta, Vlore nerede” diye sohbet ediyordum; baktım Arnavutça “Vlore işte burada” yazıyordu dövizde. Dövizi bilerek hazırlamış, bilerek elime vermişler. Farkedince çok mutlu oldum.
Birarada olmaktan çok mutluyduk. Sanki yıllardır omuz omuzaymışız gibi.
Korkmuyordu yanımdaki insanlar. İnanıyorlardı ve o yüzden eylemdeydiler. Yolsuzluklara karşı, Arnavutluk’u yok eden yasalara, sağlık, eğitim, emeklilik sistemlerine ve diğer bütün sorunlara karşı…
Vlore şehri Arnavutluk’un 3. büyük şehri, zengin ve turistik yerleşimlerinden biri. Bir Avrupa şehri diyebiliriz. Kentin tam ortasından geçen kilometrelerce uzunluğunda bir cadde, bankalar, iş yerleri, lüks mağazalar ve her şeyi bulabileceğiniz dükkanlarla dolu. Limanları var, Katarlı zenginler en güzel yerlerde villalar satın almış. 8 binin üzerinde İtalyan varmış bu şehirde. Çoğunun emekli olduğu söyleniyor. İyi bakıldığında çarpık kentleşmeyi görmek de mümkün. Bir yandan zenginlerle dolu kafeler, restoranlar, bir yandan hemen cadde üzerinde para toplayan yaşlı insanlar dileniyor. Köylüler domates, baharat, çekirdek, armut gibi kendi ürettiklerini getirip satıyorlar. Bir yanda şatafat var, bir yanda hüzünlü görüntüler. Zenginlik ve yoksulluk bir arada.
Arnavutluk Devrimi sürecinde, halkın ilk silahlı sokağa döküldüğü kent burasıymış. Kurşunların ilk atıldığı, kitlesel eylemlerinin ilk yapıldığı yer…
Kentte hektarlarca dönüm arazi üzerine kurulu bir üniversite var. Ve üniversite bahçesinde, devrim sırasında şehit düşenlerin, halk kahramanlarının büstleri duruyor hala. Onları kaldırmamışlar.
Arnavutluk’ta tüm karşı-devrimci saldırılara rağmen devrimin izleri halen sürüyor. En önemlisi, insanlarda kapitalizmin saldırılarına, hak gasplarına dönük öfke büyük. “Flamingo Devrimi” adıyla başlayan eylemler de bunun göstergesi…
Avrupa’dan bir PDD’li
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir