
1 Mayıs’ın hemen ardından yaptığımız değerlendirmede, 1 Mayıs öncesinde yürütülen siyasal tartışmaları ve 2026 1 Mayısı’nın sınıf mücadelesine kattıklarını değerlendirdikten sonra, yazıyı şu cümle ile bitirmiştik: “Sınıf mücadelesinde güçlü kazanımlar elde etmek, 1 Mayıs ya da NATO gibi süreçlerde sonuç alıcı eylemler örgütlemek istiyorsak, birlikte hareket etmenin zeminlerini güçlendirmek, gereklilikten öte bir zorunluluktur.”
Her siyasi hareket zaten kendi bağımsız çalışmasını yürütür. Ancak saldırının büyük olduğu ya da direnişin güçlü olması gerektiği dönemlerde, kolektif çalışma daha fazla önem kazanır. Kurulacak eylem birlikleri bu yanıyla önemlidir.
Birlikte hareket etmek, bazen ilkelerinden taviz vermeden esnemeyi gerektirir; mesela 1 Mayıs’ta Taksim’e gitme konusunda net bir karara sahip olsan bile, ortak açıklama yapmak için dost-devrimci kurumların netleşmesini bekleyebilirsin. Kimi zaman başka platformlarda siyaseten biraraya gelemeyeceğin kurumlarla, bazı eylemlerde ortaklaşabilmek için en geniş birlikteliği kurmaya uğraşırsın. 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak ve NATO karşıtı mücadeleyi örgütlemek bu kapsamdadır mesela. Kimi zaman ortak kazanımları öne çıkartırsın; kimi zaman da birlikte yürümeye devam edebilmek için eleştirilere ağırlık verirsin. Geçen sayımızda kazanımlarımızı öne çıkarttık, bu yazıda ise, eleştiri konusu olan noktaların altını çizme ihtiyacı duyduk.
1-) Mecidiyeköy’de yapılan yürüyüş ve gösteriler “1 Mayıs Koordinasyonu” tarafından örgütlenmiştir. Koordinasyonun bileşenleri İşçi Emekçi Birliği, 1 Mayıs 2026 Taksim İnisiyatifi, TİP, TÖP, BKP, DP’dir. Meydanda, ablukanın içinde, polisin saldırısı altında, Koordinasyon’un bütün bileşenleri bir biçimde vardı. Keza Kazancı Yokuşu’ndaki anma da Koordinasyon tarafından örgütlenmişti; ancak fiilen İEB ve İnisiyatif tarafından hayata geçirildi, İEB ve İnisiyatif bileşenleri gözaltına alındı. Ayrıca 1 Mayıs hazırlık sürecinde, ortak bir amblem belirlenmiş, bu amblem İEB’in kendi faaliyetlerinde de (bildiri, internet paylaşımları vb) ortak biçimde kullanılmıştır.
Buna karşın hem İnisiyatif’in ortak açıklamasında, hem de İnisiyatif bileşeni bazı kurumların açıklamalarında, İEB’in varlığının ve eylem ortaklığının yok sayılması doğru bir tutum değildir. İnisiyatif, başından sonuna eylemin “sahibi” gibi davranmakta, süreci kendisiyle başlatıp kendisiyle bitirmektedir.
2-) Bu seneki 1 Mayıs toplantıları, geçen yılın “Tertip Komitesi” ve Mücadeleci Sendikalar’ın çağrısıyla başladı. İlk toplantıdan itibaren ortak hareket etme konusunda sıkıntılı bir tablo sözkonusuydu. İnisiyatif’in ortak açıklamasında “Taksim tercihini ortaya koyan tüm örgütlü güçlere açık, kolektif, eşitlikçi, dayanışmacı bir zeminde kurulan 1 Mayıs 2026 Taksim İnisiyatifi” ifadesi ve İnisiyatif bileşeni kimi kurumların “ortaklaştırmak için çok çaba sarfettik” mealindeki vurguları, gerçeği tam olarak yansıtmıyor. İlk ortak toplantıda Tertip Komitesi’nin “Taksim’deyiz” içeriğindeki ortak açıklama önerisinin İEB’in ısrarıyla ertelenerek, “Taksim’i hedefliyoruz” içeriğinde bir ortak açıklama yapılmasının kabul görmesi; ikinci toplantıda “Tertip Komitesi” isminin “İnisiyatif” olarak değiştirilmesi gibi örnekler, bu “kolektif, eşitlikçi” yaklaşımın, ortaklaşma çabasının ürünü gibi gösterilmektedir.
Bazı kurumların toplantılarda daha ortaklaştırıcı, daha eşitlikçi yaklaşmaya çalıştığı doğrudur. Diğer taraftan bileşenlerin bazılarının tartışmalardaki sertliği, hatta saldırganlığı, bazı kurumların ise küçümseyici-alaycı tavırları, çıkmış olan kararlardan daha önemlidir. Burada ne “eşitlikçi” bir yaklaşım vardı, ne de en geniş bileşimi birarada tutma çabası… “Ben Taksim’e çıkıyorum, gelen gelsin” diye bir “ortaklaşma” olmaz; “en geniş bileşim”i biraraya getirme sorumluluğu, çok daha fazla çabayı gerektirir. Bizim için miadını doldurmuş bir tartışma (mesela Taksim bizim için de başından itibaren netti) başkası için henüz tamamlanmamış bir süreç olabilir. İkna ve ortaklaşma süreçleri, tam da bu koşullar için gereklidir.
Keza ismin ve sosyal medya hesabının değişmiş olması, iddia edildiği gibi bir “ortaklaşma çabası” ya da “fedakarlık” değil, bir zorunluluktu. Geçen yıl yapılan hatalardan dolayı çok tepki alan, özellikle üniversite gençliğinin kızgınlıkla yaklaştığı bir ismin zaten değişmesi gerekiyordu. Geçen yıl Taksim sürecini birlikte örgütleyen kurumların bir kesimi de bu değişikliği zorunlu görüyordu.
Diğer taraftan, hazırlık sürecinde bildiri, ortak metin vb faaliyetlerde ortaklaşmak nispeten daha kolaydır. Asıl zor olan, 1 Mayıs günü ortaklaşabilmekti; bu başarılamadı.
3-) Koordinasyon toplantısında eyleme başlama saati 11.00 olarak netleştirildi. Saat tartışmaları sırasında biz, 11’in çok geç olduğunu birçok defa ifade ettik. Yasal 1 Mayıs mitinglerinde saat ne kadar geç olursa o kadar iyi olur; çünkü İstanbul’un çok uzak noktalarından insanların alana taşınması kolay değildir. Ancak “meşru Taksim eylemleri” sözkonusu olduğunda, saatin daha erken olması gerekir. Zaten “Taksim kitlesi”nde böyle bir alışkanlık vardır. Yollar kapalı olacağı için, geç kalma korkusuyla insanlar erkenden Taksim çevresine konumlanmaya başlarlar. Devlet de çok erkenden tutmuştur bölgeyi. Saat ilerledikçe eylemciler ile polis arasındaki temaslar sıklaşır; karşılıklı olarak gerilim artar. Erken gözaltılar ise baskıyı daha da büyütür. “Meşru Taksim eylemleri” alışkanlığı olanlar bu tabloyu bilirler.
Belirlenen saat yanlıştı; ancak belirlenmiş olana uymak zorunluydu. Çünkü binlerce insan, kendisini bu saate göre ayarlamıştı. Bu koşullarda eylemi yarım saat erken başlatma kararı çok büyük bir hataydı. Sağdan soldan ortaya çıkan 5’er, 10’ar kişilik birkaç grup, biraraya bile gelemeden, hızla ablukaya, ardından gözaltına alınarak eyleme katılamadı. Tablo, onlarca kurumun birlikte hareket ettikleri bir “ortak eylem” değil, küçük grupların dağınık eylemleri şekline büründü.
Bu dağınıklık, sonrasında alanda olan kitlede de etkisini sürdürdü. Yüzlerce kişinin aynı anda, birden başlatacağı bir eylem, bu örgütlü çıkışıyla çok büyük bir etki yaratacak; bir anda hareket geçen büyük kitlenin kendisine güveni de farklı olacaktı. Ortalıkta bekleyen örgütsüz-kendiliğinden yüzlerce kişiyi de kortejin-eylemin bir parçası haline getirebilecek, barikatları aşma konusunda daha büyük bir kararlılık ve güç oluşturacaktı.
Elbette 2026 1 Mayısı genel olarak geçen yıldan daha iyi, daha kitlesel, daha coşkuluydu. Ve bu yönüyle sınıf mücadelesinde öne atılmış bir adımdı. Ancak daha fazlasını başarmak mümkündü; grupların belirlenen saatten önce ve dağınık bir şekilde çıkması, bu imkanı ortadan kaldırdı.
Erken çıkış yapmak, basit ve teknik bir hata değildi. Bu kararı alan arkadaşların gerekçelerini bilmiyoruz. Belki dar grup çıkarları gereğidir, belki alanda giderek artan baskı ve gerilimin basıncıyla yanlış karar almışlardır. Belki de erken gözaltı haberlerinin tedirginliği ile hızlı davranmak istemiş olabilirler. Sonuçta belirlenen saate neden uymadıklarını bilmiyoruz; ama yanlış bir karar aldıklarını ve bu yanlış kararın, eylemi, olması gerekenden daha zayıf düşürdüğünü biliyoruz.
Ortak açıklamada bu konuda hiçbir özeleştiri yapılmamasını ise, gerçekten sorunlu buluyoruz.
4-) Eyleme erken başlama kararının çok tartışmalı bir yönü de “bu kararı kim aldı?” sorusu oldu.
İlk toplantılardan itibaren Tertip Komitesi’nin sembolik-resmi bir anlamı olduğu, asıl belirleyici olanın Eylem Komitesi olduğu, her vesileyle vurgulandı. Ve “Eylem Komitesi bu bileşimdeki tüm temsilcilerdir” cümlesi her fırsatta kuruldu. “Koordinasyon” toplantılarında da sıkça ifade edildi. İnisiyatifin “ortaklık, eşitlikçilik” vb söylemlerinin dayanağı da zaten asıl olarak bu karardı. Ama 1 Mayıs günü tam da bu karar çöktü. Gördüğümüz kadarıyla, eyleme erken başlama kararı, bazı mücadeleci sendikalar tarafından oluşturulan, “sembolik” olduğunu duymaktan bıktığımız Tertip Komitesi tarafından alınmıştı. Koordinasyon’da bu konu hiç konuşulmadı, önerilmedi, yazışma yapılmadı. İnisiyatif’in bileşeni kurumlar içinde bir görüş alışverişi yapıldı mı bilmiyoruz; bazı kurumların yazdığı değerlendirme yazıları, bunun olmadığını gösteriyor.
Bu koşullarda, “her bileşen eşittir, söz hakkına sahiptir, Eylem Komitesi’ndedir, 1 Mayıs günü karar alma mekanizmasının bir parçasıdır” söylemi hükmünü yitiriyor. Hem de ikinci kez. Çünkü 2025 1 Mayısı’nda da aynı biçimde, aynı sorun yaşanmıştı.
Eğer eylem anında, eylemin içinde bir ortaklaşma sağlanamıyorsa, ortada gerçek bir “bileşen hukuku” yok demektir. Birilerinin kendisini diğerlerinin üzerinde gördüğü; aldığı kararları diğerlerine dayatabileceğini düşündüğü; zaten diğerlerinin düşünce ve kararlarını önemsemediği bir tablo sözkonusudur.
5-) İEB’in Astoria’nın önünden yürüyüşle gelmesi, eylemin önemli kesitlerinden biriydi. Başlangıca ilişkin belli eksiklikler yaşansa bile, kortej oluşturuldu, sloganlarla yürüyüş başlatıldı; Mecidiyeköy meydana kadar birkaç kere önleri kesildi; gözaltılara rağmen her kademede barikatı aşabilenler meydana ulaştı. İnisiyatif ve bileşenlerinin bu yürüyüşten hiç sözetmemesi, 2026 Taksim 1 Mayısı’nı değerlendirirken önemli bir eksikliktir.
6-) Eylem hatalı başladı, hatalı bitirildi. Polis barikatının önünde açıklama yapıp “dağılıyoruz” demek doğru değildi. Zaten kitle de dağılmadı; polis dağıttı. Ama “öncüler”in “dağılıyoruz” dediği, kitlenin dağılmadığı bir tablo ortaya çıktı.
7-) TİP’in bu 1 Mayıs’ta Taksim’e gelirken ve Koordinasyon içinde yer alırken önceliği geçen yıl Kadıköy’e gitmiş olmasının eleştirilerini bertaraf etmek ve Taksim için toplanacak binlerce kişinin önünde kendi başkan ve vekilleriyle bir görüntü oluşturmaktı. Bunu başardı.
Geçen yıl 1 Mayıs, 19 Mart Saraçhane sürecinin yükselttiği dalga üzerinden gelmişti ve özellikle örgütsüz öğrenci gençliğin büyük bir akını olmuştu Mecidiyeköy’e ve Taksim çevresine. Bu yıl aynı dalga olmamasına rağmen, sayıca daha güçlü bir kitle toplandı meşru-militan 1 Mayıs kutlaması için. Bu tabloda en büyük olumluluk, kitlenin kazanmaya istekli ve zorluklarına (gözaltı vb) hazır olduğunu göstermesidir. Öncülerin ise, hatalarından dersler çıkararak, gerçekten kolektif-eşitlikçi bir bileşim oluşturarak, daha güçlü mücadele süreçlerine hazırlanması, çıkartılması gereken en önemli sonuçtur.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir