
AKP yöneticilerinin, eski bakanların, bürokratların içinde olduğu büyük bir borsa dolandırıcılığı yaşandı. Kurdukları fon sistemiyle yüzbinlerce insanın birikimine çöktüler.
O günden bu yana borsa, gündemin ilk sırasına oturdu. Üzerinde çok konuşuldu, konuşulmaya da devam ediliyor…
Borsa; küçük tasarruf sahiplerinin defalarca oyuna getirilip “silkelendikleri” bir kumar alanıdır. Küçük yatırımcının büyük umutlarla girdiği, ardından derin bir hüsran yaşadığı bir yerdir. Büyük para babalarının ise, “vurgun sahası”, servet transferi zemini…
Genel olarak borsada, manipülasyon üzerinden bazı şirketlerin hisse değerleri hızlı yükselir, ani düşüşler yaşanır; küçük yatırımcılar kaybeder, büyükler kazanır. Sistem böyle işlerken, son yaşanan fon krizinde normal işleyişin ötesinde çok büyük bir vurgun yaşandı. Bu yüzden sarsıntısı büyük oldu, ekonomik ve siyasi krizi derinleştirdi.
Normal işleyişte borsaya açılan şirketlerin gerçek değerini, o şirketin sermaye büyüklüğü ve yapısı, karlılığı, cirosu vb bir dizi veri belirler. Ama fon vurgununda gündeme gelen Pusula Portföy, Gündoğdu Gıda’yı parlatarak çok büyük gösterdi. Geçtiğimiz yıllarda Astor Enerji, -cirosu Sabancı Holding’in sadece enerji alanındaki cirosunun 10’da biri bile değilken- öyle bir şişirildi ki, hisseleri Sabancı Enerji’yi, hatta Sabancı Holding’in hisselerini geçti. Keza Söke Un, küçük bir fabrika iken, 2023 yılında borsada halka arz edildikten sonra değeri adeta uçtu. Aynı yıllarda SASA’nın dalga dalga yükselen hisseleri “Sasaniler” şeklinde mizah konusu yapılan büyük bir kitle yaratmıştı.
Hepsi benzer şekilde ani dibe vuruşlarla arkalarında binlerce mağdur bıraktılar. Bunlar arasında ne yazık ki, işçi ve emekçiler de var.
Burjuvazi ve onun temsilcileri, emekçileri borsaya çekmek için allayıp-pullayarak kitlelere sundular. Arkasında devlet desteği olduğunu söyleyerek güven verdiler. Büyük şirketlerin yanı sıra, küçük-orta düzeydeki şirketler de “halka açılarak” emekçileri borsaya çekmeye çalıştı.
İşçiler, yüksek kazanç vaadiyle aldatılıyor
İşçi sınıfı ve emekçiler genel olarak şans oyunları (spor-toto, loto, altılı ganyan vb.) oynuyorlar. Kendi aralarında en çok konuştukları konu ise, futbol maçları oluyor.
Son yıllarda şans oyunları dışında, kripto para, bahis, borsa da işçiler arasında yaygınlık kazanmış durumda. Artık günlük hisse alış-satışları takip ediliyor, borsa üzerine sohbetler yapılıyor, birbirlerini borsaya girmeleri yönünde teşvik ediyorlar.
İşçiler, ailece çalışarak, yemesinden-içmesinden kısarak az da olsa biriktirdikleri paralarını artırmak, ek bir gelir elde etmek, yaşam koşullarını iyileştirmek için bir umut olarak borsaya yöneliyor. Tüm şans oyunları gibi borsaya da bir kazanç kapısı olarak bakıyorlar. Yoksulluk ve sefaletten kurtulmak için bu umuda sarılıyorlar. Yüksek kazanç vaatleri, “paradan para kazanma” propagandası, onları bu kumar sisteminin içine çekiyor.
Oysa para durduğu yerde kazanmaz. Borsada dönen spekülatif para, işçilerin sömürüsünden elde edilen, karşılığını vermedikleri, gaspettikleri artı-değerden oluşan birikimlerdir. Dünya genelinde işçi sınıfının, üretim alanlarında ürettiği toplam artı-değer, patronlar tarafından gaspedilerek kar, faiz, rant şeklinde bölüşülür.
Bazı patronlar işçilerden gaspettikleri artı-değerle yetinmeyerek, onları borsadan kendi hisselerini satın almaya zorluyorlar. 2022 yılında “SASA’sı olanın tasası olmaz” şeklinde reklamı yapılan SASA, en değerli şirketler listesindeydi. SASA hisselerindeki artış öyle bir dalga yaratmıştı ki, bu dalgaya işçiler de katıldı. Dahası, taşeron ve sendikasız işçilere, sendikalı işçiler kadar ücret ve haklar vererek, sendikayı işlevsizleştirdi. İşçiler sendikanın patron tarafından tasfiyesine tepki göstermeyip, SASA hisselerini almaya koştular. SASA hissesi alan bir işçinin şu sözleri oldukça çarpıtıcıdır: “Hisse alarak fabrikaya ortak oluyoruz. Artık hak istersek, grev yaparsak, bizim kağıtların da değeri düşer.”
Benzer bir durum Zonguldak’ta yaşandı. Zonguldak Alaplı İplik Fabrikası’nda sendikal örgütlülük gerçekleşti. Patron, sendika yöneticilerine kendi hisselerini almayı önerdi. “Şirket büyürse, siz de kazanırsınız” diyerek onları satın aldı. Bizzat sendikacılar, işçileri şirketin hisselerini almaya yönlendirdiler. Böylece sendikal örgütlülük fiilen çöktü.
Sonuç olarak; borsada yaşanan her vurgun, “küçük yatırımcı” denilen, işçi ve emekçileri vuruyor. İşçiler hem paralarını, hem örgütlülüklerini kaybediyorlar.
Devrimci örgütlerin sınıfla bağlarının zayıflığı, işçi sendikalarının işbirlikçi-bürokratik tutumu, işçilerin örgütlülüğe güvenlerini azaltıyor. Yoksulluk ve gelecek belirsizliği örgütsüzlükle birleşince, böyle boş umutlara kapılma artıyor.
Fatura yine işçilere emekçilere kesilecek
Kapitalist sistemde karlar özeldir, zararlar ise toplumsal!
İşsizlik fonu bile patronlara tepe tepe kullandırıldı. Her türlü yolsuzluk, dolandırıcılık durumunda yaşandığı gibi, bu fon krizinin faturası da yine işçilere-emekçilere kesilecek…
Bilindiği gibi bütçe, büyük oranda işçi emekçilerin vergilerinden oluşuyor. İşçilerin ücretleri daha eline geçmeden vergi kesilirken, en temel tüketim maddelerine ödedikleri dolaylı vergilerle hazinenin en büyük kısmını oluşturuyorlar. Alım gücü her geçen gün düşen işçi ve emekçiler, şimdi fon krizinin getireceği yeni zorluklarla karşı karşıyalar.
Önümüzdeki günlerde asgari ücret ve bütçe görüşmeleri başlayacak. Asgari ücret ve genel olarak ücretler yine olabildiğince düşük tutulacak. Temel tüketim maddelerine ise, yeni vergiler getirilecek. 2027 yılı bütçesi, yeni vergi kalemlerinin yanı sıra sağlık, eğitim, sosyal yardım hizmetleri gibi kalemlerden kesintilerle oluşacak. Ve fon krizini halkın sırtına yüklemeye çalışacaklar.
Kurtuluş borsa ve şans oyunlarında değil,
örgütlü mücadelede!
“İşçilerin borsayla ilgilenmesinde ne sakınca var” diyenler olabilir. Ama mesele borsayla ilgilenmek, hakkında bilgi edinmekle sınırlı değil; borsada hisse alış-verişi yapmak, “küçük yatırımcı” olarak borsaya dahil olmak sorunudur. Dolayısıyla “kumar masası”nda yem olmaktır.
Elbette işçi sınıfı dünyadaki her gelişmeyle olduğu gibi, borsa hakkında da bilgi edinmelidir. Fakat sınıf bilinçli işçilerden doğru bilgiler edinmeleri koşuluyla… Zaten bu bilgileri edindiklerinde borsaya girmeleri de sözkonusu olamaz.
İşçiler ve emekçiler, yaşadıkları yoksulluğun, sömürünün gerçek kaynağını öğrenmeye yönelmeli ve örgütlü mücadeleyi büyütmelidir. Bireysel kurtuluşun mümkün olmadığını anlayarak, sınıf olarak harekete geçmelidir. Enerjisini, bilincini borsada alçalan-yükselen hisse senetlerine değil, sınıfın mücadelesinin sorunlarına akıtmalıdır.
Kurtuluş şans oyunlarında, borsa da değil, örgütlü mücadelededir! Yaşanan her olay bu gerçeği bir kez daha suratlara çarpmaktadır.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir