
Üniversite öğrencileri 6 Kasım günü Beyazıt Meydanı’nda YÖK’ün kuruluşunu protesto ettiler. Üniversite Öğrencileri “Faşist Genelgelere, Geleceksizliğe, YÖK’e Karşı Mücadeleye” yazılı pankartı açtı. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Öğrencileri, “YÖK Kalkacak, Polis Gidecek, Üniversiteler Bizimle Özgürleşecek” yazılı pankart ile Rektörlük önünden kortej halinde Beyazıt Ana Kapı’ya yürüdüler.
Eylem boyunca “YÖK Kalkacak, Polis Gidecek, Üniversiteler Bizimle Özgürleşecek”, “YÖK, Polis, Medya, Bu Abluka Dağıtılacak”, “Genelgeler Sökmedi, Sökmeyecek”, “Gözaltılar, Tutuklamalar, Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Parasız, Bilimsel, Demokratik Eğitim”, “Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük”, “İçerde Dışarda Hücreleri Parçala”, “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz”, “Katillerden Hesabı Gençlik Soracak”, “Tacettin Erol Yalnız Değildir”, “İlayda Zorlu İsyanımızdır”, “Parasız, Bilimsel, Ana Dilde Eğitim”, Gençlik Gelecek, Gelecek Sosyalizm”, “Yaşasın Devrim ve Sosyalizm” sloganları atıldı. Gençlik örgütlerinin flama, önlük ve dövizlerle katıldığı eylemde PDG, “Yaşasın Gençliğin Faşizme Karşı Birleşik Mücadelesi” yazılı dövizle beraber alandaydı.
Ajitasyon konuşmalarının ardından basın açıklaması okundu. Beklenenden daha kalabalık geçen eylem halay ve türkülerle bitirildi.
Okunan basın açıklamasını olduğu haliyle paylaşıyoruz:
Basına ve kamuoyuna,
Üniversitede mücadeleye atılan öğrenci gençliğin örgütlenmesinin önüne geçmek ve kampüslerin neo-liberal politikalarla sermaye yararına dönüşümünü sağlamak adına 45 sene önce, 12 Eylül askeri faşist darbesiyle kurulan YÖK; devletin istediği “makul” öğrenciyi yaratmak üzere tek tip dernekler yasası ile harekete geçmiştir. Sonraki yıllarda üniversitelere atanan kayyumlar, üniversitelerin sermayeye açılması, ağırlıklı olarak, egemenlerin söylemiyle, “kar getirisi” olan bölümlere yapılan yatırımlarla kampüslerimiz doğrudan sermayenin pazarı haline gelmiş ve neo-liberal politikaların etki alanı artırılmıştır. Aynı zamanda eğitim müfredatları da anti-bilimsel ve erkek egemen anlayışla şekillendirilmiştir. Birçok akademisyen siyasi görüşleri dolayısıyla ihraç edilmiş yerlerine siyasi iktidarın çevresindeki isimler, tacizci, fail akademisyenler atanmıştır.
Bugün ise YÖK, yalnızca formaliteyi yerine getirmek üzere varlığını sürdüren bir kurumdur. Artık kararlar, kurum mekanizmalarında değil doğrudan siyasi iktidarın verdiği emirler doğrultusunda alınmaktadır. Geçtiğimiz sene İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla beraber 27 kişinin diplomasının iptal edilmesi, üniversitelerde demokratik hakları ve talepleri doğrultusunda mücadeleyi ve dayanışmayı büyüten bizlerin, uzaklaştırma cezalarıyla kampüslerinden ve eğitim hakkından mahrum bırakılması bunu kanıtlar niteliktedir.
Öte yandan birçok sıra arkadaşımızsa kirasını, yurt harcını, yaşam maliyetlerini ve eğitim materyallerini karşılayabilmek için güvencesiz ve günlük işlerde düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor. Aynı zamanda genç kadın yoksulluğu da kadın öğrenciler üzerine ekstra maddi zorluklar yüklemektedir. Ped fiyatlarının ve çeşitli bakım malzemelerinin erişilebilir olmaktan çıkması ve korkunç fiyatlara ulaşmış olması kadın yoksulluğunu daha da derinleştirmekte ve yakıcı hale getirmektedir. Bize reva görülen 4000 liralık KYK kredisi 1 ay boyunca yalnızca yemekhaneye gitsek dahi yeterli gelmemektedir. Yemekhane kartına para yükleyemediği için yoksullukla intihara sürüklenen Sibel Ünli’yi unutmadık, cemaat yurtlarına mecbur bırakılan, orada gördüğü baskı sonucu intihara sürüklenen Enes Kara’yı unutmadık, denetimsiz ve bakımsız KYK yurtlarında katledilen Zeren Ertaş’ı unutmadık.
Niteliksiz KYK yurtlarında ölmeyi beklemek istemediğimiz için, beslenme hakkımız parasız ve erişilebilir olsun dediğimiz için, eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim talep ettiğimiz için karşımıza polis barikatları çekilmekte, gözaltı ve tutuklama saldırılarıyla mücadelemiz sönümlendirilmek istenmektedir. Mücadelemizin önünü alamayan devlet ve yargı, ağır hapis cezalarıyla bizi yıldırmak istemektedir. İstanbul Üniversitesi öğrencisi Taceddin Erol da mücadele yürüttüğü için tutsak edilmiştir. Marmara 6 No’lu L Tipi Kapalı Hapishanesi’ndeki 7/24 kamera tacizine ve kuyu tipi tecrit işkencesine karşı başlattığı süresiz açlık grevi direnişinin 192. günündedir. Buradan sıra arkadaşları olarak Taceddin’in açlık grevi direnişini selamlıyoruz ve taleplerinin kabul edilmesini istiyoruz.
Kampüslerimizde örgütlenmelerine alan açılan mafya bozuntusu faşist çeteler, geçtiğimiz sene Hacettepe’de ve Ege’de arkadaşlarımıza palalarla saldırdı. Bunların yanı sıra birçok üniversitede ve kampüste aynı çeteler sosyalist-devrimci-demokrat birçok öğrenciye saldırdı ancak devrimci dayanışmayla gereken cevabı aldılar. 2026-2027 akademik senesinin başında yayımlanan “Terörsüz Türkiye” genelgesi ve çeşitli üniversitelerde TEM polisinin açtığı stantlar, düzenlenen oturumlar devrimci öğrencileri hedef almakta, siyaset alanımızı daraltmaya ve yok etmeye çalışmaktadır. Genelgelerinize karşı bugün hala üniversitelerde ve kent meydanlarındayız. Yayımlanan genelge ile de temellendirilen polisin sözde “bilgilendirme ve önleme faaliyeti” doğrultusunda İlayda Zorlu’nun polis babasının tabancasından çıkan kurşunla hayatını kaybetmiş olması, aile aramalarının geldiği en uç noktadır. İlayda Zorlu’nun babasını arayan polisin söylediği, İlayda’nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için düzenlenen yürüyüşe katılmış olduğudur. Aile aramaları ile öngörülen “bilgilendirme ve önleme faaliyeti” ne konuda bilgilendirmekte ve neyi önlemektedir? Anlaşılan o ki devletin ve polisin önlemek istediği şey, kadınların hak ve özgürlükleri için örgütlü mücadeleyle buluşmasıdır, gençliğin gelecekleri için mücadele etmesini önlemektir.
Üniversiteleri sermayeye, faşist çetelere açan kayyum rektörler ve siyasi iktidar aynı zamanda eşit, bilimsel, parasız, anadilde eğitim hakkına saldırmaktan da geri kalmıyor. Yıllar boyunca eğitim müfredatları liberal ve erkek egemen anlayışla şekillendirilmiş ve bilimsel muhtevası tasfiye edilmiştir. Diğer bir temel mesele ise anadilde eğitim hakkıdır. Siyasi iktidar; tekçi politikalarla, başta Kürtçe olmak üzere, Türk dili ve kültürü dışında kalan dil ve kültürleri inkar etmekte, öğrencilerin anadilde eğitim hakkını yok saymaktadır. Anadilde eğitim hakkının tanınması egemenlerin söylediği gibi bölücü değil, farklılıkların tanınması ve eşit haklarla yaşaması demektir. Bu nedenlerle bilimsel ve anadilde eğitim talebi hala en güncel taleplerimiz arasındadır.
Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır ve aynı oranda üniversite içerisinde de erkek şiddeti artmıştır. Katledilen kadınların failleri devlet mekanizmaları tarafından ya beraat ettiriliyor ya da haklarında soruşturma dahi yürütülmüyor. Buna karşı üniversitelerde CİTÖK’lerin kurulmaması ya da etkin işletilmemesi, fail akademisyenlerin hala görevlerine devam edebiliyor olması ya da fail erkeklerin cezasızlıkla ödüllendirilmesi erkek egemenliğinin kadınlara ve kadın özgürlük mücadelesine olan yaklaşımını gözler önüne sermektedir.
Üniversitelerde yaşanan her sorunun esas kaynağı siyasi iktidar ve onun YÖK’üdür. Dün olduğu gibi bugün de örgütlü mücadelemizle kampüsleri kuşatmaya, bulunduğumuz her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Sıra arkadaşlarımızı hayattan koparanlar, geleceğimizi çalanlar bilsin ki uzaklaştırmalar ve soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar karşısında yılmadık, yılmayacağız!
Sözlerimizin sonuna gelirken Fransa’nın yoksul ve göçmen liselilerin başlattığı, Avrupa topraklarının her yanına sıçrayan gençliğin ve işçi sınıfının birleşik isyanını selamlıyoruz. Yaşasın enternasyonal öğrenci dayanışması, yaşasın örgütlü mücadelemiz.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir