NATO Zirvesi protestoları ve kurulan birlikler

NATO Zirvesi, öncesinde yaşanan yoğun gözaltı ve tutuklamalara, eylem yasaklarına rağmen NATO karşıtı faaliyetler ve protestolarla geçti.

Devletin aldığı tüm önlemler, NATO karşıtlarını durduramadı. Zirve öncesi başlayan faaliyetler, Zirve yaklaştıkça daha da arttı ve Zirve günlerinde Ankara, İstanbul, İzmir başta olmak üzere pek çok yerde protesto gösterileri yapıldı. Başını “NATO ve emperyalist savaş karşıtı birlik”lerin çektiği devrimci, demokrat kurumlar, bu süre boyunca bağımsız ve birlikte birçok eylem gerçekleştirdiler.

Zirve’nin toplanacağı Ankara, günler öncesinden adeta yarı-açık cezaevi haline getirildi. Buna karşın Ankara’da Zirve’nin yaklaştığı günlerde NATO karşıtı birçok eylem yapıldı. 27 Haziran günü “NATO’ya Hayır Koordinasyonu”, DİSK, KESK, TMMOB ve ATO Sakarya Caddesi’nde yürüdü. Zirve’nin ilk günü 7 Temmuz’da ise, gruplar halinde Kurtuluş Parkı’nda toplandılar, aralarında bazı milletvekillerinin de bulunduğu kitleye polis saldırdı, birçoğunu gözaltına aldı.

İzmir’de “NATO’ya Hayır Koordinasyonu” Zirve öncesi eylemlere başladı. Zirve’nin başladığı 7 Temmuz’da Şirinyer İzban önünde buluşan kitle, NATO karargahına yürüdü.

Adana’da, “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” 19 Haziran’da Atatürk Parkı’ndan İnönü Parkı’na kadar sloganlarla yürüdü. 22 Haziran’da ise İnönü Parkı’nda basın açıklaması ve bildiri dağıtımı gerçekleştirdi. 6 Temmuz’da Adana Emek ve Demokrasi Platformu, hem NATO’yu hem de eylem yasaklarını, gözaltı ve tutuklamaları protesto eden bir gösteri gerçekleştirdi.

Antakya’da “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik”, 20 Haziran’da Balıkçılar Çarşısı ile Perşembe Pazarı’nda kitleye NATO karşıtı ajitasyon çekerek bildiri dağıttı. Yoğun gözaltılar üzerine Antakya Emek ve Demokrasi Platformu 4 Temmuz günü “NATO’ya karşı ayaktayız! Gözaltılar serbest bırakılsın!” pankartıyla kitlesel bir açıklama yaptı.

Bu illerin yanı sıra 7 Temmuz’da Malatya, Eskişehir ve birçok şehirde NATO karşıtı yürüyüşler gerçekleşti. Eskişehir’deki eyleme polis saldırarak birçok kişiyi gözaltına aldı.

Eylemlerde talepler şöyle sıralandı:

  • Tüm NATO üsleri kapatılsın!
  • NATO’dan derhal çıkılsın!
  • Emperyalist savaş örgütü NATO dağıtılsın!
  • Emperyalist savaşlar ve silahlanma yarışı son bulsun!
  • Eğitim, sağlık, barınma başta olmak üzere bütçe temel ihtiyaçlara ayrılsın!
  • NATO ve emperyalizme karşı çıkmak suç değildir! Tutuklananlar serbest bırakılsın!

 

İstanbul’da “NATO ve Emperyalist Savaş

Karşıtı Birlik”in önemi, rolü ve faaliyetleri

NATO Zirvesi’ne karşı mücadelenin ana gövdesini İstanbul’da “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” oluşturdu. Hem bağımsız yürüttüğü faaliyetler ve eylemleriyle, hem de NATO karşıtı güçlerle oluşturduğu “Koordinasyon” ve çeşitli platformlarla birlikte eylemler yaparak bu sürecin motoru oldu.

Birlik, kendisini 28 Şubat 2026 tarihinde deklare etti. Fakat birliği oluşturma toplantıları Aralık 2025 tarihine kadar uzanıyor. Bu toplantılarda Birlik’in bileşenleri son halini aldı, hedefi-amacı netleşti. NATO toplantısının 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olması, biraraya gelişinin temelini oluşturdu. Yanı sıra COP-31’in (BM İklim Zirvesi) Kasım ayında Antalya’da toplanacak olması, onu da içine alan bir faaliyet süresini belirledi. Bu süre içerisinde anti-emperyalist bilinci yeniden canlandırmak ve kitleleri emperyalizme karşı mücadeleye çekmek için bir dizi ajitasyon-propaganda, eylem biçimi belirlendi, hayata geçirildi.

Birlik’in ilk eylemi, 1 Mart tarihinde Kadıköy’de ABD’nin İran’a saldırısını protesto etmek oldu. Ardından 15 Mart tarihinde ABD konsolosluğu önüne yürüyüşlü bir eylem gerçekleşti. Kitlesel yürüyüşlerden biri de NATO’nun kuruluş yıldönümü olan 4 Nisan günü yapıldı. 4 Nisan’da Taksim’den Dolmabahçe’ye yüründü. 1 Mayıs’ın yaklaşmasından dolayı Birlik, NATO karşıtı kampanyasını yazılı açıklamalarla sürdürdü.

1 Mayıs’tan sonra 6 Mayıs’ta Deniz’lerin idamının yıldönümünde Taksim’den Dolmabahçe’ye yürüyüş yapıldı.

Emperyalist savaş ve NATO karşıtı eylemlerin birleşik ve güçlü geçmesi için Birlik bir heyet oluşturarak tüm devrimci demokrat kurumlarla, siyasi partilerle, DİSK, KESK gibi sendikalarla görüşmeler yürüttü. DİSK görüşme talebine geri dönüş yapmadı; KESK “olumlu baktıklarını değerlendirip geri döneceklerini” söyledi, fakat dönmedi. Diğer siyasi parti ve kurumların tutumu ise, NATO’ya ilişkin kendi bağımsız faaliyetlerini yürütmek, Zirve yaklaşırken biraraya gelmek oldu.

Bu koşullarda 20 Haziran’da “NATO’ya Hayır Koordinasyonu” kendisini deklare etti. Sonra 27 Haziran’da Trump AVM önünde kitlesel bir eylem ve 5 Temmuz’da Kadıköy’de kitlesel bir yürüyüş yapıldı. 27 Haziran’da Koordinasyon bileşenleri İstanbul, İzmir ve Ankara’da eş zamanlı eylem yaptılar.

7 Temmuz’da İstanbul Emek Demokrasi Güçleri olarak Taksim AKM’den Dolmabahçe’ye yürüyüş oldu.

Devlet, Zirve’den yaklaşık bir ay önce devrimci kurumlara saldırıya geçti. 12 Haziran’da başlayan gözaltılar, Zirve günlerine kadar devam etti. O günlerde, eylem yapılan bütün illerde gözaltılar oldu. Zirve öncesi gözaltına alınanların nerdeyse hepsi tutuklandı.

Birlik her gözaltı operasyonuna karşı sokakta ve adliyelerin önünde protesto eylemi yaptı. Gözaltılara karşı 16 Haziran Mecidiyeköy, 18 Haziran Çağlayan Adliyesi önü, 23 Haziran Kadıköy, 8 Temmuz Kadıköy (İEBDG olarak) protesto eylemleri yapıldı.

Birlik Mecidiyeköy, Avcılar, Haramidere, Söğütlüçeşme metrobüs durakları, İçmeler Tersane köprüsü, Kartal Meydan, Sarıgazi, Eminönü ve Kadıköy’de (Kadıköy en az 4 kez) ajitasyon eşliğinde bildiri dağıtımları yaptı. Bu dağıtımların bir kısmı sokak sokak yürüyerek yapıldı. Nurtepe, Güzeltepe, Esenyurt, Mecidiyeköy, 1 Mayıs Mahallesi, Samandıra Akpınar Mahallesi Anadolu yakası E-5 yolunun bazı yerlerine afişler yapıştırıldı.

Birlik’in en çok zamanını alan gündemlerinden biri “uluslararası sempozyum” oldu. Onca zamana ve emeğe rağmen 13-14 Haziran günlerinde iki günlük sempozyum, ne yazık ki vasat geçti, gereken etkiyi yaratmadı. 13 Haziran’daki toplantıya yurtdışından konuşmacılar gelemedi; “online”e dönüştürülen seminer, çeviri sorunları başta olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı zayıf kaldı. Birlik bileşenlerinin ağırlıklı olarak konuştuğu 14 Haziran’daki toplantı ise katılım yönüyle düşük oldu.

Genel olarak Birlik’in yurtdışı ilişkileri zayıftı. Fransa, İsviçre, Almanya gibi ülkelerde Zirve’nin yaklaştığı günlerde çeşitli Birlik’ler kuruldu, faaliyetler ve eylemler gerçekleşti. Fakat bunların hepsi son günlere sıkışan ve kitlesellik bakımından cılız eylemler olarak kaldı. Sadece yurtdışı değil, ülke içinde de Birlik’lerin kurulması hem gecikti, hem de sınırlı oldu.

Birlik, İstanbul merkezli olarak kurulmuştu. Fakat diğer illerde de aynı şekilde Birlik’ler kurulması hedeflendi. Ankara, İzmir, Adana, Antakya’da yerel birlikler oluştu. Bu Birlikler, kendi bölgelerinde bildiri dağıtımı gerçekleştirdi, afişler astı, basın açıklamaları ve yürüyüşler yaptı. Buna karşın gerek il düzeyinde gerekse ilçe-mahalle düzeyinde yerel birliklerin oluşması zayıf kaldı.

Yerellerin yanı sıra alanlara dönük Birlik’ler de kuruldu. Örneğin Gençlik Birlikleri, önce İstanbul’da, sonra Ankara ve İzmir’de oluştu. Gençlik, başta İstanbul olmak üzere kurulduğu yerlerde hem bağımsız faaliyetleriyle, hem de ortak yapılan eylemlerde militan özellikleriyle öne çıktı. 7 Temmuz’da Kadıköy’deki “meşru” gösterileri polis saldırısına rağmen gerçekleşti.

Çalışmaların sendikalar ayağı ise eksik kaldı. Sarı, uzlaşmacı sendikaları bir tarafa koyalım; “mücadeleci sendikalar” kendi içlerinde “NATO karşıtı birlik” oluşturmayı başaramadılar. Bu yönde hedef koydukları halde Birlik kuramadıkları gibi, ortak eylemlere katılımları da çok düşük oldu.

Birlik başından beri Zirve günlerinde merkezi olarak Ankara’da olma hedefiyle çalışma yürüttü. Diğer kurumlarla görüşmeyi de bu eksende yaptı. Koordinasyon içindeki bazı kurum ve partiler Zirve günlerinde Ankara’da olmayı doğru bulmadıklarını söylediler; kimisi yarım ağız “olur” dedi, çok sınırlı biçimde Ankara diyenler de vardı.

Zirve günleri yaklaştığında Birlik içinde Ankara’ya nasıl gidileceği bir türlü netleşmedi. “Ankara’dakilerin planını öğrenip ona göre değerlendirelim” denilerek ertelendi. Devletin operasyonları, kitlesel gitmenin zorlukları, Ankara’nın açık bir hapishaneye çevrilmesi, bu konuda netleşmeyi geciktiren faktörlerdi.

Zirveye sayılı günler kala Birlik bileşenlerinin çoğu, Ankara’ya kitlesel gitmenin koşullarının olmadığı, herkesin bulunduğu yerde güçlü eylemler yapması yönünde görüş belirttiler. “Başta Ankara olmak üzere her yerde NATO’ya karşı sokakta olacağız” şeklinde bir karar alındı ve açıklama yapıldı. Birlik dışında Koordinasyon bileşenleri çoktan bu görüşü benimsemişlerdi.

Ankara’ya toplu biçimde gitmenin koşulları yoktu gerçekten. Ankara’ya gitmek üzere toplanılan yerlerde veya yolda gözaltına alınma ihtimali çok yüksekti. Buralarda gözaltılar olduğunda, Zirve’nin gerçekleştiği 7-8 Temmuz’da illerde eylem yapılamayacak veya daha cılız geçecekti. Ankara’ya bireysel ve grupsal gidişler olsa bile, Ankara’da kitlesel bir eylem gerçekleştirmek mümkün olmayacaktı. Nitekim öyle de oldu. Zirve’den günler önce Ankara’ya gitmeye çalışanların bir kısmı yolda gözaltına alındı, bir kısmı da Ankara’ya vardı ama yine Zirve başlamadan önce gözaltına alındı. Tek tük kişiler olarak gitmek elbette mümkündü ve öyle yapanlar da vardı; ancak kitlesel-grupsal bir gidiş olmadığı sürece, bir fark yaratması sözkonusu olmazdı.

Elbette Zirve günlerinde Ankara’da olmak önemliydi, fakat bu ilkesel bir konu değildi; koşullar değiştiğinde hedefler de değişebilir. Bizim de katıldığımız çoğunluk kararıyla Birlik bileşenleri 7-8 Temmuz’da bulundukları yerlerde eylemler gerçekleştirdiler. Asıl önemli olan bu eylemlerin nasıl örgütlendiğiydi.

İstanbul’da Birlik, Zirve’nin başlayacağı 7 Temmuz günü Levent’te eylem kararı almıştı. 6 Temmuz günü Kadıköy eylemi sonrası DİSK’in ayaküstü bildirimi ile eylemin Levent yerine Dolmabahçe’ye alınması doğru değildi. Birlik’in iradesinin yok sayıldığı bu dayatmaya boyuneğmesi, Birlik’in “ortaklaşma” adına verdiği en ciddi taviz oldu. Son anda flama yasağını kaldırılmayı başarması, bunun ciddi bir geri adım olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

 

Sonuç yerine

Ankara’da yapılan 7-8 Temmuz NATO Zirvesi’nin, tüm baskılara, engellere, kitlesel gözaltı ve tutuklamalara rağmen birçok yerde eylemlerle protesto edilmesi önemli bir başarıydı. Elbette 2004 yılında İstanbul’daki NATO Zirvesi’ne karşı ortaya koyulan eylem düzeyi ve kitlesellik yakalanamadı. İstanbul NATO Zirvesi’nde hem devletin baskıları aylar öncesinden ve bu yoğunlukta olmamıştı, hem de -daha önemlisi- devrimci hareketlerin gücü, eylem kapasitesi bugünkünden daha yüksekti.

Bu farklara rağmen tabi ki daha güçlü eylemler yapılabilirdi. Eksiklikler ve zaaflar olduğu muhakkak. Bunları ortaya koymalı ve aşmanın yollarını tartışmalıyız. Fakat yapılanları da asla küçümsememeli, inkarcı bir yaklaşım içine girmemeliyiz.

En başta bu süreci örgütleyen “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik”i değerlendirirken bu kriterler esas alınmalıdır.

Emperyalist savaşa bakışta farklı görüşler olmasına rağmen 30’dan fazla kurumun biraraya gelmesi ve Zirve’den 7 ay öncesinden toplantılara başlaması önemli bir adımdı. Kuruluşunu ilan ettiği günden itibaren ise, bildirileri, afişleri, eylemleri ile Zirve’yi ve NATO’yu gündeme sokmayı başardı. Keza NATO karşıtı tüm kurumlarla ortak faaliyet ve eylemleri organize etmesi, bazılarıyla “Koordinasyon” çatısı altında biraraya gelmesi, olumlu adımlardı.

Bununla birlikte yukarıda sıraladığımız eksikleri, zayıflıkları da oldu. En başta yerel birliklerin kurulması yönünde yeterince çaba sarfedilmedi. İşçi-emekçi kitlelere ulaşma yol ve yöntemleri daha fazla zorlanabilirdi. Örneğin merkezi yerlerde bildiri dağıtımlarının yanı sıra, yine toplu biçimde emekçi semtlerde, işçi havzalarında, fabrika önlerinde dağıtımlara daha fazla ağırlık verilebilirdi. Buralarda konuşmalar, kahve toplantıları, panel-seminer vb. örgütlenebilir, kitlelerle doğrudan temas edilebilirdi.

NATO karşıtı tüm kurumları biraraya getirmek, ortak eylemler yapmak önemliydi, fakat onlara tabi olmak doğru değildi. “Koordinasyon”da yeterince inisiyatifli davranamadı. Özellikle Zirve günlerinde DİSK, KESK gibi konfederasyonların, “Emek-Barış-Demokrasi Güçleri”nin dayatmacı yaklaşımlarına boyun eğilmesi yanlıştı.

Bu eksikliklerine rağmen Birlik olarak önemli bir misyonu yerine getirdiği açıktır. Şimdi önünde COP-31 Antalya Zirvesi’ne hazırlık görevi duruyor. Sonrasında ise, kendine yeni hedefler koyarak, yeni bir yön çizerek devam etmesi, birleşik mücadelenin örgütlü bir şekilde sürmesi bakımından yararlı olacaktır. Elbette NATO Zirvesi sürecindeki eksiklerini, yanlışlarını, zayıflıklarını ortaya koyup, aşma yönünde adımlar atarak…

Bunlara da bakabilirsiniz

Şavşat ve Meydancık’ta “RES’lere ve Madene geçit yok!”

Artvin’de 17 Temmuz günü önce Şavşat ve Hopa-Kemalpaşa yaylalarında yapımı planlanan RES (Rüzgar santrali), ardından …

’96 ÖO Şehitleri Ölümsüzdür!

1996 yılında ülke çapında devrimci tutsakların gerçekleştirdiği süresiz açlık grevi-ölüm orucunda 12 devrimci yaşamını yitirdi. …

Enerji işçileriyle dayanışma eylemi

Sendikanın tanınması ve ödenmeyen ücretleri için Ankara’ya yürüyen enerji işçilerinin yürüyüşü 2. gününde polis tarafından …