
“Kavganın ve aşkın şairi” dediler ona. Şiirleri dilden dile yayıldı… Gezi Direnişi’nden 19 Mart’a, işçi eylemlerinden 1 Mayıslara nerede direniş varsa orada, meydanlarda, mitinglerde okundu… Şarkı oldu, milyonlar tarafından söylendi…
Büyük şair Adnan Yücel’den bahsediyoruz…
Adnan Yücel, 1953 yılında Elazığ’da doğdu. Babası bir karayolu işçisiydi. Sonraki yıllarda soyadından dolayı “Can Yücel ile bir akrabalığınız var mı” diye soranlara; “Onun babası bakan, benimkisi işçi” derdi.
İlk ve ortaöğrenimini Elazığ’da tamamladı. 1975 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyat bölümünü bitirdi. Burada daha yakından tanıdığı Kürt halkını ve direnişini, sonraki yıllarda “Ateşin ve Güneşin Çocukları” kitabında, destansı bir şekilde dizelere dökecekti.
1979 yılında Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nü bitirdi ve Çağdaş Türk Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaptı. Elazığ ve Ankara’da birçok lisede Edebiyat Öğretmeni olarak görev aldı. 1987’den ölümüne dek Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Türk Dili Öğretmeni olarak çalıştı. Gençlere edebiyatı ve şiiri sevdirdi. Lise ve üniversitelerde şiir etkinliklerinin düzenlenmesine önayak oldu, genç şairlerin yetişmesine katkı sundu.
Adnan Yücel, çocuk yaşlarından itibaren şiir yazardı. 1974 yılında “Yeni Adımlar” dergisinde ilk şiiri yayınlandı ve hemen dikkat çekti. Ardından birçok sanat dergisinde ve gazetelerde şiirleri, yazıları çıktı.
İlk şiir kitabı “Kavgalara Sözlenen Sevda” 1979 yılında yayınlandı. 12 Eylül yıllarında “Soframda Kaval Sesi”, “Bir Özlem, Bir Türkü”, “Acıya Kurşun İşlemez” adlı şiir kitaplarını çıkardı arka arkaya. Bu kitaplarda, yenilginin karamsarlığını değil, direnişin gücünü ve umudu işledi. “Acıya Kurşun İşlemez” adlı kitabında şu dizeleri yazmıştı:
“Aç ve kavruk bir memeden / Direnmeyi yudum yudum emen / Bir çocuk gibi öğrendik / Ve direndik… / Ordular kurduk türkü renklerinden / Bütün ağıtları bir hücumda yendik / Acıya kurşun işlemez artık / Biz yaşamayı zulümsüz sevdik…”
Aynı kitapta, 12 Eylül faşist cuntasını “hücum” diyerek karşılayan ve “12 Eylül’e sıkılan ilk kurşun” olan Osman Yaşar Yoldaşcan’ı “Sen yürürsün rüzgar yürür” şiiriyle betimledi…
Adnan Yücel’in şiirdeki zirvesi ve kendisinin de en çok sevdiği kitabı, “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”tir. 1986’da yayınlanan bu kitap, 12 Eylül’ün aylarca süren en vahşi işkencelerinde adlarını bile söylemeyen komünistleri anlatır. Sokakta, işkence, zindanda, ölüm oruçlarında, içerde-dışarda direnenler, Adnan Yücel’in destansı anlatımıyla kitlelere ulaşır. Teslim olanların yanında direnenlerin de olduğunu ve geleceği onların temsil ettiğini bilinçlere nakşeder.
“Bir bir çekilirken teslim bayrakları / Ve kaçmalarla uzarken / Göçmelerle tozarken Avrupa yolları Durdu bir avuç yiğit / Bir tutam kır çiçeği / Ölüm dediğiniz ne ki / Gözümüzde hainler kadar küçük / Ve zafere inancımız ölümsüzleşen ölümler kadar büyük” dizelerinde olduğu gibi…
1984 Ölüm Orucu’nda kaybettiğimiz Mehmet Fatih Öktülmüş’ü “Kutup Yıldızı” olarak betimlemiş ve “Rüzgarla Bir” şiir kitabında şu dizelerle ölümsüz kılmıştır.
“Ne kopmuştur hiç bir zaman / Kök saldığı kutsal yerden / Ne de boyun eğmiştir / Ölüm kusan hiçbir karanlık önünde / Nasıl susulursa / Bin yıllık zamana karşı okyanus dilinde / Aynen öyle parlamıştır / Tüm gecelerin gökyüzünde / Aynen öyle”…
Ve 1984 Ölüm Orucu’nda bilincini yitiren Aysel Zehir’i “Direnç Çiçeği” şiiriyle selamlar. “Askıda-falakada / Her mevsimde dört açan / Hücrede-zindanlarda / Güneşsiz ışık saçan / Günleri utandırır /Gözündeki söz senin / İçindeki öz senin…”
Adnan Yücel bu şiirleri yazmadan önce, şehitleri yoldaşlarından, yakınlarından dinlemiş, yaşayanları ise bizzat gidip görmüştür. Sadece dinlemek ve görmekle kalmaz, onların çalıştığı fabrikaları, bölgeleri gezer, yaşadıkları yerleri dolaşır, teneffüs ettikleri havayı soluyup tüm benliğinde hisseder. Şiirlerinin bu kadar güçlü olmasında, okuyanları sarsıp derinden etkilemesinde bunun çok büyük rolü vardır.
Sonrasında yazdığı “Ateşin ve Güneşin Çocukları” Kürt halkına ve direnerek yaşamını yitiren yiğit evlatlarına adanmıştır. “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” kitabından sonra “nehir şiir” şeklinde yazdığı bu kitapta, derin bir tarihsel araştırmayı da şiir dilinde yansıtır.
“Ateşin ve güneşin topraklarında / Adem’den önce de akardı o nehirler / Adem’in arkasında yürüyen erler / Bütün olanları çok sonradan gördüler” diye başlar kitap… Ve devam eder: “Bir ateş yükseldi gökyüzüne Ninowa’dan / Zulmün karanlıklarını yırtan bir ateş / Yükselen yalımlarla dilendi özgürlük… / Ateşin çevresinde halaylar kuruldu / Sevinçler süzüldü geçmiş havarlardan / O büyük günün adına ‘Newroz’ denildi.”
12 Eylül’ün Diyarbakır zindanındaki vahşi işkencelere karşı direnen “Çağdaş Kawa” Mazlum Doğan’dan “Dörtler”e ve ölüm orucuna uzanan eylemleri şiirsel bir anlatımla unutulmaz kılar.
“Yak artık canlarla yakılan ateşleri / Yak ki açılsın dünyanın körelmiş gözleri / Yak ki yırtılsın geceler ışığınla / Yak ki tarihi yeniden başlatsın / Kawa’nın -üç kibritin ve dörtlerin sözleri / Yak ki yayılsın dünyaya / Ateşin ve güneşin ölümsüz sesi” dizeleriyle son bulur bu destansı şiir…
Sonraki yıllarda “Çukurova Çeşitlemesi” ve “Sular Tanıktır Aşkımıza” şiir kitaplarını çıkardı. Bu kez Çukurova’nın tarihini anlattı ve “bereketli topraklara” can veren ozanları, devrimcileri yazdı. Şüpheli bir trafik kazasında ölen Adana İHD’nin 5 kurucusu “Beşler”e saygı duruşu da vardır bu dizelerde; “teşhir masasına” indirdiği tekmeyle 12 Eylül’ün uygulamasına son veren Remzi Basalak da… Orhan Kemal de vardır Karacaoğlan da…
Çukurova Üniversitesi’nde öğretim üyesi iken, Karacaoğlan üzerine bir tez hazırladı. Daha sonra kitap halinde basılan bu tez, Karacaoğlan hakkında en etraflı inceleme kitabı oldu. Karacaoğlan dışında farklı tezleri ve yazıları da vardır Adnan Yücel’in. Ayrıca Ankara Yayın Üretim Kooperatifi-AYKO’nun kurucuları arasında yer almış, yönetiminde bulunmuştur.
Adnan Yücel ölümüne dek yaşadığı Çukurova’ya tutkundu adeta. Çukurova’yı şiirleri ve yazılarıyla ölümsüz kılmaya çalıştı. Ayrıca mücadelesiyle, eserleriyle katkı sundu. Seyhan ilçesinde yeralan “Sanatçılar Parkı”nın kurulmasında büyük bir emeği vardır mesela. Keza Adana İHD başta olmak üzere devrimci-demokrat birçok kuruma desteği olmuştur.
Onu ne yazık ki, erken denilecek yaşta 2002 yılının 24 Temmuzu’nda kaybettik. Daha yazacağı çok şiir ve mücadeleye katacağı çok değer vardı. Geride sevenlerini, yoldaşlarını ve tabi ki, eserlerini bıraktı.
Dolu dolu yaşayan ve yaşadığı süre içinde önemli eserler bırakan her büyük insan gibi, ölümünden sonra daha da büyüdü, ünü ülke sınırlarının dışına taştı. Grup Yorum’dan Kutup Yıldızı’na pek çok müzik grubu ve sanatçı, onun şiirlerini bestelediler. Gel ki Şafaklar Tutuşsun, Yürek Çağrısı, Osman’ın Türküsü, Direnç Çiçeği gibi pek çok şiiri şarkı olup söylendi milyonlar tarafından. Ve tıpkı Nazım Hikmet gibi, düşmanlarının bile şiirlerini okuduğu bir ozan oldu.
Ama onun şiirleri her zaman direnenlerin dilinde güzeldir. Adnan Yücel direnenleri yüceltti, direnenler de Adnan Yücel’i… “Yazana değil yazdırana bakacaksın” diyecek kadar da alçakgönüllü bir insandı.
Son dönemde en çok bilinen dizeleriyle onu bir kez daha saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyoruz.
“Saraylar saltanatlar çöker bir gün / Kan susar / Leylaklar da açılır üstümüze / Menekşeler de güler / Bugünden geriye / Bir yarına gidenler kalır / Bir de yarınlar adına direnenler…
Bitmedi daha sürüyor o kavga / Ve sürecek / YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK!…”
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir