LGBTİ+ operasyonu ve “Ailem Güvende”?!

Ankara, İstanbul başta olmak üzere 15 ilde 13 Eylül günü düzenlenen operasyonda, LGBTİ+ aktivistleri gözaltına alındı, derneklerine baskın düzenlendi, internet hesapları kapatıldı. Operasyonun ismi ise “Ailem Güvende” olarak açıklandı. Ve hemen 14 Eylül günü, İzmir’de gözaltına alınanlardan tutuklamalar başladı.

 

Gözaltılar serbest bırakılsın!

Türkiye’de açılan ilk resmi LGBTİ+ derneğinin de aralarında olduğu kurumlara ve evlere yapılan baskınların, 162 kişinin gözaltına alınmasının sebebinin “müstehcenlik, uyuşturucu ve derneğin internet paylaşımlarının içerikleri” olduğu ileri sürüldü; ancak hangi içerikler olduğu açıklanmadı. Suçlamalar arasında derneklerin “illegal amaçlarla kullanılması” nedeniyle “dernekler kanununa muhalefet” ve yurtdışı fonlarını kullanmak gibi iddialar da var.

Yapılan operasyon, LGBTİ+’ların yaşam hakkına, insan hakkına dönük ciddi bir saldırıdır. Devletin politikaları ve AKP’nin uygulamaları nedeniyle zaten ciddi biçimde ayrımcılığa maruz kalan, hak ihlalleri yaşayan LGBTİ+’ların cinsiyet kimliğinin ve cinsel yönelimlerinin suç gibi lanse edilmesidir. AKP’nin her alanda temel politikası olan ‘tekçi’ anlayış, LGBTİ+’lar için daha ciddi sistematik baskı, yok sayma, aşağılama anlamına gelmektedir. Gözaltı ve tutuklamalar, dernek faaliyetlerinin kriminalize edilmesi, devlet eliyle daha somut bir “hedef gösterme”ye yol açmaktadır.

Özellikle Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin bu operasyonda hedef haline getirilmesi, LGBTİ+’ların sağlığa erişimleri açısından da önemli bir hak gaspı oluşturmaktadır.

Yapılan operasyon, LGBTİ+’lar için zaten fazlasıyla zor olan yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir saldırıdır. Farklılıkları yok sayan, kendinden olmayanı dışlayan, yıldırmaya çalışan ve kriminalize eden bu nefret siyasetine son verilmeli; gözaltında olanlar tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır!

 

“Ailem güvende” mi gerçekten?

Bu operasyonun adının “Ailem Güvende” olarak konması, sorunu katmerlendiren çok ciddi bir ideolojik saldırı ve manipülasyon unsurudur.

Kapitalizmin varlığı ve üretim ilişkileri, “aile” için zaten en büyük tehdit, aileyi bölen-parçalayan, yozlaştıran temel bir nedendir. AKP dönemi ise, aile için her açıdan gerçek bir güvensizlik ortamı oluşturmuştur.

Kadın cinayetlerinden başlayalım: Aile içinde hiçbir kadın güvende değildir. Kadına yönelik şiddetin genel olarak artması bir yana, kadın cinayetlerinde çok büyük bir artış sözkonusu. Türkiye’de yılda 350-400 kadın (yani her gün 1 kadın) katlediliyor; bu kadınların yaklaşık yüzde 60’tan fazlası, en “güvenli” olması gereken, kendi evlerinde öldürülüyorlar.

Yoksul erkeklerin öldüğü alan ise iş cinayetleridir. Türkiye’de 2026 yılının ilk 7 ayında en az 1279 işçi, iş cinayeti ile katledildi. Her sabah evinden çıkan 5 ya da 6 işçi, o gece evine geri dönemiyor. Eğer ölen erkek işçi ise, geride genellikle hiçbir güvencesi olmayan bir aile bırakıyor.

Ahmet Minguzzi’ler, Atlas Çağlayan’lar öldürülüyor çocuk yaşta, başka çocuklar tarafından. Ölen çocuğun ailesi de, öldüren çocuğun ailesi de paramparça oluyor sonrasında.

Bir de ailelerin topluca öldüğü yerler var. 6 Şubat depreminde kimbilir kaç aile yokoldu, parçalandı? Örneğin Maraş’ta alt kattaki pastane sahibinin kestiği kolonlar nedeniyle 35 insan öldü, tek bir apartmanda. Ezgi Apartmanı Davası olarak bilinen bu dosyada tek bir devlet yetkilisi yargılanmadı, pastane sahipleri ise tahliye oldu.

AKP’nin “güvenli ailesi”nde sadece ölümler değil, yaşarken ölümden beter durumda olanlar şok edici rakamlara ulaşmıştır. OECD raporlarına göre, Türkiye’de her 5 çocuktan 1’i, okula aç gidiyor; ama devlet “günde 1 öğün yemek” vermeyi reddediyor!

Aile zaten her tarafından parçalanıyor, bölünüyor, yok oluyor bu düzende.

Erdoğan “en az üç çocuk” diyor, ama artık tek çocuk bile yapmayı reddeden çiftlerin sayısı artıyor.

Çocuk doğurma teşvik edilirken, doğan çocukların payına açlık, işsizlik, gelecek güvensizliğinde büyümek ve çetelerin tetikçisi olmak düşüyor.

LGBTİ+’lar için uyuşturucu kullanımından sözediliyor; ancak AKP döneminde Türkiye’nin uyuşturucu kaçakçılığının merkez ülkesi haline geldiği unutturuluyor.

Toplumu yozlaştırma iddiası ileri sürülüyor, ama günlük olarak her kanalda yayınlanan kadın programlarının yozlaştırıcı etkisi teşvik ediliyor.

LGBTİ+ dernekleri “yurtdışı fonlarını kullanmak” ile suçlanıyor. Oysa bugün Türkiye’de yurtdışı fonlarını en fazla kullanan dernekler, AKP destekli dinci-gerici olanlar. Türkiye Ulusal Ajansı’nın verilerine göre TÜGVA, 2020-25 yılları arasında aldığı 1.27 milyon Euro’luk fon ile, Türkiye’de en çok fon alanlar listesinin başlarında yer alıyor. Ardından TÜRGEV (1 milyon Euro’dan fazla), Türk Diyanet Vakfı, Ensar Vakfı, İHH gibi, AKP destekli başka dernekler gelmektedir. Hatta TRT, dernek olmadığı halde yurtdışından en fazla fon alan dernekler listesinin üst sıralarında bulunuyor.

* * *

LGBTİ+’lara operasyon yapılıyor ve devlet gururla açıklıyor: Ailem güvende!

AKP’nin ekonomik ve siyasi baskıları, hak gaspları artık toplumda büyük bir öfke yaratıyor. AKP ise bu öfkeyi kendisinden uzaklaştırmak için başka hedefler oluşturmaya, yapay düşmanlıklar yaratmaya çalışıyor. En kolay hedef olarak da LGBTİ+’ları ileriye sürüyor.

Oysa LGBTİ+ olmak suç değil; devletin böylesine saldırması da açık bir insan hakkı ihlali. Ve aile için asıl tehdit LGBTİ+’lar değil; bu sömürü düzenidir; sömürüyü daha da katmerlendiren AKP politikalarıdır.

Ailelerin “güvende” olmasının tek yolu da bu nefret politikalarına, ayrımcılığa, dinci-gericiliğe, sömürü ve baskı düzenine karşı mücadele etmektir.

Bunlara da bakabilirsiniz

Mekke Anlaşması Kadıköy’de protesto edildi

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan, Türkiye’nin Ortadoğu’daki savaşa dahil olmasını hedefleyen ve 3 …

Makbule Ana’mızı andık

Ölümünün 5. yılında Makbule Berktaş, her yıl olduğu gibi mezarı başında anıldı. Ailesi, dostları, mücadele …

Taceddin Erol Şahin için dayanışma gecesi

Taceddin’in Arkadaşları İnisiyatifi, Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde, açlık grevinin 184. gününde bulunan Taceddin …