
Emperyalist savaş bölgemizde yeniden harlandı. ABD’nin İran’a yönelik saldırıları artarken, Rusya-Ukrayna savaşı yeni boyutlar kazandı.
Dört yılı aşkındır süren Rusya-Ukrayna savaşı bir yandan tırmanırken, bir yandan ABD’li yetkililerin Rusya’ya ziyaretleri artıyor. Gizli bir şekilde Rusya’ya giden CIA ajanından sonra, 5 Eylül’de ABD Özel Temsilcisi Moskova’ya gitti, ertesi gün Ukrayna’ya geçti. Savaşı bitirmek için iki tarafa da çözüm önerileri sunduğu söyleniyor.
Trump sıkça bu savaşı bitirmek istediğini söylemişti; gerçekte ise savaş daha fazla tırmandırılıyor. Şimdi de benzer bir tablo var. Ukrayna savaşını bitirme görüşmeleri yapılırken, Rusya-Almanya gerilimi körükleniyor. “Leipzig krizi” olarak adlandırılan gerginlikte, ABD’nin önemli bir rolü var.
Geçtiğimiz ay Almanya’nın Leipzig Havalimanı’nda Ukrayna’ya ait bir nakliye uçağının yanında patlayıcı yüklü İHA (İnsansız Hava Aracı) bulundu. ABD, İHA’nın Rusya’ya ait olduğunu iddia edince, Almanya, Rusya’ya yönelik diplomatik yaptırımlara başvuracağını açıkladı. Bonn’daki Rus Başkonsolosluğu’nun ve Berlin’deki “Rus Evi”nin kapatılacağını duyurdu. Arkasından İngiltere, Rusya’nın Londra Büyükelçiliği’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak olayı güçlü şekilde kınadığını bildirdi. Almanya ile başlayan gerginlik diğer Avrupa ülkelerine de sıçradı böylece.
Rusya bu iddiaları kabul etmezken, Dışişleri Bakanı Lavrov, Almanya’nın ikinci emperyalist savaşta yaptıklarını hatırlatarak “Almanya yine savaş istiyor” dedi.
Almanya-Rusya arasında hem tarihsel hem güncel bir dizi sorun bulunuyor. Rusya-Ukrayna savaşında, Ukrayna’ya en büyük desteği Almanya’nın verdiği biliniyor. Hem askeri, hem ekonomik olarak Ukrayna’yı ayakta tutmaya çalıştılar. “Leipzig krizi” bunun üzerine bindi.
Son yıllarda AB ülkelerinde savaş sanayisine bütçeden ayrılan paylar arttı. Son NATO Zirvesi’nde ABD’nin isteğiyle AB ülkelerinin silahlanmaya daha fazla katkıda bulunacakları resmileşti. Stalin’in ikinci emperyalist paylaşım savaşından önce söylediği gibi, emperyalistler boş yere silahlanmıyorlar. “Kapitalist devletler krizden çıkmak için sanayilerini askeri üretime kaydırdı. Bu silahlanmanın amacının dünyayı yeniden paylaşmak olduğu açıktır. Yeni bir emperyalist savaş fiilen başlamıştır” diyor Stalin, Mart 1939’da yapılan 18. Parti Kongresi’nde.
* * *
Savaşın merkezi durumundaki Ortadoğu’da ABD’nin yeni hamlelerine tanık oluyoruz. Türkiye-Suriye-Irak’ta Kürt hareketini tasfiyede önemli mesafeler katederken, İran’a yeniden ve çok yönlü saldırılar başlattı. 1 Eylül’de (yani “Dünya Barış Günü”nde!) İran Devrim Muhafızları hedeflerine yoğun hava saldırısı gerçekleştirdi. Aynı gün ekonomik ambargoyu genişlettiklerini duyurdular. Ayrıca İran’la ticaret yapan üçüncü ülkeleri de hedefe çaktılar.
Buna karşılık İran, ABD uçak gemisini vurdu. Bölgedeki ABD üslerine füze fırlattı. Körfez ülkelerini bir kez daha uyardı. Topraklarını ve hava sahalarını ABD’ye açmalarını “ABD ile doğrudan işbirliği” sayacağını ilan etti.
Ancak İran, genişleyen ambargo karşısında zor günler geçiriyor. ABD’nin ambargosuna Avrupa Birliği de katıldığını resmen açıkladı. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın füze saldırılarına karşılık “süresiz ticaret ve finans ambargosu” başlattığını duyurdu.
Bu ambargoların ardından İran para birimi Riyal yüzde 60 oranında değer kaybetti; bunun tarihindeki en düşük değer olduğu belirtiliyor. İran’da zaten süregelen ekonomik kriz “hiperenflasyon” boyutuna çıkmış durumda. Temel gıda maddeleri hem pahalanıyor hem de bulunamıyor. Bu durum halkın tepkisine yol açıyor; paralarının erimesini durdurmak için dolara ve altına yöneliyorlar.
ABD’nin ambargosundaki amaç da, gıdaya, ilaca erişmekte zorluk çeken halkı, İran rejimine karşı ayaklandırmak. Trump son saldırılardan sonra bir kez daha “İran halkı ne zaman ayaklanıp savaşacak” diyerek, kızgınlığını ortaya koydu. Oysa İran halkının ezici çoğunluğu rejime karşı olduğunu eylemleriyle defalarca gösterdi. Fakat ABD saldırıları karşısında yekvücut direnişe geçti. Son gösterilerde de en sık atılan slogan “Ne Şah ne Molla”ydı.
* * *
ABD’nin İran’a saldırıya geçtiği günlerde, Başkan Yardımcısı Vance, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin “kapalı kapılar ardında” İran’a karşı ABD’ye destek verdiğini açıkladı. Bu sözlere Türkiye’den herhangi bir yalanlama gelmedi.
Türkiye, yıllardır ABD’nin Ortadoğu politikasının en büyük destekçisi oldu. Irak, Suriye, Libya’da yaptıkları ortada. “Süreç” adı altında yapılanlar da ABD’nin İran savaşından bağımsız değil. ABD, başta Türkiye olmak üzere Irak ve Suriye’yi ve buralardaki Kürt örgütlerini İran savaşında kullanmak istiyor. Meşruiyetini ABD’den alan Erdoğan yönetimi de ABD’nin isteklerini karşılıksız bırakmıyor.
Son yıllarda Türkiye’nin en fazla övündüğü alan, savaş sanayisi oldu. Halkın daha fazla yoksullaşması pahasına silahlanıyorlar. Erdoğan, hayat pahalılığından yakınan kitlelere “bir merminin kaç lira olduğunu biliyor musunuz” diyerek karşılık vermişti. O günden bu yana halk daha fazla fakirleşti, silahlanma daha çok arttı.
Şimdi köprüleri, otoyolları özelleştiriyorlar; Eskişehir’de dünyanın ikinci büyük “nadir toprak elementleri” rezervlerinin olduğu bölgeyi “acele kamulaştırma” ile ele geçirip satmayı planlıyorlar. Muhalefet partileri “Erdoğan seçime hazırlanıyor” diyor. Oysa Erdoğan savaşa hazırlanıyor!
ABD ve işbirlikçileri bu kez İran’ı yıkmak için ittifak halindeler. Ama gerek dünyada gerekse ülkemizde savaşa ve faşizme karşı mücadele, savaşın seyrini, ABD ve AKP’nin geleceğini belirleyecek en önemli unsurdur.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir