NATO Zirvesi ve yasaklar

İki günlük NATO Zirvesi boyunca, Batılı emperyalistler kapalı kapılar ardında dünya hegemonyalarını güçlendirme planları yaparken, Ankara, adeta bir açık hapishane görünümündeydi.

Devrimciler, muhalifler ve antiemperyalistler için 13 gün boyunca (28 Haziran-10 Temmuz arası) eylem ve etkinlik yasakları, gözaltı-tutuklama saldırısı, X hesaplarının erişime engellenmesi vb. Zirve’nin en doğrudan sonuçlarından biriydi. Keza Zirve yasakları Ankara ile sınırlı kalmadı. Adana, Antalya, Bolu, Elazığ, Eskişehir, Karabük, Konya, Mersin, Niğde ve Sakarya’da en az 9 gün süreyle eylem ve etkinlikler yasaklandı.

Ancak engel, yasak ve kısıtlamalar sadece Zirve’yi protesto edecek olanları değil, sıradan halkı da hedef aldı; iki gün boyunca Ankara’da hayatı cehenneme çevirecek kararlar alındı.

Zirve’nin yapılacağı bölgenin tamamı (Saray, ATO Congresium ve Zirve katılımcılarının kalacağı otellerin bulunduğu alan “hassas bölge” ilan edildi) ve ek olarak kimi ana arterler (mesela Zirve’ye katılacak yabancı başkanların geçiş rotaları) trafiğe ve araç parkına kapatıldı. Bunun doğrudan sonuçları oldu. İnsanlar işe, eve gidemedi, en temel ihtiyaçlarını karşılamak için saatlerce yol yürümek zorunda kaldı, park kısıtlamaları nedeniyle bölgedeki araç sahipleri araçlarını bölgeden çıkarmak, bunun ek yüküne katlanmak zorunda kaldılar.

Öğrencilerin yurtları gaspedilmeye çalışıldı. Yazokulu ve staj gibi nedenlerle yurtlarda kalan öğrencilerin yurtları boşaltması istendi. ODTÜ öğrencilerinin direnişi sayesinde bunu uygulayamadılar; ancak diğer KYK ve üniversite yurtlarındaki öğrenciler, Zirve boyunca yurtlara giremediler.

İşçilerin sendikal hakları da NATO yasaklarına takıldı. Kamu personeli 6-12 Temmuz tarihlerinde izinli olacağı için Çalışma Bakanlığı’ndaki işleyiş de durduruldu. Sendikaların işyerlerindeki TİS hakkı için yaptıkları yetki tespiti başvurularının yanıtları ertelendi. Öğretmenler Sendikası’nın başlattığı açlık grevi bile NATO yasakları içinde yer aldı.

Toptan gıda sevkiyat araçları, sadece belirli saatlere ve özel bir rotaya sıkıştırıldı, bu da ayrı bir yük yarattı. Zirve bölgesindeki kafe-restoran türü yerlerde ise gıda tedariki tamamen durdu, stok ürünleri kullandılar.

Zirve bölgesine motokuryelerin girişi engellendi; sipariş vermekten iş takibine kadar pek çok iş, salt bu nedenle aksadı. Keza scooter türü elektrikli araçların kullanımı da yasaklandı.

Zirve bölgesinde sadece protesto eylemleri değil, mesela düğünler de yasaklandı; kaymakamdan alınacak özel izne tabi tutuldu.

İki gün boyunca 55 bin kolluk görev yaptı. Ayrıca kent genelinde anlık takip için 6 bin güvenlik kamerası aktif olarak devreye alındı. Bu arada TC polislerinin sırtına NATO logosunun yerleştirilmesi ayrıca çarpıcıydı.

Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Pursaklar, Sincan ve Yenimahalle ilçelerindeki kamu kurumları (sağlık, güvenlik vb hariç) kapatıldı; personel idari izne çıkartıldı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un koşu yapabilmesi için Seğmenler Parkı halka kapatıldı.

Zirve’ye katılacak heyetlerin geçiş yollarında çok kapsamlı bir makyajlama çalışması yapıldı. Kaldırımlar, asfaltlar yenilendi, çiçeklendirme yapıldı, detaylı biçimde temizlendi. Bazı binaların dış cephesi boyandı. Gecekondu bölgesi ise devasa paravanlarla kapatıldı. Böylece “ayıplı bölge”, yabancıların göremeyeceği biçimde gizlendi. Gösteriş ile çelişen derin yoksulluk, “yok”edildi!

Zirve bölgesindeki tüm yüksek binaların çatılarına keskin nişancılar yerleştirildi ve bölge halkının pencereye-balkona çıkması, hatta perdelere yaklaşması engellendi. Bu konuda doğrudan binalara bildirim yapıldı. Keza Zirve heyetlerinin geçiş güzerhaglarında da aynı önlemler uygulandı.

Zirve bölgesinde çok yüksek düzeyde sinyal kesici ve frekans karıştırıcı kullanıldı. İnsanların cep telefonlarından akıllı ev sistemlerine kadar çok geniş bir kapsamda günlük kullanım aletleri kullanılamaz hale geldi.

Zirve bölgesinde ikamet edenlerin özel barkodlu giriş kartı alması zorunlu kılındı; bu karta sahip olmayanlar bölgeye giriş çıkış yapamadı. Keza Zirve boyunca bu binalarda yatılı ya da günlük misafir yasağı da vardı.

Zirve’den günler önce başlayarak Ankara’ya giriş-çıkış noktaları ve kent içinde sürekli GBT, araç arama, üst arama vb. yapıldı. Bazı yerlerde her adım başı polis çevirmesi görülüyordu.

Geçiş güzergahında ve Zirve bölgesinde her türlü inşaat, dış cephe tadilatı durduruldu.

50 binden fazla sahipsiz hayvan toplatılarak barınaklara kapatıldı.

Başta Esenboğa Havalimanı yolu olmak üzere pek çok ana arterde günlerce dükkan önüne park yasağı getirildiği için ticari faaliyet neredeyse tamamen durdu.

Protokol yolu üzerinde paravanlar ve demir bariyerlerle kapatılan bölgelerde ise dükkanlara tamamen erişilemez haldeydi.

Ankara Valiliği bu süreçte zarar gören esnafa ve insanlara herhangi bir tazminat ödemeyeceğini önceden duyurdu.

Zirve boyunca F-16’lar Ankara üzerinde kesintisiz devriye uçuşu yaptı.

NATO için “halkların katili” tanımını kullanıyoruz. Bugüne kadar yaptığı saldırılar, işgaller ve katliamlarla bu tanımı fazlasıyla hakediyor. Ama bırakalım saldırılarını, NATO’nun varlığı bile halklar üzerinde bir zorbalık ve baskı oluşturuyor. Zirve öncesinde ve sürecinde Ankara halkının yaşadıkları bunu bir kez daha kanıtladı.

Diğer taraftan, Trump’a yaranma, “meşruiyet arama” çabaları da had safhaya çıkartıldı. 4 Temmuz günü (yani daha NATO Zirvesi bile başlamamış, Trump Türkiye’ye gelmemişken), ABD’nin 250. kuruluş yıldönümü nedeniyle, İstanbul’daki ikinci köprü ile Ankara’da Atakule tam da bir “sömürge psikolojisi” ile, ABD bayrağının renkleriyle aydınlatıldı. Zirve günü Trump’ın askerleri selamladığı saniyelerde Türkiye jetleri Saray’ın üzerinden uçarak gösteri gerçekleştirdi.

Zirve günlerinde görev yapmak üzere özel atlı birlikler oluşturuldu. Atların yeleleri bile kuaför elinden geçti; boyalı-örgülü haliyle ilgi odağı oldu. Ve zirve döneminde Ankara’daki taksicilerin tek tip kıyafet giymesi, taksiye binenlere lokum ve kolonya ikramı zorunlu kılındı.

 

Zirve’nin maliyeti

Zirve sadece kitleler üzerinde baskıdan ibaret değildi. Zirve’nin maliyeti de emekçilerin sırtına binen ayrı bir yüktü.

“İtibardan tasarruf olmaz” diyerek, lüks yaşamlarını meşrulaştıranlar, Zirve sırasında da aynı yaklaşımı sürdürdüler. Bir taraftan gecekondular görünmesin diye önlerine yüksek paravanlar çekerek “ayıp”larını örttüler, diğer taraftan büyük, şatafatlı bir ağırlama gerçekleştirdiler.

Daha Zirve başlamadan önce, altyapı, çevre düzenlemesi ve güvenlik hazırlıkları için 12 milyar lira harcandığı söyleniyor. Mesela sadece protokol yollarına, Konya, Elazığ, Manisa gibi kentlerden ağaç ve fidan getirme ve dikme maliyeti 1 milyon liranın üzerinde.

Bu rakama, hazırlanan abartılı sofralar, oteller, kullanılan otomobiller, Zirve bittikten sonra bütün başkanlara hediye olarak verilen üzerinde kendi isimleri yazılı silahlar (bir silah niye hediye verilir, ayrı tartışma konusu) dahil değil.

Bu ülkede asgari ücret açlık sınırının altında. Ve nüfusun yaklaşık yarısı asgari ücret ve civarında ücret alarak hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu ülkede çocuklar okula gitmek yerine MESEM adı altında, neredeyse bedavaya denecek ücretlerle patronların sömürüsüne sunuluyor; iş cinayetlerinde katlediliyor. Bu ülkede maden işçileri bir yıl çalışıp sadece 3 ay ücretlerini alabiliyor; ödenmeyen ücretleri için aylarca eylem yapmak zorunda kalıyorlar. Bütün dünyada gıda enflasyonu düşerken, Türkiye, gıda enflasyonu en yüksek 4 ülkeden biri. Diğerleri Venezuela, Güney Sudan, İran gibi doğrudan savaş ve ambargo içindeki ülkeler.

Zirve hazırlıkları sırasında harcanan 12 milyar lira, yaklaşık 430 bin asgari ücret anlamına geliyor. Halkların katili NATO’nun temsilcilerini ağırlamak için, milyonlarca işçinin ücretine denk bir harcama yapılıyor.

Bütün bu hazırlıklara, engelleme çabaları rağmen protesto eylemlerini durduramadılar. Bütün parlatma çabalarına rağmen NATO’nun “halkların katili” olduğu gerçeğini örtemediler.

Bunlara da bakabilirsiniz

LGBTİ+ operasyonu ve “Ailem Güvende”?!

Ankara, İstanbul başta olmak üzere 15 ilde 13 Eylül günü düzenlenen operasyonda, LGBTİ+ aktivistleri gözaltına …

12 Eylül halka yönelmiş cellatlıktır!

  “Bir düdük çalınacak denilmişti / Bir düdük / Üfürüğü Newyork’ta, Washington’da / Sesi kulaklarımızda …

9 Eylül 1984- Yılmaz Güney yaşamını yitirdi

Türkiye sanat-sinema tarihine damgasını vuran devrimci sanatçılardan biridir Yılmaz Güney. Sinema salonlarında bilet satışıyla başlayan …