
Geçtiğimiz günlerde Memur-Sen’in Genel Başkanı Ali Yalçın’ın oğlunun aldığı ihaleler ortaya saçıldı. Yuşe Yalçın, sosyal konut adı altında, kamudan aldığı arazi üzerine kurduğu lüks konutlarla gündeme geldi. Yuşe Yalçın çok genç yaşta olmasına rağmen Ankara, Manisa, Aydın gibi birçok ilde konut projeleri inşa etmiş; bazıları satılmış, bazıları devam ediyor. Bunlar küçük projeler de değil, geniş araziler üzerine kurulmuş devasa yapılar…
Konu CHP milletvekilleri tarafından meclisin gündeme getirildi. “Öğretmen maaşıyla büyüttüğü oğlunun hatırı sayılır serveti var; çocuk yaşta bu serveti nasıl elde etti” diyerek, bağımsız denetçileri göreve çağırdılar. Ayrıca Ali Yalçın’ın da öğretmen maaşıyla edinilmeyecek kadar çok fazla mal-mülk edindiği ortaya çıktı.
Ali Yalçın’ın bu konularda üyelerine ve topluma açıklama yapması, sendika yöneticiliğinden istifa etmesi, hesap vermesi gerekirken sorunu geçiştirmekle yetindi. Tıpkı bakanların, bürokratların yolsuzlukları ortaya dökülmesine rağmen hesap vermedikleri gibi…
Babadan oğula saltanat
İşbirlikçi-sarı sendikacılar, sendika olanaklarını yalnızca kendi ticari ilişkileri için kullanmıyorlar. On yıllarca başkanlık yapmaları yetmiyor; kendilerinin yerine çocuklarını hazırlıyor, onları yönetici yapıyorlar.
Sendikaların olanaklarını işçilere kapalı tutan, mücadele için kılını kıpırdatmayan, ancak taban baskısıyla harekete geçen sendika yöneticileri, sendikaları hanedanlık haline getirmiş durumdalar. Çocuklarını, akrabalarını sendikalarda işe alıyorlar ya da sendikanın nüfuzunu kullanarak önemli yerlerde getiriyorlar.
Bazı işkolu sendikaları tam bir hanedanlık haline gelmiş zaten. 30 yıldır başkanlık yapan sendikacılar var. Türk-iş’e bağlı Dok Gemi-iş sendikasında 1991’den beri Genel Başkan olan Hüseyin Necip Nalbantoğlu bunlardan biri. Oğlunu da genel başkan yardımcısı yapmış! 1977’den beri TOLEYİS Genel Başkanı olan Cemail Bakındı’nın oğlu Murat Bakındı, genel başkan yardımcısı olmuş! Belediye-iş Genel Başkanı Nihat Yurdakul’un oğlu Murat Yurdakul, genel başkan yardımcılığını yürütenlerden biri.
Her üç oğul da, kısa süreli iş hayatından sonra, sendikanın çeşitli yerlerinde görev yaptıktan sonra şube başkanlığını getirilmiş, ardından genel başkan yardımcılığına terfi etmişler! Kısaca babadan oğula geçen bir “aile saltanatı” kurmuşlar.
Sorun tekil değil yapısal
Sendikaların bu durumu yeni değil elbette, son da olmayacak. Geçmiş yıllarda konfederasyon yöneticileri başta olmak üzere sendika başkanları benzer şekilde gündeme gelmişlerdi. 30 yılı aşkın süre Türk Metal Sendikası’nın başkanlığını yapan Mustafa Özbek’in dudak uçuklatan mal varlığı ortaya çıkmıştı mesela. Oğlunun servetiyle gündeme gelen Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın’ın aylık 500 bin lira aldığı basında yazıldı çizildi. 2020-2021 toplu görüşme sürecinde yüzde 4 zammı kamu emekçilerine reva gören Memur-Sen yöneticileri, sendika başkanlık maaşlarına yüzde 50,4 zam yaptılar. Türk-İş’ten DİSK’e kadar işbirlikçi-uzlaşmacı sendikacıların aylık maaşları, bir işçi veya memur aylığının 10 katını aşıyor.
Dolayısıyla tek tek kişilerin ötesinde, yapısal bir sorunla karşı karşıyayız. Bunun da temelinde sendikaların işçiler tarafından denetlenmemesi yatıyor. İşçiler her ay kendilerinden zorunlu kesilen aidatlarının nereye-nasıl harcandığını bilmiyorlar. Bu konuda soru bile soramıyorlar. Sözde mali raporun verildiği genel kurullar, göstermelik bir şekilde yapılıyor. Sendikal demokrasi hiç birinde işlemiyor. Böyle olunca sendikalar, sendika başkanlarının ve yöneticilerinin rahatça kullanabildiği bir arpalık haline geliyor.
Elbette çok sınırlı da olsa devrimci, demokrat sendika yöneticilerini bunun dışında tutuyoruz. Fakat bunların çoğu baraj altında kalan, üyeleri az olan sendikalar olduğundan, varolan durumu değiştirecek bir güç oluşturmuyor.
Şeffaflık ve hesap verebilirlik
Sendikalar işçilerin kamu emekçilerin çalışma koşullarını iyileştirmek, ekonomik ve siyasi haklarını korumak ve geliştirmek için kurulan oluşumlardır. Şirket değildir!
Sendikaların bütçesi üyelerden kesilen aidatlardan oluşur. Elbette her sendikanın üye sayısına göre bütçesi de değişir. Üye sayısı fazla olan, grev ve direniş yaşamayan sendikaların kasasındaki para da daha fazladır. Oysa aidatlar asıl olarak grev ve direnişler için toplanmıştır. Ama paralar işçiye-memura değil, sendikacıların lüks yaşamına harcanır.
Sendikaların gelir-giderleri, yapılan harcamalar, yöneticilerin maaşları üyelere ve halka açıklanmaz. Devlet bürokratlarının, milletvekillerinin, belediye başkanlarının maaşları bilinir; (tabii resmi maaşlar dışında elde ettikleri kazançlar saklanarak) fakat sendikaların bütçeleri, sendikacıların maaşları adeta bir sır gibi saklanır. Ne kadar aidat toplandığı, sendika mülklerinden ne kadar gelir elde ettikleri, ticari gelirleri vb. bilinmez. Tabii nereye nasıl harcama yaptıkları da…
Başkanları-yöneticileri korumak üzerine kurulan bir denetim işleyişi vardır. Kongrelerde seçilen denetim kurulları, başkanın listesinden girdiklerinden dolayı başkanı kollar. Böylece “iç denetim” boşa düşürülür.
“Dış denetim” ise, Çalışma Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş yeminli müşavirler tarafından yapılmaktadır. Parasını verdikleri denetim şirketlerinin, parayı verene karşı olumsuz bir belge tutmaları beklenemez. Bugüne kadar her hangi bir sendikanın gelir-gideri, yönetici maaşları, harcamaları, vb.nin denetim mekanizmaları tarafından kamuoyuna açıklandığı görülmemiştir. Dolayısıyla devletin göz yumduğu bir durum sözkonusudur. Sömürü ve soygun düzenini devam ettirmek için, sarı sendikaları ihya eden bilinçli bir tutumdur bu.
Üyeler haklarını istemeli, hesap sormalı
Sendikalar şeffaf ve hesap verebilir olmalıdır. Bütçe ve hesapları üyelerine açık olmalıdır. Üyelerin kendilerinden kesilen aidatların nasıl kullanıldığını bilmeleri hakkıdır. Her sendikanın yayın organı ve internet sitesi vardır. Aylık gelir-giderleri buralarda yayınlanmalıdır. Ayrıca sendika binalarında ve işyeri temsilciliklerine asılarak herkesin görmesi sağlanmalıdır.
Bunların yapılması için denetim mekanizmaları işlemeli; en başta “iç denetim” düzgün olmalıdır. Bunun da yolu sendika-içi demokrasiden geçer. Tabanda da iç denetim birimleri kurulmalıdır. Bunlar mali denetimin yanı sıra, sendika yöneticilerinin tüzüğe uygun çalışıp çalışmadıklarını da denetlerler. Uygun çalışmayanlar için, üyelerin “geri çağırma” hakkı olmalıdır. Burjuva demokrasisinde olduğu gibi bir sonraki seçime kadar beklenmesi gerekmez. Keza sendika yöneticilerinin maaşları, kendi işkolunda en yüksek maaş alan kişilerin maaşını aşmayacak düzeyde olmalıdır.
İşbirlikçi-uzlaşmacı sendikacılık ile sınıf sendikacılığı arasında bu konuda da net bir ayrım vardır. Sendikaların arpalık, sendikacıların hanedanlık kurmasını önlemenin yolu, sınıf sendikacılığından geçiyor. Kendilerine “mücadeleci” veya “devrimci” diyen sendikalar, sendikal demokrasi ve mali denetim yönüyle de farklarını ortaya koyabilmelidir. Sendikalara güvensizleşmenin en önemli noktalarından olan yöneticilerinin bürokratlaşması, zenginleşmesine karşı mücadele, sendikal mücadelenin önemli bir konusu olmalıdır.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir