Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması üzerine…

İstanbul Bilgi Üniversitesi, 22 Mayıs 2026 tarihinde Erdoğan’ın imzaladığı bir kağıt ile kapatıldı. Karar Resmi Gazete’de yayınlandı ve 30 Mayıs günü 30. yıl kutlamaları için hazırlıklar, çağrılar, davetler devam ederken; öğrenciler, akademisyenler, çalışanlar bir anda, tam bir belirsizlikle ortada kaldı.

Öylesine plansız ve hazırlıksız biçimde alındı ki bu kapatma kararı, öğrencilerin, akademisyenlerin, okul çalışanlarının ne olacağı konusunda hiçbir açıklama yapılmadı. Belli ki, okul yönetimi bile kapatma kararından habersizdi ve bu nedenle yaptığı açıklamada, tüm belirsizlikler için “önümüzdeki günlerde” duyurulacağını söyledi.

Bu kararın bu kadar alelacele, bu kadar hukuksuz, bu kadar saldırgan biçimde alınmış olması ise, öfkeyi daha da büyüten bir unsur oldu.

 

Bilgi’den “intikam almak”…

Bilgi Üniversitesi’ne bu tahammülsüzlüğün sebebi, onun temsil ettiği unsurlar aslında. Bilgi’nin yaklaşık 20 bin öğrencisi, binden fazla akademik personeli var ve Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitelerinden biriydi. Haziran 1996’da kurulmuştu. ‘90’lı yılların yükselen mücadelesinin yarattığı özgürlükçü atmosfer içinde, “farklı” bir tablo çiziyordu. Ve parlak bir ambalajla pazarlandı…

O dönemde sayıları zaten çok az olan özel üniversiteler, asıl olarak piyasacı ve akademik başarıya odaklanan bir çizgiye sahipti. Bilgi “okul için değil yaşam için öğrenmek” sloganıyla, AB standartlarına uyumlu, sosyal bilimler odaklı ve özgürlükçü görünümüyle öne çıktı. Kampüste ders ortamları daha serbest, kültürel çalışmaları daha yaygın, siyaset ise daha vurgulu ve “taraflı” biçimde yapılıyordu. İnsan hakları panelleri düzenleniyordu mesela. 2005 yılında ilk defa, resmi ideolojinin dışında, akademik düzeyde bir Ermeni Konferansı düzenlenmiş, bu olay Türkiye’de “akademik özgürlüğün simgesi” olarak kayıtlara geçmişti. Kürt sorununa ilişkin toplantılar ve “Barış Anneleri”nin katıldığı paneller de rahatlıkla düzenleniyordu. Feminist hareketin ilk palazlandığı noktalardan biriydi kampüs. Aynı zamanda LGBTİ+ öğrencilerin kulüp kurarak faaliyet yürütebildiği ilk üniversitelerden biri oldu. Felsefe, sosyal bilimler gibi derslerin öne çıkmasını sağladı. Diğer vakıf üniversiteleri şehir dışında büyük kampüsler kurarak yalıtık bir yaşam alanı yaratırken, Kuştepe, Dolapdere, Silahtar gibi, kentin yoksul ve “dışlanmış” alanlarına kampüsler kurdu ve buralarda kampüs çevresinde “sosyal sorumluluk” projeleri yürüttü.

Bütün bu özellikleriyle “solcu” görünümüyle öne çıkıyordu; öğrencileri laik, ilerici, toplumsal sorunlara duyarlı, düşünen, tartışan, üreten; akademisyenleri özgürlükçü, eşitlikçi, demokrat…

Gerçekte ise, burjuva liberalizminin ve aydın elitizminin yeniden üretildiği alanlar kurulmuştu. Bütün vakıf üniversiteleri gibi “burs” sistemi vardı elbette; ama aşırı yüksek okul ücretleriyle daha elit bir kesime hitap ediyordu. “Marksizm” adı altında “Troçkizm”in savunulduğu, güçlendirildiği bir politik atmosfer hakimdi. Geçmişte AKP’nin en önemli “sol” destekçilerinden Murat Belge, Soli Özel gibiler, Bilgi’nin temelini oluşturuyorlardı. 2000’lerde Ergenekon-Balyoz süreçlerinde, AKP eliyle Kemalistler devletten tasfiye edilirken, “İkinci Cumhuriyetçiler”in kalesi oldu. “Sivil toplum”cu ve “askeri vesayete karşı” görünümüyle, o dönemin “Yetmez ama Evet”çi tayfasının ideolojik olarak beslendiği alanlardan biriydi. Sonradan FETÖ’cü olarak lanetlenen, ama döneminin en etkili siyasi merkezlerinden biri olan “Taraf” gazetesi kadrosu, Bilgi ile bir biçimde bağlantılıydı.

“Solcu” ve “Marksist” görünümüyle özellikle gençleri ve aydınları etkileyen ve bir çekim alanına dönüşen Bilgi Üniversitesi, gerçekte önce AKP’nin destekçisiydi; ardından AKP’nin dinci-şeriatçı yüzü ortaya çıktıkça “merkez sağ”ın sözcüsü konumuna yerleşti. Türkiye’deki klik çatışmalarının tarafı ve önemli bir temsilcisiydi.

AKP’nin Ergenekon-Balyoz operasyonlarının ardından sıra FETÖ’cülere geldiğinde, Bilgi de ilk darbeyi yedi. Murat Belge gibiler Bilgi’den çekilmek zorunda kaldığında, orasının da standart, piyasacı kimliği daha açıktan görünmeye başlandı. 2019 yılında Can Holding’e satılmasının ardından, Bilgi Üniversitesi’nin çok övündüğü yönleri daha da yavanlaşmaya, sıradanlaşmaya başlamıştı artık. Eylül 2025’te Can Holding’e bağlı şirketlere kayyum atanmasının ardından, Bilgi de artık çöküş sürecine girmişti.

Ortada adım adım gerileyen bir tablo vardı. Ancak Ermeni sorununu gündemleştirmesinden LGBTİ+ özgürlüğüne kadar geçmişte oluşturduğu özgürlükçü-sol imaj, Erdoğan ve AKP için her dönem rahatsız edici olmuştu. Keza Erdoğan’ın, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası FETÖ’cülere karşı çok acımasız davrandığı, maddi-manevi yoketme saldırısı uyguladığı da biliniyor. Bugün “durduk yere” gelmiş gibi görünen kapatma kararının arkasında, bu birikimler var.

Bilgi artık eski Bilgi olmasa da, kayyum tarafından yönetilen bir üniversiteye dönüşse de, bugün gelen kapatma kararı, geçmişi tamamen silme-yoketme-unutturma saldırısının bir parçasıydı.

Kapatma kararının arkasındaki daha önemli unsur ise, zaten kayyum yönetiminde olan mal varlığıdır. Şehrin merkezi yerlerinde ve geniş araziler üzerine kurulu Bilgi Üniversitesi, önemli bir rant kaynağıdır.

Üstelik bu saldırı, tam da CHP’ye dönük kayyum saldırısı ile birlikte gelmiştir. CHP’ye saldırının devasa büyüklüğü ve yarattığı toz-dumanın içinde, Bilgi’yi kapatmaya dönük direnişin kolayca savuşturulacağı hesabı yapılarak…

 

Kazanmanın tek yolu direnmek

Şimdi öğrencilere bazı sözler veriliyor. Mesela YÖK mevzuatına göre vakıf üniversitelerinin faaliyet izninin kaldırılması durumunda, öğrencilerin mağduriyetini önlemek için bir “garantör üniversite” uygulaması var. Ve Bilgi Üniversitesi için 2021 yılında Mimar Sinan Üniversitesi “garantör üniversite” olarak belirlenmiş. Ancak tam da sınav ve mezuniyet döneminde, Mimar Sinan Üniversitesi’nin Bilgi’den gelecek 20 bin öğrenciyi kaldıracak bir altyapısının olup olmadığı belli değil. Görülen dersler, kullanılan kaynaklar yönüyle, Bilgi öğrencilerinin MSÜ sınavlarına nasıl hazırlanacağı konusu da ortada. Keza MSÜ’de bulunmayan bölümlerde okuyan öğrencilerin ne olacağı belirsiz. Okul değişikliğinin getireceği ekstra mali yükler (yurt, ev, ulaşım olanakları vb) ayrı bir sorun. Okul çalışanları ve akademisyenlerin durumu ise hiç konuşulmayan bir konu. Çalışanlar işten mi atıldı; hakları verilecek mi; tazminatları ödenecek mi vb. sorunlar, bütün çalışanlar ve eğitimcilerin bir anda üzerine çöken kabus oldu.

Kapatma kararının “anayasaya aykırı” olduğu sürekli vurgulanıyor. Bugün artık anayasal hakları da direnişlerle yeniden kazanmakla karşı karşıyayız. Bazı akademisyenlerin örgütlü olduğu Öğretmen Sendikası ve öğrenciler, ilk günden itibaren eyleme başladı. Okulu terketmeme biçiminde başlayan eylem, üniversitenin tüm bileşenlerinin tek güvencesi. İki gündür öğrenciler ve akademisyenler okulu terketmiyor, devletin baskısına, polisin engelleme çabalarına rağmen direniyorlar.

Her alanda olduğu gibi Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleşen bu saldırıyı da püskürtmenin yolu, fiili-meşru ve militan bir mücadele hattından geçiyor. Başta Bilgi Üniversitesi bileşenleri olmak üzere, tüm akademisyenlerin ve öğrencilerin birlikte mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs 2026’ya dair notlar…

1 Mayıs’ın hemen ardından yaptığımız değerlendirmede, 1 Mayıs öncesinde yürütülen siyasal tartışmaları ve 2026 1 …

Hapishanelerde hak gaspları

Mayıs ayı içinde hapishanelerdeki hak gaspları devam etti. Tutsakların sağlığa erişimi, ziyaret ve iletişim hakkı …

Tutuklu sendikacılar için eylem

DİSK/Limter-iş Sendikası yönetici ve üyeleri ile devrimci tutsakların serbest bırakılması için, 5 Haziran günü Kadıköy’de …