
Bu yıl 1 Mayıs’ı geçen yıllardan farklı kılan, daha fazla devrimci kurumun yönünü Taksim’e dönmesi, bürokrat sarı sendikaların iyice teşhir olması ve yalnız kalmasıydı. Kendi açımızdan tarihsel süreçlerde doğru karar vermiş olmanın rahatlığıyla hazırlıklarımıza başlamıştık haftalar öncesinden. İstanbul’un merkezi yerlerini, emekçi semtleri afişlerimizle donattık, bildirilerimizi dağıttık. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamanın meşruluğunu kitlelere ulaştırdık.
* * *
1 Mayıs sabahı yağan yağmur ve soğuğa rağmen kitlelerin, devrimcilerin o havayı çok sıcak kılacağını bilerek yoldaşlarla buluşmaya gidiyorum. Son bilgileri konuştuktan sonra asıl toplanma yeri olan Astoria Alışveriş Merkezi’ne doğru yola çıkıyoruz. Yabancısı olmadığımız bir abluka söz konusu Mecidiyeköy civarında. Polislerin arasından, yanlarından geçerek buluşma yerine geldiğimizde ilk başta görünürde kimse yoktu. Duraklarda öbek öbek bekleyen insanları gördüm sonra, yoldan geçerken selamlaştıklarımız da oldu.
Birazdan kopacak fırtınanın sessiz bekleyişi içerisinde geçiyor zaman. Ardından karşı kaldırımdan gelen devrimci dostlarımızı görüyoruz. Pankartlar açılıyor ve sloganlar patlıyor. Biz de yoldaşla yol ortasındaki parmaklıkların üzerinden uçarcasına giriyoruz korteje ve pankartı açıyoruz. Emeğin Kurtuluşu, Kaldıraç, DGB, PDD pankartları yan yana açılıyor. Sloganlar patlıyor bir anda.
Polisler kortejin yanından geçiyor ama müdahale edemiyor. Sayımız o ablukaya rağmen hatırı sayılır bir durumda. Yaklaşık 2 dakika yürüdükten sonra çevik kuvvet ve trafik polisleri çıkıyor karşımıza. Kortej ani bir manevra yaparak diğer caddeye girince polis de afallıyor. Tuttuğunu kortejden koparmaya çalışıyor. Kötü olan, yolun tam ortasında bir direk var ve oraya takılıyoruz bir müddet. Bu arada polisin gözaltına almaya çalıştıklarına müdahale ederken dört beş polis beni yakalıyor ve zorla yere yatırıyor. “1 Mayıs kızıldır kızıl kalacak”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganlarını atıyorum. Bir yandan da polisler bana “Niye polise vuruyorsun” diyerek daha fazla baskı uyguluyor. “İşkenceyi siz yapıyorsunuz. Biz Taksim’e gideceğiz, engelleyemezsiniz” diyorum. “Niye Kadıköy’e gitmiyorsunuz” diye ısrar ediyor. Ben de üzerlerimden kalkmalarını söylüyorum ve 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı olduğunu yineliyorum. Yağmurdan dolayı adeta sünger gibi bütün suyu emiyorum elbiselerim. Kafamı kaldırdığımda aralarında yoldaşın da olduğu diğer devrimcileri görüyorum. Bu arada sloganlar atılıyor.
Biz yakalanıyoruz; barikatı ilk kıranlar olduğumuz için, bedeli gözaltı oluyor. Diğerleri bu durumun kazandırdığı zaman ve enerjiyle barikatı aşıyorlar. Ben hala yerdeyim ve diğerlerini polis kaldırmış. Bu arada yoldaş onlara doğru koşarak beni bırakmalarını istiyor. Diğer polisler onu tutarak uzaklaştırıyorlar. Ellerinde kelepçe yok ve kelepçe yapmadan 5 dakika kadar bekledikten sonra beni de kaldırıp onların yanına götürüyorlar. Sonrasında bizi çevik kuvvet ablukasına alarak yaklaşık 1.5 saat bekletiyorlar. Bu bekleyiş esnasında hem yan yollardan geçen grupları görüyoruz hem de kendimiz ablukanın içinde sloganlarla 1 Mayıs yapıyoruz.
Polislerin saldırısı sırasında Kaldıraç’tan bir arkadaşın kolu çıkmış. Ona ambulans getirmelerini istiyoruz. Getireceklerini söylemelerine rağmen ortada ambulans yok. O ablukanın içindeyken Mecidiyeköy’de toplanmaların olduğunu, eylemlerin sürdüğünü telefonlarımızdan öğreniyoruz. Avukatlara haber veriyoruz. 1.5 saat boyunca abluka içinde 1 Mayıs Marşı’nı, Avusturya İşçi Marşı’nı söylüyoruz. İnsanlar çevreden bizi seyrediyor. Biz de onlara sesimizi duyurmak için “1 Mayıs kızıldır kızıl kalacak”, “1 Mayıs alanı Taksim meydanı”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm” sloganlarını atıyoruz ara ara.
11 kişiyiz. Tabi böyle ablukadayken espriler de havada uçuşuyor. “Biz olmasaydık kortejler barikatı yaramayacaktı” diyoruz. Geçen yıl da ev baskınlarından sonra şubede beraber olduğumuz DGB’li arkadaşla, Taksim 1 Mayısı üzerine sohbet ediyoruz.
Saat 13.30’da bir polis minibüsü geldi. Hala ellerimizde kelepçe yok. Araba gelir gelmez bizi bindiriyorlar. Arabaya binerken son kalan arkadaşların üstünü aramak istiyorlarsa da acelesi olan polisler müdahale ediyor ve arabaya alıyorlar. Bahçelievler Devlet Hastanesi’nden sonra Vatan Emniyet’e getiriyorlar. Gözaltı süreci boyunca polislerin kendi aralarındaki anlaşmazlıkları da ortaya çıkıyor. Bazıları gözaltından ve bürokratik işlemlerden şikayetçiler. “Neden kaçamadınız, biz de bekliyoruz siz de bekliyorsunuz?” diyorlar. Biz de onu çevik kuvvete sorması gerektiğini söylüyoruz. Araba içinde de 1 Mayıs kutlamalarımız devam ediyor. Türküler, marşlar, sloganlar…
Bu arada bizim olduğumuz minibüsü değiştiriyorlar. Polis minibüsü ring aracından bozma ve neredeyse 1940’lı yılların filmlerinden fırlamış gibi. Daha erken çıkabilirdik de bu arabayı kullanmasını bilen şoför bulmak epey zor oldu. Akşam saat 10’a doğru ifadeler için yukarıya çıkarılıyoruz ve avukatlarla görüşüyoruz. Avukatlardan son durumu öğreniyoruz. Bizim arabada kimse ifade vermediği için işlemlerimiz bitiyor çabuk. Gece saat 12’ye doğru Bayrampaşa Hastanesi’nden serbest bırakılıyoruz.
* * *
Her 1 Mayıs’ın kendine özgü yönleri oluyor. Değişmeyen ise, 1 Mayıs’ın kavga günü olduğu gerçeğidir; bir bayram gününe dönüşmesinin, bu mücadele sayesinde olacağıdır.
İşçilerin ve emekçilerin sesini-soluğunu 1 Mayıs’larda duyurmak, en başta komünist ve devrimcilerin, ilerici güçlerin görevidir. İstanbul’da bunun aldığı biçim Taksim hedefli 1 Mayıs’tır; bu da komünist ve devrimcilerin öncülüğünü gerektirir.
Sendikal bürokrasinin kitlesellik adına icazetli 1 Mayıs kutlamalarının onları ne hale düşürdüğü ortada. Bu yıl bir kez daha görüldü. Taksim için yaklaşık 600 kişi gözaltına alınırken, onların en az iki-üç katı kitle, ara sokaklarda, Mecidiyeköy Meydanı’nda slogan atıyordu. Şu ya da bu nedenle oraya gelemeyen ama kalbi ve beyni bizlerle olan milyonlar vardı.
Her yıl Taksim’e adım adım yaklaşıyoruz… Marşlarımızla, sloganlarımızla, pankartlarımızla gireceğiz mutlaka o tarihi meydana…
Coşkun bir nehir gibi önümüze çıkan bütün engelleri aşarak, arınarak, çoğalarak yürüyoruz…
Yürüyoruz hedefe…
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir