NATO’nun İstanbul zirvesi, İstanbul direnişine çarptı! EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

NATO’nun İstanbul zirvesi, büyük protestolar arasında gerçekleşti. Devletin günler öncesinden estirdiği terör ve hummalı çalışma, zirve günlerinde doruk noktasına ulaştı ve adeta tüm şehri esir aldı. İstanbul gibi büyük bir metropolün en merkezi bölgesinde zirve düzenlemek de, emperyalistlerin emrine amade ‘yarı-sömürge’ bir ülkenin bedellerinden olmalıydı.

***

Zirvede, NATO’nun yeni misyonu, ‘İstanbul girişimi’ adı altında tanımlanmaya çalışıldı. NATO’nun yetki alanı ‘Kuzey Atlantik’ sınırlarını aşarak tüm dünyayı kapsadı. Böylece bugüne kadar BM kapsamında girdikleri, işgal ederek hegemonya kurmaya çalıştıkları bölgelere, ‘terörizme karşı mücadele’ nakaratıyla, NATO bayrağı altında da girebilecekler.

Bu zirve, aynı zamanda yeni emperyalist savaşta, emperyalist ülkelerin nasıl konumlanacağı, kimin daha üstün çıkacağı ve kendini kabul ettireceği sorularına yanıt beklenen bir arenaydı. O yüzden zirveye, emperyalistler arası çelişkilerin damgasını vurduğunu söyleyebiliriz. ABD, uluslararası tüm kurumlara meydan okuyarak tek başına başlattığı savaşı sonlayamamış, büyüyen direniş ateşini bir türlü söndürememişti. Şimdi yeniden BM, NATO gibi kurumlara başvuruyor, meşruiyet arıyordu. Ancak diğer emperyalistlerin de sıkışan ABD’yi rahatlatmaya hiç niyetleri yoktu. En açık biçimde ABD-Fransa arasında yaşanan söz düellosu, emperyalistler arası çelişkilerin giderilmesi bir yana daha da keskinleşerek devam ettiğini gösterdi.

ABD’nin yeni emperyalist savaşı kamufle etmek amacıyla ortaya attığı ‘Büyük Ortadoğu Projesi’, NATO zirvesinin de temel konusuydu. Daha somut olarak Afganistan ve Irak’ın durumu konuşuldu. ABD, zirve öncesi tüm hazırlıklarına, zirve sırasındaki hamlelerine rağmen istediği kararları çıkartamadı. Özellikle de Irak’ta yetki devrini iki gün önceye alarak tam zirve sabahına denk getirdiği halde, NATO’nun Irak’a doğrudan müdahil olmasını ya da en azından yeni ordunun eğitimini üstlenmesini başaramadı. Karar, eğitimin Irak dışında ve NATO içindeki ülkelerle ikili görüşmelerle çözülmesi şeklinde çıktı.

Kısaca yaygın kanının aksine ABD, bu zirveden istediğini alamadı. Ve yine sanılanın aksine, emperyalistler arası ilişkilerde yumuşama ve uzlaşı değil, restleşme ve keskinleşme devam ediyordu.

***

Türkiye, böyle bir zirveye ev sahipliği yapmakla ve emperyalistlere hizmette kusur etmediğini kanıtlamakla uşaklara has bir böbürlenme içinde kasıldı durdu. Özellikle de Bush’un Galatasaray Üniversitesi’ndeki konuşmasına ‘uygun manzara’ olmaktan oldukça memnundu. Bu konuşmaya davet edilen tüm bakan, milletvekili ve gazetecilerin ABD’li korumalar tarafından didik didik aranması, konuşma sonrasında bakanların avuç içlerine kadar bakılması bile, bu memnuniyeti gölgelemedi, rahatsız etmedi. Zirve boyunca bir kez daha görüldü ki, başta AKP hükümeti olmak üzere tüm etkili-yetkili kişiler, emperyalistlerin karşısında el pençe divandılar. Genelkurmay Başkanı’ndan, Cumhurbaşkanı’na kadar hepsi, NATO’nun vereceği görevleri, dünyanın neresinde olursa olsun üstlenmeye hazır olduklarının mesajını verdiler.

Zirve boyunca Türkiye’nin AB’ye üyeliği, en çok ilgilenilen ve merak edilen konuydu. Zirve öncesi Bush’un Türkiye’nin AB’ye üye edilmesi gerektiği üzerine sarfettiği sözlere, Fransa’nın ‘ABD kendi işine baksın’ minvalindeki fırçası, yüreklerini ağızlarına getirdiyse, gerek Almanya’nın gerekse Fransa’nın, Aralık’ta Türkiye’ye tarih verileceği vaadi ile biraz rahatladılar.

Türkiye’nin NATO içindeki ‘ileri karakol’, ‘kanat ülke’ konumu, son zirvede ‘merkez ülke’ olarak değişti. Emperyalist savaşın asıl cereyan edeceği yer, Ortadoğu olunca, Türkiye’nin ‘merkez ülke’ olması da doğaldı. ABD’nin daha önce Ortadoğu’da ‘model ülke’ olarak lanse ettiği ancak egemen sınıflar arasındaki kimi çatlaklardan dolayı itirazların yükseldiği bu tanım, NATO’da ‘merkez ülke’ haline dönüştü. Ancak Bush’un basın açıklamasında ‘model’, ‘örnek’ vb. tanımlamalar devam etti. Adına her ne denirse densin Türkiye, yeni emperyalist savaşta kilit bir rol oynayacak jeostratejik konuma sahip. O yüzden ABD’nin olduğu kadar AB’nin de ilgisi hiç eksik olmuyor. Aksine dünya üzerinde hegemonya savaşımında söz sahibi olmak isteyen tüm emperyalistler, şu ya da bu biçimde Türkiye ile ilişkilerini iyi tutmaya çalışıyor.

Bugün, AKP gibi ABD işbirlikçisi bir hükümetin işbaşında olması ve ikinci emperyalist savaştan bu yana gelişen bağımlılık ilişkileri, ABD’nin en büyük avantajı. Buna karşın diğer emperyalistlerin de Türkiye’yi tamamen ABD’ye bırakmaya niyetleri yok. İstanbul zirvesi, emperyalistler arası çelişkinin, Bush-Chirac kapışması ile, Türkiye üzerinden de yürütüldüğünü gösteren bir ayna oldu.

***

Emperyalistler ve işbirlikçileri, dünyanın yeniden paylaşılmasının hesapları içindeyken, Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de ezilen halkların mücadelesi hızından bir şey kaybetmedi. Özellikle de Irak’ta ABD’nin ‘yetki devri’ tiyatrosu, artan direniş eylemleriyle fiyaskoya dönüştü. Kukla hükümetin başbakanı Allawi, meşruiyetini sağlayabilmek için kırk takla atıyor. Saddam ve diğer BAAS yöneticilerinin yargılanmasıyla başlattığı atağı, silahların bırakılması koşuluyla tüm direnişçiler için ‘genel af’ vaadiyle sürdürüyor.

CIA yetiştirmesi Allavi, ne kadar taviz vermeye kalkarsa kalkın, -ki bunların hepsi direnişin eseridir- Irak’ta yükselen mücadeleyi durdurmaya yetmeyecektir. Direniş, işgal güçlerine olduğu kadar, işbirlikçilere de yönelerek büyümeye devam edecektir.

NATO’nun İstanbul zirvesinde, ezilen halkların direnişi kadar, Türkiyeli devrimcilerin yükselen protestoları da tüm dünyaya ulaştı. Onca teröre rağmen her gün, her saat direnişçiler bir yerlerde eylem halindeydi. NATO zirvesi sırasında Irak’ta rehin alınan Türkiyeli işçilerin, bu eylemler sayesinde serbest bırakılması da, dünyanın iki ayrı cepheye; ezenler ve ezilenler, sömürenler ve sömürülenler cephesine ayrılmış olduğunu ve bunlar arasındaki savaşımı bir kez daha çarpıcı bir şekilde gösterdi. NATO zirvesi için biraya gelen 46 ülkenin egemen sınıfları, bir tarafta iken, Irak direnişçileri ile İstanbul direnişçileri diğer tarafta, birlik ve dayanışma içindeydiler. Emperyalistlerin İstanbul zirvesi, daha önceden belirttiğimiz gibi, ezilen, sömürülen kesimlerin İstanbul direnişine çarptı. Yüzlerce gözaltı ve yaralıyla, bu muharebe kazanıldı. Geleceği temsil eden ve insanlığın hanesine yazılacak olan budur.

İstanbul direnişin mirasını da yüklenerek emperyalizme ve faşizme karşı mücadeleyi kesintisiz biçimde sürdürelim! Düşmana korku, dostlara güven ve moral vermeye devam edelim!

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs Alanı Taksim’dir ENGELLENEMEZ!

Türkiye’de uzun yıllardır 1 Mayıslar meydanlarda kutlanıyor. 1977 1 Mayısı’nda Taksim Meydanı’nda yapılan kutlamalarda 34 …

Hapishanelerdeki hak gaspları

Mart ayı içinde polis operasyonları ve yapılan eylemlerde yeni tutuklamalarla hapishanelerdeki devrimci tutsakların sayısı artmış …

tarihimizson

Geleceğimizin köprüsü tarihimiz

2 Nisan 1948-Sabahattin Ali öldürüldü Savaş yıllarının yoksulluğu içinde okuyarak öğretmen olan Sabahattin Ali, 1932 …