Üniversitelerde yeni öğretim dönemi, yine sorunlarla, saldırılarla başladı. Öğrenciler, daha ilk günden yemek zamlarıyla karşılaştılar. İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere zamlara karşı tepkiler, eylemler de gecikmedi. İmza kampanyası, bildiri, kampüslerde yürüyüş, yemek boykotu yapıldı.
Asıl saldırı YÖK genelgesiyle geldi. İçişleri Bakanlığı ve YÖK’ün üniversitelere gönderdiği 17 maddelik “güvenlik genelgesi”nde, açılış törenlerinde ve ilk derslerinde “Terörsüz Türkiye” konusunun işlenmesini isteniyor. “Terörsüz Türkiye” dedikleri, Ortadoğu’da sürmekte olan emperyalist savaşa Türkiye’nin daha aktif katılabilmesi için “iç cephe”nin sağlamlaşması olduğunu biliyoruz. Yani işçi ve emekçilerin, ezilen halkların üzerindeki sömürü ve zulmün artması, buna karşı tek bir sesin çıkmaması…
Üniversitelerde “güvenlik” ise, öğrencilerin ifade, örgütlenme, eylem hakkının tamamen ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Genelgede yazılanlar bunun ilanıdır: “İstihbarat faaliyetine ağırlık vermek, ‘yasadışı’ eylem ve etkinlikleri önlemek, ‘illegal-marjinal’ yapıların stant açmasını engellemek, sosyal medya faaliyetlerini takip etmek, kampüse girişlerde parmak izi, kartlı geçiş, turnike, kapalı devre kamera sistemi” vb…
Bütün bunlar, üniversiteleri her yönden kuşatmak, öğrenci gençlik başta olmak üzere üniversite bileşenlerinin en küçük hak istemini boğmak anlamına geliyor. Bu kapsamda ilk yaptıkları da Ege Üniversitesi’nde stant açan devrimci öğrencilere saldırmak oldu. ÖGB ve polisin stantlara saldırısı sonrası onlarca öğrenci gözaltına alındı, tutuklandı. Bu saldırı, tüm öğrenci gençliğe bir gözdağıdır. Saldırıların daha da artacağının ilk işaretidir.
Bu durumda öğrenci gençlik ne yapmalıdır? Üniversite bileşenleriyle birlikte mücadeleyi nasıl yükseltmeli, hangi araçları-biçimleri kullanmalıdır?
Kitle çalışması ihmal edilemez
Egemen sınıflar ve onların temsilcileri, yeni döneme önceden hazırlanmış saldırı planlarıyla giriyor. Buna karşın öğrenci gençlik, olası saldırılara karşı ne yapacağını önceden tartışıp bir hazırlık yapmış değil. Ne böyle bir perspektife ne de bunun mekanizmalarına, araçlarına sahip…
Böyle olunca mücadele tepkisel birkaç eylemle sınırlı kalıyor ve çoğunlukla sonuç alıcı olamıyor. Çünkü eylemler, örgütlenme aşamasından itibaren geniş öğrenci kitlesiyle buluşmuyor. Örneğin yemek zamları onbinlerce öğrenciyi etkileyen bir konudur. Devlet okullarına gelen işçi-emekçi çocukları açısından yemek ücretlerinin yüzde 50 oranında zamlanması, cebinde sınırlı olan paranın daha da azalması, hatta aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalması demektir. Ama yemek zammına karşı yapılan eylemler 100-150 kişiyi geçmiyor! Neden?!
Yemek zamları sanıldığı kadar öğrencilerin ezici çoğunluğunu etkilemiyor mu? Zamlara alıştılar, kanıksadılar mı? Bunun verdiği bir duyarsızlık mı gelişti? Yoksa idare-polis baskısı yüzünden tepkilerini ifade etmekten korkuyorlar mı? Bunları öğrenmek için bile öğrenci kitlesine ulaşmak, onları dinlemek gerekmiyor mu? Sorunun nedenlerini-kaynağını bilmeden, çözmek mümkün mü?
Konu sadece “yemek zamları”yla da sınırlı değil; YÖK’ün son genelgesinden sivil-faşist saldırılara, ÖGB-polis teröründen yeni bir hak gaspına kadar akademik-demokratik her konu için benzer bir durumla karşı karşıyayız. O halde sorunun adını doğru koyalım.
Öğrenci gençliği mücadelenin içine nasıl çekeceğiz? Onları birer “nesne” ve “sürü” gören sistemden farklı olarak, nasıl “özne” haline getireceğiz? Saldırılara karşı öğrenci gençliğin eylemlerini nasıl büyüteceğiz?
Önce eylem kararlarının alınış biçimini değiştirelim. Bir grup forum çağrısı yapıyor, onu duyan ve katılan en fazla 100 civarında devrimci, demokratla konuşup kararlar alınıyor. Ya da gençlik örgütleri temsilcileri kendi aralarında görüşerek neler yapılacağını kararlaştırıyor. Bunun sonucu faaliyetlere ve eylemlere katılan kitle sayısı, doğal olarak çok düşük oluyor.
Elbette kimi zaman bildiri çıkartılıyor, imza kampanyası yapılıyor; bunlarla öğrencilere ulaşılmaya çalışılıyor. Ama amfilere-sınıflara girip konuşmak, onların düşüncelerini sormak, önerilerini almak, kararları bu öneriler ışığında zenginleştirmek; yani öğrencilerle bire-bir, yüz-yüze görüşme, fikir alış-verişi yapılmıyor.
Daha kötüsü, bu yöndeki önerilere “demokrasicilik mi oynayacağız” denilerek, küçültücü ifadelerle karşılık veriliyor! Hem de bunu kendine devrimci, komünist diyen “öncü”ler yapıyor!
Kitle çalışması “demokrasicilik” değildir! Hele ki, kendisine devrimci-komünist diyenlerin, kitleleri daha fazla mücadeleye çekmek, bunun araç ve yöntemlerini bulmak için daha fazla çaba harcaması gerekir
Tarihimizden alacağımız derslerle örgütlenelim!
Mücadeleyi yükseltmek için kitle çalışması elzemdir. Kitle çalışması yapmak da, bir örgütlülüğü gerektirir. Mücadele, örgütlü güçle yapılır. Kitlesel bir mücadele sözkonusu ise, kitle örgütlerinin kurulması zorunludur. Aksi halde ya kendiliğinden hareketler yükselir ve sönümlenir; ya da yukarıdan alınan kararlar kitleye dikte edilir ve küçük bir eylemci kitlesiyle sınırlı kalınır.
Bugün öğrenci gençliğin yaşadığı durum budur. 19 Mart sonrası yükselen hareket, örgütlü bir güce dönüştürülemediği için sönümlendi. Sonrasında devrimci öğrencilerin kendi arasında aldığı kararlar ve eylemlerle öğrenci hareketi darlaştı.
19 Mart sonrası her üniversitede birden fazla örgütlülük oluşmuştu. Elbette bunların gerek içerik, gerekse işleyiş bakımından yanlışları, eksikleri vardı. Fakat önemli bir öğrenci kitlesini harekete geçiriyorlardı. Devrimci öğrenciler bu örgütler içinde yer alarak dönüştürebilir, kitlesel-merkezi örgütünün adımları atılabilirdi. Bu yapılmadığı gibi, devrimci-demokrat öğrencilerin önderliğinde bir kitle örgütü kurarak öğrenci kitlesini oraya çeken bir girişim de olmadı. O moment kaçırıldı. Sonrasında yapılan forumlarda, toplantılarda genelgeçer tarzda örgütlenmeden sözedilse de, bunun yol ve yöntemleri tartışılmadı, bu yönde bir çabaya girilmedi.
Şimdi öğrenci gençlik yeni öğretim dönemine, yine kitle örgütlerinden yoksun giriyor. Bu durum aşılmadan, öğrenci gençliğin mücadelesi yükseltilemez! Faşizmin gençliğe dönük saldırıları püskürtülemez!
Ülkemizde öğrenci gençliğin tarihi, bu konuda da yeterince öğreticidir. Öğrenci mücadelesinin en kitlesel olduğu dönemler, merkezi-kitle örgütünün yaratıldığı ve demokratik bir şekilde işletildiği dönemlerdir. O modelleri taklit etmeden, özünü alarak ve günümüzün koşullarına uyarlayarak yeni örgütlülükler yaratılabilir, yaratılmalıdır!
Kitle çalışmasını küçümseyenler, kitle örgütünü yaratamazlar! İlkin kitleleri ve kitle çalışmasını küçümseyen bakışaçısı değişmelidir! Günümüzde öğrenci gençliğin en temel sorunu, merkezi-kitle örgütünden yoksunluktur. Bu konuda hemfikir olunmalıdır ki, yol ve yöntemler tartışılabilsin!
Her üniversite kendi kitle örgütünü kurup il örgütlerini oluşturabilir veya il düzeyinde kurulan bir örgüt aşağı doğru saçaklanarak kitle örgütü haline gelebilir. Tarihimizde bunun her iki örneği de vardır. Önemli olan kitlesel bir öğrenci örgütü kurma perspektifi ile hareket etmektir. Bu doğrultuda forumlar, toplantılar, kurultaylar örgütlenmeli; öncekilerden farklı olarak somut görevler belirlenmeli ve daha fazla gecikmeden işe koyulmalıdır.
İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde atılacak adımlar, merkezi düzeyde biraraya gelmenin zeminini de yaratacaktır. Ayrıca diğer üniversite bileşenlerini harekete geçirmek mümkün olacaktır. Öğrenci gençlik örgütlenmeden, üniversite bileşenlerinin örgütlülüğü ve birleşik hareketi sağlanamaz!
Bugün gençlik çalışmasında kavranacak temel halka, merkezi-kitle örgütünü yaratmaktır! Başka türlü emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin topyekün saldırısına, topyekün karşılık verilemez! Faşizmin saldırılarına en güçlü yanıtımız; merkezi-kitle örgütünü kurmak olmalıdır!
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir