
Burjuva siyaset alanı, AKP’nin yargı eliyle yaptığı operasyonlar ile iyice daralmış durumda. CHP’ye kayyum, bunun son halkası oldu. Kayyum CHP ile “seçilmiş” CHP arasında aylardır süren iç mücadele, Özgür Özel başkanlığında “Yeni Parti”nin kurulmasıyla sona erdi. Şimdi iki farklı parti olarak siyaset sahnesinde yer alıyorlar.
Yeni Parti, yeniden umut olabilmek için mitinglerine devam ediyor. Fakat anamuhalefetin bu şekilde parçalanması, 2024 yerel seçimlerinde elde edilen başarının rüzgarını kesti. Yeni Parti hem CHP’nin tüm belediyelerini almayı başaramadı; hem de kitlelerde bir dönem yarattığı “umut” dalgasını yakalayamadı. Her ne kadar anketlerde hala “birinci parti” olarak çıktığı söylense de, AKP operasyonlarıyla demoralize olan partilileri ve kitleleri canlandırabilmiş değil. AKP’nin saldırılarını püskürtecek bir karşı atak yapamadığı sürece de bunu başarması mümkün görünmüyor.
Yeni Parti’nin kurulması, kitlelerde yeni bir heyecan ve bir umut yaratamadı, ama reformist partileri hareketlendirdi. Başta Sol Parti olmak üzere birçok reformist kurum, Özgür Özel liderliğine ve Yeni Parti’ye “açık çek” verdiler adeta. Bir dönem CHP’den beklentilerini şimdi Yeni Parti ile gerçekleştirme hevesi içindeler.
Sol Parti “Birleşik bir muhalefet için Yan Yana” adıyla düzenlediği toplantı ve mitinglere Yeni Parti milletvekillerini de davet etti. Buradaki konuşmalarda “yan yana”lığın “lokomotif”liği Yeni Parti’ye verildi! Temel hedef “saray rejimi”ni yıkmak olunca, ona en yakın aday Yeni Parti etrafında birleşmek en “gerçekçi” çözüm oldu!
Yeni Parti, kendini “sol ittifak”la sınırlar mı, yoksa AKP, MHP tabanını kazanmak adına “sağ”a mı kayar henüz belli değil. Özgür Özel’in Yeni Parti kuruluşunu, Hacı Bayram Cami’sinde namaz kıldıktan sonra açıklaması, dinci-gerici kesimlere bir mesaj niteliğinde. Daha önceki sosyal-demokrat partiler gibi “sol” kesimi zaten “cepte” gördüklerinden, sağ parti kitlesine oynayabiliyorlar.
Sosyal-demokratların durumu böyleyken, “sağ” muhalefet de giderek daha etkisiz ve iddiasız hale geldi. Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Parti’nin başkanlığından istifası, Gelecek-Saadet-Deva ittifakını da çatırdattı. Mecliste ortak hareket eden bu partiler, Gelecek Partisi’nden AKP’ye transferlerle grup için gerekli olan 20 milletvekilinin altına düştü. Son anda Yeniden Refah Partisi’nin desteğiyle grup olarak kalabildiler, fakat ne mecliste ne sokakta sesleri duyulmuyor.
Davutoğlu’nun “süreç”te etkin bir rol oynamak için istifa ettiği söyleniyor. Ancak AKP içinde bazı kesimler buna taş koymak istemiş olmalılar ki, Davutoğlu hakkında bundan 5 yıl önce söylediği sözler üzerinden “cumhurbaşkanına hakaret” davası açıldı.
AKP’nin yargı sopasının uzanmadığı kişi, kurum yok gibi. 2007 yılından bu yana yargı eliyle siyaseti dizayn ediyorlar. O yıllarda Gülen Cemaati ile birlikte Ergenekon, Balyoz operasyonlarıyla devlet kurumlarındaki “Avrasyacılar”ı tasfiye ettiler. Sonra AKP “Avrasyacılar”la ittifak yapıp Gülen Cemati’ni bitirdi. Son yıllarda ise CHP’yi hedefe çaktı. Sadece siyasal rakiplerini değil, kendisine destek vermeyen tarikatları bile yargı eliyle cezalandırıyorlar. Süleymancılar ve Furkancılara yapılan operasyonlar, bunun son örneği oldu.
Operasyonların devam edeceği bellidir. Adalet Bakanlığına Akın Gürlek’in getirilmesi, bunun ilanıydı zaten. Başta İmamoğlu olmak üzere CHP’li belediyelere operasyonların “başsavcısı” Akın Gürlek, hem ödüllendirildi hem de yeni operasyonlar için önü açıldı. Bakanlığa geldiği günden bu yana bir yandan kitlelerin tepkisini çeken “faili meçhul” cinayetlere el attı, bir yandan da CHP’li belediyelere, sanatçılara, sendikacılara operasyonları sürdürdü.
Gülistan Doku dosyasını yeniden açması, “herkese dokunulacak” mesajları vermesi, Gürlek’in kendine bir meşruiyet oluşturma çabasıydı. Yaklaşık 6 aydır birçok tutuklama yapıldı fakat ne hikmetse hala Gülistan’ın cesedine ulaşılamadı! Ayrıca “gözaltında kaybedilen” cinayetlerin lafı bile edilmedi!
Operasyonlar ve tutuklamalarla iyice darlaşan burjuva siyaset alanı, transferlerle çığırından çıkmış durumda. 2024 seçimlerinden yenilgiyle çıkan AKP, 60’tan fazla belediye başkanını transfer ederek, seçim tablosunu tümden değiştirdi. Yanlarına kayyum CHP’yi de alarak, tutuklanan belediye başkanlarının yerini şu ya da bu biçimde ele geçiriyor! En son Üsküdar’da, Adana-Yüreğir’de yapılanlar, seçim hilesinin ötesine geçti. Artık doğrudan yargı kararıyla AKP belediyelere çöküyor!
Kitle desteğini büyük oranda yitiren AKP-MHP bloku, siyaset-dışı her tür yöntemi kullanarak rakiplerini elimine ediyor, güçten düşürüyor. Böyle bir dönemde Kürt hareketi ile başlattıkları “süreç” onlara bir kez daha “can simidi” oldu. CHP’den sonra DEM Parti’yi de bir muhalefet gücü olmaktan çıkardı. “Cumhur ittifakı”nın bir parçası olmasalar bile, eskisi gibi AKP-MHP karşıtı bir politika izlemedikleri ortada.
Bu koşullarda “erken” veya zamanında bir seçimin kitleler nezdinde bir önemi kalmış mıdır? Zaten kitlelerin gündemi seçim de değildir. Hayat pahalılığı boğazlarını öylesine sıkmaktadır ki, “geçim” dışında bir şey düşünemez hale gelmişlerdir. Artık direnişler bile ücretlerin alınamadığı noktada, yani bıçak kemiği deldiğinde başlamaktadır.
Halkın siyasi partilerden, seçimden umudunu kesmesi genel olarak olumludur. Ancak faşist zor ve siyasi-ekonomik terör üzerinden bir kopuş, faşizmi güçlendirir. Kitlelerin siyasetten değil, burjuva siyasetten ve kurumlarından koparak, hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmesidir toplumu ileriye taşıyacak olan. Bunun da yolu ekmek ile özgürlük arasındaki bağı kurmaktan, özgürlükler için dövüşmekten geçmektedir.
Ne Yeni Parti, ne yeni ittifaklar… Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımız, yüreğimiz, bilincimiz ve örgütlülüğümüzdür!
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir