Savaşa ve faşizme karşı BİRLEŞİK DEVRİMCİ ÖRGÜTLENME! DAHA GÜÇLÜ MÜCADELE!

Ankara’da 7-8 Temmuz’da gerçekleşen NATO Zirvesi geride kaldı.

Düzenlenen havaalanı-yollarıyla; kapatılan parkları-otelleri, Zirve bölgesiyle; gecekondular görülmesin diye dikilen dev panoları, mehter takımları, atlı polisleriyle ve bunlara harcanan milyon dolarla unutulmayacak kareler kaldı geride…

Sadece bunlar değil tabii…

Günler öncesinden başlayan eylem yasakları, gözaltı-tutuklama terörü, Ankara’nın açık hapishaneye çevrilmesiyle de unutulmayacak bir Zirve oldu. Öyle ki, yalnız NATO karşıtı eylem yapanlar değil, bu potansiyeli taşıyanlar bile tutuklandı. Hatta o günlerde Ankara çevresinde bir doğa gezisi düzenleme “gafleti”ne düşen 70’li yaşlarda TEMA gönüllüleri de…

Ankara ile sınırlı olmayan, İstanbul başta olmak üzere yurdun dört bir yanında polis operasyonlarıyla yüzlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Devrimci, demokrat kurumlar basıldı, bürolara-evlere girilip dağıtıldı; X hesapları engellendi vb…

Bütün bu engellere, baskılara, tutuklamalara rağmen NATO karşıtı gösterileri engelleyebildiler mi?

Aylar öncesinden başlayan NATO karşıtı faaliyetler ve eylemler, Zirve günü yaklaştığında daha da sıklaştı ve birçok kente yayıldı. “NATO ve emperyalist savaş karşıtı birlik” başta olmak üzere, çeşitli platformlar, partiler, sendikalar, mitingler ve yürüyüşlerle “NATO’ya hayır” dediler.

“NATO dağıtılsın, emperyalist üsler kapatılsın” demek suç değildir! Aksine en demokratik taleptir. Çünkü NATO, kurulduğundan bu yana emperyalist bir savaş örgütüdür! Kore ile başlayıp bugün İran’a uzanan emperyalist hegemonya savaşının tarafı, halkların katilidir.

Diğer yandan NATO’ya ve emperyalist ülkelere ait askeri üsler, hem içteki halk ayaklanmalarında, hem de komşu devletlere dönük emperyalist saldırılarda kullanılmaktadır. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerini savaşın bir parçası haline getiren bu emperyalist üsler derhal kapatılmalıdır!

* * *

Ankara’da yapılan NATO Zirvesi, günler öncesinden “tarihi zirve” olarak lanse edildi. Ardından “NATO 3.0” denilerek, NATO’nun yeni bir döneme girdiği duyuruldu. Zirve boyunca da “birlik-beraberlik” görüntüleri verildi.

Fakat gerçekler, bu görüntülerin sahteliğini ortaya koyuyor.

1949 yılında sosyalist Sovyetler Birliği başta olmak üzere “sosyalist blok”a karşı kurulan NATO, ‘90’ların başında “sosyalist blok” yıkılınca boşluğa düştü ve bir dönemi kapandı. İkinci döneminde “dünya imparatoru” haline gelen ABD’nin öncülüğünde Yugoslavya başta olmak üzere “sosyalist bloku” parçalayıp paylaştılar. Fakat bu dönemden itibaren kendi aralarındaki çelişkiler de artmaya başladı.

2000’li yıllarda Çin’in büyümesi, Rusya’nın kendini toparlamasıyla ABD’nin “tek kutuplu dünyası”sı da çöktü. Ortaya iki emperyalist kamp çıktı; bu kamplar arasında savaş başladı. Başını ABD’nin çektiği yeni emperyalist hegemonya savaşında ABD ile AB ülkelerinin çelişkileri daha belirgin oldu, NATO’nun birliğini de bozdu. Şimdi “üçüncü dönem” diyerek, yeniden birliği tesis etmeye çalışıyorlar. Fakat bu mümkün değil!

Çünkü çağımız halen “emperyalizm ve proleter devrimleri çağı”dır ve bu çağın temel özellikleri-çelişkileri değişmemiştir!

“Sosyalist kamp” yıkılsa bile, sosyalizm ile kapitalizm arasındaki temel çelişki varlığını koruyor. (Sadece teorik olarak değil, pratik bir tehdit olarak da.) Emperyalist-kapitalist bütün ülkelerde burjuvazi ile proletaryanın çelişkisi, emperyalizm ile ezilen halklar çelişkisi keskinleşerek sürüyor. NATO tam da bu çelişkiyi burjuvazinin ve emperyalizmin lehine çevirmek için çabalıyor. Fakat bu çağın “dördüncü temel çelişkisi” yani emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkileri öylesine şiddetlendi ki, NATO içindeki emperyalist devletlerin çıkarlarının örtüşmediği yönler çoğalıyor ve bu durum NATO’daki çatlağı iyice büyütüyor.

Başlangıçta bütün emperyalistlerin sosyalizme karşı kurduğu bir savaş örgütü olan NATO, bugün emperyalist kampın bir bölümünü temsil ediyor. Emperyalist hegemonya savaşı büyürken, NATO’daki emperyalist-kapitalist devletlerin (dolayısıyla tekellerin) “birlik beraberlik” içinde kalması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bunun zemini kökten sarsılmıştır. Önümüzdeki dönemde bu sarsıntılar yeni krizleri doğuracaktır.

Türkiye cephesinden ise, Erdoğan yönetimi ayakta kalmak için kendini daha fazla NATO’ya ve Trump’a bağlamış durumda. Trump’ın övgülerine mazhar olmak ve onun sağlayacağı “meşruiyet”i almak için par-tutuş oldular. Öyle ki, Trump birkaç kez “papaz Brunson”u hatırlattığı halde, hiçbir yetkili -muhaliflere karşı papağan gibi tekrarladıkları- “bağımsız-tarafsız mahkemelerimiz var” diyemedi. Tam bir köle ruhuyla Trump’ın “ben ne istersem Erdoğan yapar” sözlerini sırıtarak dinlediler.

* * *

Bir parti veya yönetim, “meşruiyeti”ni halktan değil de emperyalist bir devletten, hatta emperyalist bir liderden alıyorsa, zaten meşruiyetini çoktan yitirmiş demektir. Erdoğan yönetimi de halktan desteğini yitiren her diktatör gibi zor yöntemlerini daha fazla kullanarak ayakta durmaya çalışıyor. Komedyeni, sanatçıyı, çevreciyi, herkesi tutukluyor, her direnişe saldırıyor, en küçük muhalif sesi bastırmaya kalkıyor.

İmamoğlu’ndan Demirtaş’a, Can Atalay’dan Osman Kavala’ya birçok muhalif yıllardır tutuklu. İmamoğlu başta olmak üzere tutuklu CHP’lilerin “savunmaları” bile engelleniyor. Diğer yandan CHP’ye “kayyum” atayarak, İmamoğlu-Özel kesimini ayrılmaya zorlayarak, en büyük rakibini bölmeye, zayıflatmaya çalışıyor.

AKP-MHP bloku, kayyumla, muhaliflerini bölüp parçalayarak, tutuklayarak ve “meşruiyeti”ni emperyalistlerden alarak, daha ne kadar yönetimde kalabilir? Bunun yanıtı bize bağlı!

Halkın alım gücü her gün düşüyor, ücretler gün gün eriyor. İşçisi, memuru, öğrencisi her kesimden eylemler yükseliyor. Ne var ki, örgütsüzlük, parçalanmışlık, aktif dayanışma eksikliği, bu direnişlerin gücünü de zayıflatıyor.

NATO Zirvesi sürecinde görüldüğü gibi birleşik mücadele ve örgütlülükler bir zorunluluk halini almıştır. Yaşanan eksiklik ve zaafları aşarak savaşa ve faşizme karşı güçlü birlikler kurulmalı ve daha güçlü faaliyetler-eylemler yapılmalıdır.

Bu noktada komünist ve devrimcilerin öncü misyonuna uygun hareket etmesi tayin edici olacaktır.

Bunlara da bakabilirsiniz

LGBTİ+ operasyonu ve “Ailem Güvende”?!

Ankara, İstanbul başta olmak üzere 15 ilde 13 Eylül günü düzenlenen operasyonda, LGBTİ+ aktivistleri gözaltına …

12 Eylül halka yönelmiş cellatlıktır!

  “Bir düdük çalınacak denilmişti / Bir düdük / Üfürüğü Newyork’ta, Washington’da / Sesi kulaklarımızda …

9 Eylül 1984- Yılmaz Güney yaşamını yitirdi

Türkiye sanat-sinema tarihine damgasını vuran devrimci sanatçılardan biridir Yılmaz Güney. Sinema salonlarında bilet satışıyla başlayan …