
1.Gün
İstanbul Bilgi Üniversitesi, 22 Mayıs günü bir gece yarısı kararnamesiyle kapatıldı. Bilgi Üniversitesi bileşenleri ve diğer üniversite inisiyatifleri, kapatma kararına karşı aynı gün saat 14.00’a eylem çağrısı yaptılar. Eyleme 2000’den fazla kişi katıldı. Müzakere sonucunda dışarıdaki kitlenin tamamı içeri girdi. Önce ana kapı girişinde ardından rektörlük binası önünde açıklamalar yapıldı. Birçok arkadaşımız gibi biz de “sızma” yoluyla içeri girdik. Alana girdiğimizde açıklamalar bitmişti. Diğer öğrenci inisiyatiflerinden ise yalnızca GSÜ Dayanışma Ağı “Gezide Düşene Dövüşene Bin Selam” pankartıyla alandaydı.
Dışarıdan gelen devrimci öğrenciler olarak birbirimizi tanıdığımız için hızlıca bir araya geldik. Kendi içimizde rektörlük işgalini tartışmaya başladık.
Saat 16.00’e geldiğinde yaklaşık 500 kişilik dağınık bir kitle kalmıştı. Türküler ve halaylarımızla direnişi sürdürüyorduk. 7 kişilik faşist bir grup eyleme saldırmaya çalıştı. Devrimci öğrenciler ağırlıkta olduğu için olası bir provokasyonun önüne geçilmiş oldu. Teyakkuzdaydık, provokasyonların bununla sınırlı kalmayacağı açıktı.
Ardından “İstanbul Bilgi Üniversitesi, Öğrencileri Tarafından İşgal Edilmiştir” pankartı açıldı. Talepler kabul edilene kadar süresiz direniş kararı alındığı açıklandı. Kitle karamsarlaşmaya ve yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Eylem Komitesi’yle (EK) yaptığımız görüşmelerde bunun bir işgal olmadığını, alınan kararın gece nöbetine denk düşeceğini söyledik. Neden rektörlüğe girilmediğini sorduk. EK ise bunun denendiğini ama başarılı olunamadığını söyledi. Diğer devrimci arkadaşlarla görüştüğümüzde, kitlenin işgal için hazır olduğunu ama bu yönde herhangi bir girişimin bulunmadığını öğrendik.
Sonra her fakültenin kendi forumunu yaptığı bilgisini aldık. Saat 18.00’de biz de Hukuk Fakültesi forumunun 2. oturumuna katıldık. Farklı üniversitelerden geldiğimizi ve sürecin sonuna kadar dayanışma içerisinde olacağımızı söyledik. Foruma dahil olmamız kitlenin moralini yükseltti. Genel eğilim direnişin 1 Haziran’a ertelenmesi ve çalışmanın sosyal medya ile sınırlı tutulması yönündeydi. Biz ise zamana yayılırsa direnişin sönümleneceği, ancak süresiz direniş ile kazanım elde edilebileceğini ifade ettik. Beraber katıldığımız arkadaşlardan biri Boğaziçi Direnişi’ndeki deneyimlerini aktardı. Yakın zamanda kazanımla sonuçlanan doruk maden işçilerinin grevini kendimize örnek almamız gerektiği konusunda hem fikir olduk.
Saat 19.00’da 3. oturum başlamadan, gençlik örgütleri olarak toplantı almak için Hukuk Fakültesi forumundan ayrıldık. Saptadığımız ilk sorun kitledeki devrimci önderlik eksikliğiydi. Kurum temsilcileri olarak bir avuçtuk ama buradan çıkacak kararların direnişin kaderini belirleyeceğinin farkındaydık. Öncelikle her kurum, kendi katıldığı forumun aktarımını yaptı. En ileri karar mimarlık fakültesi forumundan çıkmıştı. Koşulsuz şartsız direniş kararı almışlardı. O an için kapıların kapatıldığını ve öğrencisi olmayan kimsenin içeri alınmadığını öğrendik. Doğal unsurlardan gelen bu iradeye sahip çıkacaktık. (İlerleyen saatlerde tüm fakültelerin kapısı kilitlenirken mimarlık fakültesi kapatılamayacaktı.)
Rektörlük işgali konusunda ise ikiye bölünmüştük. Bir kesim, EK’yı gerçek anlamıyla işgali gerçekleştirmemekle ve işgal kavramını kullanarak belirsizlik yaratmakla eleştirirken, diğer kesim kitlenin işgale hazır olmadığını ve olası bir işgalin sürdürülebilir olmayacağını savunuyordu. EK ise kendisiyle çelişerek, forum ve toplantılara katılmıyor; “forumculuk” olarak tanımladıkları şeyin direnişe zarar verdiğini iddia ediyordu. Rektörlük önünde forum sonuçlarının açıklanacağı ve forumların merkezileştirileceği bilgisini aldıktan sonra oraya doğru hareket ettik.
Saat 20.00’de yaklaşık 200 kişilik kitle rektörlük önüne toplandı. Hukuk Fakültesi de dahil olmak üzere, forumların her birinde süresiz direniş kararı alınmıştı. Bu kararlar hem bizi şaşırtıp sevince boğuyor hem de direnişin geleceği için umut oluyordu. Ardından Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası adına konuşma yapıldı. “Biz akademisyenler olarak buradayız. Nasıl ki siz eğitim hakkınızdan, derslerinizden, kampüsünüzden vazgeçmiyorsanız; biz de ofislerimizden, işimizden ve emeğimizden vazgeçmiyoruz” denildi. Ayrıca eyleme katılan bir veli de dayanışma duygularını ifade etti.
Direnişin coşku ve heyecanı sürüyordu. Forum, ajitasyon olarak kuvvetli ama alınan kararlar ve önüne görev koyma bakımından daha zayıf geçti. Bu durum ikinci bir forumun alınmasını zorunlu hale getiriyordu. Forumun nerede yapılacağı da hararetli bir tartışmaya vesile olmuştu. Devrimciler ve reformistler arasındaki ayrışma daha belirgin hale geliyordu. Bu aşamadan sonra ayrışma, direniş boyunca derinleşmeye devam edecekti.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerini temsil iddiası taşıyan iki kitle örgütü ön plana çıkıyordu. Bunlardan ilki devrimci öğrencileri ve ileri unsurları içinde barındıran Bilgi Öğrenci Dayanışması’ydı. (Kısaca Dayanışma olarak geçireceğiz.) İkincisi ise TKG’nin kendi çalışması olan Bilgili Susmuyor Platformu’ydu. (Kısaca Platform olarak geçireceğiz.) Dayanışma’nın temsilcileri, forumun kapalı ve henüz “kurtarılmış bir alan” olarak Mimarlık Fakültesi’nde alınması gerektiğini savunuyordu. Platform temsilcileri ise direniş alanının rektörlük önü olduğunu ve forumun burada yapılması gerektiğini dayattılar. Direnişin sürdürüleceği yerin, Mimarlık Fakültesi’nde yapılacak forumda belirlenmesinde ortaklaşıldı.
Saat 22.00’da Mimarlık’ta forum başladı. İçeriye sivil polis girmemesi için güvenlik birimi kuruldu ve herkesin tek tek öğrenci kartları kontrol edildi. Forumda direnişin Mimarlık’ta sürdürülmesi oy çoğunluğuyla kabul edildi. Tartışmalar eylemin nasıl ve hangi mekanizmalarla örgütleneceği konusunda kilitlendi. Gerilim artıyor ve ithamlar başlıyor ve kavgaya evriliyordu.
Başladığımızdan bu yana hiçbir ilerleme sağlayamamıştık ki, saat 02.00’ye yaklaşırken Özel Güvenlik Birimi’nden (ÖGB) birinin forumu dinlediğini fark ettik. ÖGB, TKG temsilcisinin adını vererek, kendisini onun çağırdığını, görüşmek için beklediğini söyledi. Ardından Mimarlık Fakültesi’nin boşaltılmasını telkin ederek içeri girmek istedi. Dayanışma, üst katlardaki kapılara barikat kurmaya başlarken, Platform temsilcisi “bizim saklayacak bir şeyimiz yok” diyerek ÖGB’yi içeri sokmaya çalışıyordu.
Üst katlardaki barikatlar tamamlanırken, devrimci öğrencilerin öncülüğündeki kitle kol kola girerek fakültenin girişine insan zincirinden 5 sıra barikat kuruldu. Gerçek anlamıyla faşizme karşı omuz omuza mücadele ediliyordu. O esnada Platform temsilcisi, kapının ağzında barikatın açılmasını telkin ediyor, ÖGB’ye karşı koyduğumuz için bizi kitlenin güvenliğini tehlikeye atmakla suçluyordu. Başarılı olamayınca, ayaklarını yere vura vura fakülteyi terk ettiler.
ÖGB ile yapılan uzlaşı sonucunda bir idari personel, öğrenciler eşliğinde katları gezdi ve ÖGB fakülteyi terk etti. O ana kadar sözde kalan işgal, Mimarlık Fakültesi’nin işgaliyle fiiliyata geçmiş oldu. Reformizm mahkum ediliyor, fiili-meşru-militan mücadele tarzı kitleler tarafından benimseniyordu.
Direnişin ilk kazanımıyla beraber forum kaldığı yerden devam etti. Platform temsilcilerinin foruma geri dönmesiyle ortak bildiri hazırlanması, taleplerin belirlenmesi ve demokratik işleyişin mekanizmaları yeniden tartışılmaya başlandı. Moderatörler ardı ardına görevlerinden çekiliyor, devrimciler ve reformistler arasında yaşanan ayrışma, derinleşmeye devam ediyordu. Öğretmen Sendikası’ndan deneyimli bir akademisyenin moderatörlüğü üstlenmesiyle tartışmalar sağlıklı bir zemine oturtuldu. Forumda söz kesme, itham ve hakaretlerin önüne geçilmiş oldu. Ortak bildirinin cümle cümle okunup revizeye açıldığı an, TKG temsilcisi “biz kendi bildirimizi yazacağız, sizinle hareket etmeyeceğiz” dedi. Ayrılık artık geri dönülemez bir noktaya ulaştı. Eylem kırıcıların tarzı, mücadeleyi kendi tekeline alma, bunu başaramadıklarında ise kendi kitlesini geri çekerek devrimcileri düşmanlaştırmaktı. Bu ayrılığın sorumluları kitlenin talebine rağmen somut sebepler açıklayamayacaklardı.
Devrimcilerin sözü geçmeye başlamıştı. Direnişin nasıl örgütleneceği tekrar tartışmaya açıldı. Ertesi günün programı yapıldı. Eylem saati ve yürüyüş güzergahı belirlendi. Sosyal medya, basın, güvenlik, temizlik ve gıda konularında komisyonlar kuruldu. İlerleyen süreçte bu komisyonlar, komün yaşamı ve direnişin örgütlenmesinde önemli bir rol oynayacaktı. Tartışmayı tıkayan konular ise ertesi gün yapılacak bir foruma ertelendi.
2.Gün
Forum gecikmeli olarak saat 09.00’da başladı. Alınan kararların üzerinden geçildi ve hızlıca eylem hazırlıklarına başlandı. Biz de dışarıdaki arkadaşlarımızı eylem için seferber etmiştik. İçeriden ve dışarıdan aynı anda zorlanarak fiili şekilde içeri girileceğini anlatıyorduk.
Saat 14.00’e geldiğinde, kampüs içerisinde bulunan Nero Cafe’den yürüyüşümüzü başlattık. Yürüyüşte yaklaşık 200 kişilik bir kitle bulunuyordu. Ana kapıya yaklaştıkça dışarıdaki arkadaşlarımızın sloganlarımıza eşlik ettiğini duyuyorduk. Öğretmen Sendikası “Üniversitemizi, Emeğimizi ve Eğitimi Savunuyoruz! Faaliyeti Durdurma Kararı Geri Çekilsin!” yazılı pankartı açmışlardı. Bilgi Üniversitesi Öğrencileri ise “Ne Kayyımın Ne AKP’nin, Kampüsler Bizimdir!” yazılı pankartıyla katıldılar.
Üniversite öğrencileri ve gençlik örgütleri “Bilgi Öğrencisi Yalnız Değildir!” pankartıyla kapının dışında bekliyorlardı. Ayrıca gençlik örgütlerinden PDG ve SGDF dövizleriyle eylem alanındaydı. Öğrenciler adına okunan basın metnini olduğu haliyle aktarıyoruz.
“Gece yarısı, tek bir imza ile okulumuzun faaliyet izni kaldırılmıştır. İstanbul Üniversitesi hazırlık kampüsünün ücra bir yere taşınmak istenmesi, Hacettepe’de kapatılan bahçeler, Boğaziçi’nde kapatılan kulüp binaları, sermaye güdümündeki siyasi iktidarın kendi çıkarlarına yönelik attığı adımlara hukuki kılıflar üretmesinin örnekleridir. Bunun son noktası, üniversitemizin kapılarının kilitlenmesiyle bizleri alanlarımızdan uzaklaştırmak, yalnızlaştırmak, bir araya gelmemizi engellemek şeklinde tezahür etmiştir. Ancak buradan bu kararı alanlara duyuruyoruz. Bizler bu kararı tanımıyoruz. Kararı verenler için tanıdığımız süre 3 gündür. Bu 3 gün içerisinde, okulumuz kamulaştırılarak faaliyete açılması gerekmektedir. Bizleri yönetmeye, bastırmaya, sömürmeye çalışanlara karşı cevabımız, öğrenci ve emekçi dayanışmasıdır. Fiili-meşru mücadelemize devam edecek, bizlerde olmadığını düşündükleri direnme cüretini onlara bizzat göstereceğiz.”
Dayanışma ve gençlik örgütleri, kitlenin olduğu gibi içeri alınmasını isterken; Platform, basın açıklaması okunur okunmaz eylemin sonlandırıldığını söyleyip kitlesini geri çekti. Bir süre daha sürdürülen eylem, TKG’nin yaptığı eylem kırıcılığıyla herhangi bir kazanıma ulaşılamadan sonlandırılmak zorunda kaldı. Dışarıdaki arkadaşlarımız kendi açıklamalarını yapıp dağıldı. Bu durum bizi dışarıdaki arkadaşlarımıza karşı da zor durumda bıraktı.
Eylem bittikten yarım saat sonra Öğretmen Sendikası temsilcileri, kampüse girmek isterken polis tarafından darp edildiler. Polis, bir sendika temsilcisinin ayağını kapıda ezdi. Hocalarımızın mücadelesi direnişi yeniden canlandırdı. Öğrenci kitlesi toparlandı ve ÖGB’yi turnikelerden ana kapıya kadar geriletti. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek”, “Polis Defol Üniversiteler Bizimdir”, “Gün gelecek, Devran Dönecek, İşkenceci Polis Hesap Verecek” sloganları aynı sesten, aynı yürekten atılıyordu. Yaralanan sendika temsilcisi sedyeyle ambulansa kaldırıldı. Sendika temsilcileri, Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve mezunları içeri alındı. Meşru ve militan mücadele, yeni kazanımların önünü açıyordu. Akşam olduğunda kampüsteki kişi sayısı üç katına ulaşmıştı. İşgalin en başından itibaren ne zaman “direniş bitti” denilse, bir eşik daha aşılıyor, daha geniş kesimler direnişi sahiplenmeye geliyordu.
Sayımız arttıkça yeme-içme, hijyen gibi ihtiyaçlarımız da arttı. Akla gelen ilk çözüm dayanışma sandığı oluşturulmaktı. Ama buna gerek kalmadı. Üniversite çevresindeki esnaflar bize su ve yemek getirdiler, aileler kendi aralarında battaniye toplayıp getirdi. Civardaki taksiler ise, direnişe gelen arkadaşlarımızdan para almıyorlardı. İşçi-emekçi halkımız, sürecin en başından itibaren direnen gençlere sahip çıkmış, onları bağrına basmıştı.
Saat 18.00’e geldiğinde İstanbul Barosu, direnişin hukuki boyutunu anlatan bir oturum düzenledi. Her durum ve koşulda dayanışma içerisinde olacaklarını ifade ettiler. Kitle artık 1. kata sığmıyor 2. ve 3. kata çıkarak oturumu dinlemeye çalışıyordu.
Saat 19.00’da konservatuar öğrencilerinin hazırladığı müzik dinletisi başladı. Çav Bella’yı ve Avusturya İşçi Marşı’nı heyecanla dinledik, söyledik. Yaklaşık 3 saat süren konser kitlenin alanda kalması açısından da iyi oldu. Bu süre boyunca gençlik örgütleri, kampüs içerisine çeşitli yazılamalar ve pullamalar yaptılar. PDG’li öğrenciler de Mimarlık Fakültesi’nde “Yaşasın Öğrenci Dayanışması”, “Bilgi Üniversitesi Öğrencileri Yalnız Değildir”, “İşçi Gençlik El Ele, Genel Greve”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” yazan dövizleriyle kendi panolarını oluşturdular.
Saat 21.00’de Dayanışma, gençlik örgütlerini toplantıya çağırdı. Sabah yapılan eylemde EK’yı tanımadığımıza dair eleştirildik. Ayrıca kitlenin korkacağı iddiasıyla kurum imzalarını kullanmamamız istendi. PDG’yi temsilen yaptığımız konuşmada, Bilgi Üniversitesi bileşenlerinin iradesine saygı duyduğumuzu, ancak ikiliğin Dayanışma ile Platform arasında yaşandığını, Platform’un temsil hakkına sahip olmadığını, bu konuşmanın da Platform’a hizmet ettiğini belirttik. Kazanımların iddia edildiği gibi müzakere yoluyla değil, fiili-meşru-militan mücadele tarzıyla -EK’ya rağmen- elde edildiğini, dahası EK’nın gösteremediği inisiyatifi gösterdiğimizi ifade ettik. Yaptığımız eleştiriler, kendini dahi ikna edemeyen bir tarz ile inkar edildi. (Daha sonra Dayanışma içerisindeki devrimci arkadaşların EK’da yalnızlaştırılmaya çalışıldığını öğrenecektik.)
Toplantı acil bir gündemle sonladırıldı. Otoparka polis araçlarının ve çevik ekiplerinin geldiği ve giriş çıkışlarda öğrencilerin fotoğraflarının çekildiği bilgisi gelmişti. Aşağı indiğimizde kitlenin önemli bir kısmı kampüsten ayrılmıştı. 36 polis otobüsü, 5 gözaltı aracı ve çok sayıda toma, otoparka konuşlanmıştı. O anda Mimarlık öğrencilerinin ve daha sonra Sosyal-İş üyesi olduklarını öğrendiğimiz akademisyenlerin mücadele arkadaşlarımızın standına saldırdığını fark ettik… Arkadaşlarımıza, bu insanları direnişte görmediğimizi, provokasyon yaratmak için geldiklerini, bunu kitlenin geneline mal etmemek gerektiğini anlattık. Tablo ne kadar karamsar görünse de örgüt düşüncesine karşı düşmanlığın kitle nezdinde er ya da geç aşılacağını biliyorduk. Süreç bizi yanıltmayacaktı.
Forum çağrısıyla beraber hepimiz tekrar bir araya geldik. Forumda yaklaşık 60 kişi vardı. 100 kadar kişi ise dağınık halde kampüste bulunuyordu. Saat 22.00’de başlayan forumda, polis müdahalesi olacağını ve fakülteyi terk etmemiz gerektiğini söyleyen provokatörler çıktı. İçeride maketlerin olduğunu söylüyorlar, onlara zarar gelmemesi için işgalin sona erdirilmesini istiyorlardı. Çekilmek için farklı fakülteleri öneriyorlar, resmen rektörlük adına pazarlık yapmaya kalkıyorlardı. Mimarlık Fakültesi’nin terk edilmesi farklı biçimlerde tekrar tekrar oylamaya açılıyor; ama bir türlü istedikleri kararları çıkartamıyorlardı. Kitlenin neredeyse tamamı, işgalin sürdürülmesinden yana oy kullanıyordu. Arkadaşlarımızın uyarısıyla hepimiz dışarı akın ettik. Bize doğru geldiğini sandığımız düzinelerce sivil, kampüsten toplu çıkış yapıyordu. Rektörlükten o gece için polislerin kampüsten çıktığını ve müdahale olmayacağı bilgisi gelmişti. Ertesi gün ise giriş-çıkış kapatılacak ve içeri erzak alınmayacaktı.
3.Gün
Gençlik örgütleri olarak saat 04.00’de süreci değerlendirmek adına bir araya geldik. Direniş ne zaman sönümlenme eğilimine girse, polis saldırılarının püskürtülmesiyle beraber daha da militanlaşıyordu. Bugün ise direnişin zamana yayılarak sönümlendirilmek isteneceğini öngörüyorduk. Talebimiz dışarıdaki kitlenin tamamının içeri alınmasıydı. Fiili bir durumun yaratılması gerektiği ve polis barikatının dışarıdan zorlanacağı konusunda ortaklaşıldı. Biz içeriden de zorlamak gerektiği konusunda ayrıştık. Direniş alanının ana kapı olduğu, her durum ve koşulda kitlenin alanda tutulması gerektiği konusunda ortaklaşıldı. Ayrıca yönlendirmelerin EK’daki arkadaşlar üzerinden yapılması gerektiğinde hemfikir olduk.
Saat 10.00’da Mimarlık’ta son forum alındı. Yaklaşık 75 kişi vardı. Öğrencilerin önemli bir kısmı polisin verdiği gözdağından sonra kampüsten ayrılmıştı, geriye direnmekte kararlı öğrenciler kalmışlardı. Direniş alanı ana kapı olarak belirlenmiş, bütün erzak ve malzemeler o tarafa doğru taşınmıştı. Ayrıca Platform, EK’dan çekilmiş, oluşan boşluğu bizim de içinde olduğumuz dışarıdan gelen devrimci öğrenciler doldurmuştu. O andan itibaren devrimci öğrenciler, sürecin doğrudan örgütleyicisi oldular. Direnişi büyütmek için polise karşı uzlaşmaz olunması gerektiği ve olası bir polis müdahalesinde sonuna kadar direnilmesi konusunda ortaklaştık. Ayrıca biz, Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve mezunlarının içeri girişinin, bir gün önce başarıldığını, daha ileri bir talep olarak kitlenin tamamının içeri almamız gerektiğini belirttik. Kitlenin de onayıyla yaptığımız öneriler kabul edildi. O gün için iki ayrı çağrı yapılmıştı. Öğretmen Sendikası 12.00’de, öğrenciler ise 14.00’de ana kapıda toplanacaktı.
Saat 12.00’de akademisyenler kendi eylemlerini yaptılar. Öğrenciler ise 12.30’da Mimarlık önünden ana kapıya yürüyüşe başladılar. 75 kişiyle kortej oluşturarak disiplinli ve kararlı şekilde yürüdük. “Sermaye Elini Bilgiden Çek”, “YÖK, Polis, Medya Bu Abluka Dağıtılacak”, “Ne Sermaye Ne Kayyım Biz Yöneteceğiz”, “Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Direne Direne Kazanacağız” sloganları hep bir ağızdan atıldı. Ana kapıya gelindiğinde öğrenciler ve akademisyenler adına konuşmalar yapıldı. Saat 14.00’de dışarıdaki kitleyle birleşmek üzere oturma eylemine geçtik. Dışarıdaki arkadaşlarımız bir yandan sloganlarımıza eşlik ediyor, diğer yandan tellerin üzerinden erzak atıyorlardı.
Polislerin öğrenci kartıyla içeri girdiğini fark ettik. Forumlarda güvenlik zafiyeti verildiği anlaşılmıştı. Hızlıca turnikelere etten duvar ördük. Kısa bir süre sonra kampüse çevik polis girdi. Saat 14.00’a geldiğinde dışarıdaki arkadaşlardan barikatı zorlamalarını istedik. İçerideki abluka gittikçe daralıyordu. “Dağılın” anonsları “Yaşasın Kampüs İşgalimiz” sloganıyla karşılandı. Kitlenin yarısı alandan ayrılmıştı. EK olarak direniş kararı aldık. Yaklaşık 40 öğrenci tüm işkencelere rağmen kol kola direniyorduk. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek”, “İçerde, Dışarda, Ablukayı Parçala” sloganları aynı yürekten atılıyordu. Direnen arkadaşlarımıza kaba dayak ve işkence uygulanıyorlardı. Buna rağmen kitle, bizimle beraber sonuna kadar direnmeye devam etti. Bayılan, kolu çıkan, burnu kırılan arkadaşlarımız vardı. İki arkadaşımız ambulansa kaldırıldı. Bir arkadaşımız da gözaltına alınmıştı.
Kampüs dışına çıkartıldığımızda dışarıdaki kalabalık bizi şaşırtacaktı. 2000’den fazla insan direnişi büyütmeye gelmişti. Önce arkadaşlarımızı toparladık. Hemen ardından Kazım Karabekir Caddesi’ni trafiğe kapattık. Ambulansın gelmesiyle beraber cadde tekrar açıldı. Bu durum birkaç kez tekrarlandı. Saat 15.00 gibi polis ablukasının önünde oturma eylemine geçildi.
Ayrıca İstiklal Kadınları Hareketi’yle ilişkili olduğu anlaşılan bir öğrenci, flamalara saldırıp kadınlığın arkasına sığınarak provokasyon çıkarmaya çalıştı. Kitlenin ve polisin yanında tartışma yürütülmemesi gerektiğini söylediğimizde, tehditler savurarak, ağza alınmayacak küfürler ederek alandan ayrıldı.
Saat 20.00’e geldiğinde ise kitle dağılmış ve birçoğu CHP’nin mutlak butlan eylemine geçmişti.
EK kararı kitlenin toparlanıp barikatların tekrar zorlanmasından yanaydı. 500 kişi kalmıştık. En öne flamaları dizerek kol kola girdik. Taarruz pozisyonu almış bekliyorduk. Polis müzakeresi sonuç vermeyecekti. Caddede bulunan öğrencilere tekrar trafiği kesme çağrısı yaptık. Trafiği kesen arkadaşlarımız, ablukaya alındıklarında biz de o tarafa yöneldik. Polis bu durumu fırsat bilerek alandaki barikat hattını daha ileriye taşıdı. (O esnada TKG temsilcisi, polise taş atan kişiyi polisle beraber arıyordu.)
Yeniden başlayan müzakereler sonucunda, caddeye kurulan polis barikatı kaldırıldı. Saat 22.00’da ise basın açıklaması okunarak ertesi gün saat 14.00’ye çağrı yapıldı. O gece üniversitenin yeniden açıldığı haberini aldık.
Direnmiş ve kazanmıştık. Ertesi günkü buluşmamız, kutlamaya dönüştü.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir