
Yaşadığımız topraklar üzerinde, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşadığı mali sıkıntılar da göz önünde bulundurulduğunda, 1870’lerde grev sayısında ciddi bir artış görülmüştür. 1870 öncesinde de kimi grevlere ve işçi eylemlerine rastlanmaktadır ancak Osmanlı Devleti’nde işçi eylemlerinin gerçek bir grev niteliğine kavuşması 1870’lerde olmuştur.
Kayıtlara geçen ilk grev 1872’de Beyoğlu Telgrafhanesi işçilerinin grevidir. Telgrafhane işçileri düşük ücretlere ve yasalarla sınırlandırılmamış çalışma saatlerine karşı bir günlük grev yapmıştır.
İlk grevi telgrafhane işçileri yapmıştır ancak 1870’lere damgasını vuran tersane işçilerinin grevleri olmuştur. 1873 yılı Ocak ayında Hasköy Tersanesi’nde 500 kadar işçi, aylardır alamadıkları ücretleri için iş bırakmış ve padişahla görüşmek istemişlerdir. Devletin baskısına rağmen işlerinin başına dönmeyen işçiler, sorunlarını dönemin gazetelerine iletmiş, sonunda sadrazamla görüşebilmiş ve haklarını almışlardır.
1875’te büyük tersane grevi olmuştur. 1200 işçi, altı aylık alacakları ödenmediği için, açlıktan kırılırken çalışmayacaklarını söyleyerek iş bırakmıştır.
1876’da kayıtlara geçen üç tersane grevi vardır. Bu grevlere Ermeni ve Rum kadın işçiler de katılmıştır. Grevlerin bir tanesinde 1000 tersane işçisi trafiği durdurarak Babıali’ye kadar yürümüştür. Sonraki greve işçilerin eşleri ve çocukları da katılmıştır. Bu grevlerin hepsinde işçilerin başlıca talebi ödenmeyen ücretlerinin ödenmesiydi.
Tersane işçilerinin yanında demiryolu ve deri işçilerinin de grevleri olmuştur 1870’li yıllarda. Bu grevlerin öne çıkan özellikleri hepsinin ekonomik taleplerle gerçekleşmesiydi. Yerleşmiş bir işçi örgütlenmesi yoktu ve doğal önderliklerle-kendiliğinden bir dalgayla gerçekleşiyordu grevler.
1908 yılına kadar; bazı kaynaklarda 23, bazı kaynaklarda 100 saptanabilen grevden söz edilmektedir Osmanlı Devleti’nde. Ancak işçi eylemlerinde ve grevlerde asıl patlama 1908 yılında gerçekleşmiştir.
2.Abdülhamid tahttan indirildi ve 23 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet ilan edildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) iktidarı almıştı. 2. Meşrutiyet’in ilanına giden süreçte, işçi-emekçiler yıllardır baskı altında yaşıyordu ve İTC gelişmekte olan işçi hareketini yanına çekmek için birçok söz vermişti. Ancak İTC’nin iktidarı almasıyla birlikte işçilerin ve İTC’nin sınıfsal çıkarlarının bir olmadığı çabuk anlaşıldı. “Hürriyetin İlanı”ndan bir hafta sonra grevler patlamıştı. Hatta bir İTC yetkilisi, patlayan grevler karşısında “İşçiler hürriyeti yanlış anladı” diyordu.
31 Temmuz 1908’de Cibali Tütün işçilerinin greviyle grev dalgası başladı. Grevler, dönemin sanayi merkezleri olan başta İstanbul ve Selanik olmak üzere, İzmir, Beyrut, Midilli, Varna, Samsun, Üsküp, Dedeağaç, Aydın, Gevgeli, Kavala, Drama, Eskişehir, Ankara, Konya, Zonguldak, Ereğli, Mitroviça, Zibeftçe, Şam, Halep, Rayak, Balya, Ergani, Hereke, Manastır, Ksanti, Adana, Foça, Kudüs gibi merkezlere yayılmıştı. Grev dalgası, Ağustos ve Eylül ayları daha yoğun olmak üzere Aralık ayına kadar sürdü. Bu aylarda 100’ün üzerinde grev gerçekleşti. Tam sayı bilinmemekle birlikte 100.000’in üzerinde işçi ve memurun grevlere katıldığı tahmin ediliyor.
Grevlerin yarısından fazlasının gerçekleştiği İstanbul ve Selanik gibi merkezlerde greve çıkan meslek gruplarını ağırlıklı olarak tütün işçileri, tersane işçileri, demiryolu işçileri, tramvay işçileri, deri işçileri, garsonlar, fırın işçileri ve emekçileri oluşturuyordu.
Grevler ekonomik taleplerle başlıyordu. Ücretler çok düşüktü, çoğu işletmede aylardır ücret alamamıştı işçiler. Çalışma saatleri keyfiydi. Günlük 16-17 saate kadar çıkıyordu mesai saatleri. İşçiler günlük çalışma saatinin yasal olarak 8-10 saatle sınırlandırılmasını istiyordu. En temel insani şartların hiçbiri yoktu, işçiler sosyal hakların düzenlenmesini istiyordu. En önemli talepleri ise, kendi kurdukları örgütlerin temsilci olarak tanınmasıydı.
Bazı un fabrikaları ve fırınlar dışında, grev olan işletmelerin çoğu yabancı sermayeye aitti. Grev dalgası başlayınca, yabancı şirketler vakit kaybetmeden hükümetten grevleri net bir şekilde durdurmasını istedi. Yabancı şirketler işçileri işten atmaya başlamıştı ancak grevleri durduramıyordu. İTC hükümeti grevleri silah zoruyla bastırmayı denedi, işçiler direniyordu. Bazı grevleri durdurması amacıyla gönderilen askerlerin grevcilere müdahale etmediği örnekler de var. Grev dalgası rütbesiz askerler arasında da sempati ile karşılanıyordu.
Grev dalgasının önüne geçemeyen sermaye ve İTC hükümeti, daha meclis açılmadan, 8 Ekim 1908’de Tatil-i Eşgal Kanunu Muvakkati yayınlandı. Bu karar özellikle yabancı sermayenin elinde bulunan demiryolu, tramvay, liman, genel aydınlatma gibi kamu hizmetlerini kapsıyordu. Karara göre bu işkollarında kolayca greve gidilemeyecekti. Karar grevi yasaklamıyordu ancak grevi zorlaştırıyordu; belirtilen kurumlarda sendika yasağı getirdi ve kurulmuş olan sendikaları kapattı.
Tatil-i Eşgal kararıyla birlikte kamu hizmetlerinin bir kısmında grev dalgası geri çekilmişti ancak kararı tanımayıp greve devam eden işkolları da vardı. Mesela İstanbul’da Ekim ayında güçlü bir garson grevi gerçekleşmişti.
Eylül ayında Selanik’te de çok güçlü bir garson grevi örgütlenmişti. Grev o kadar kitlesel ve güçlüydü ki İTC’nin daha önceden Selanik’e davet etmiş olduğu Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan Devletleri temsilcileri şehre geldiğinde onlara hizmet edecek tek bir garson dahi yoktu. İTC üyeleri, utanarak, garson önlüklerini giyerek kendileri servis yapmışlardı bu temsilcilere.
8 Ekim 1908’de yayınlanan Tatil-i Eşgal Kararı, 27 Temmuz 1909’da kanuna dönüştürüldü. Grevin zorlaştırılması ve sendikalaşmanın önüne geçilmesi, sermayenin ve hükümetin sınıfsal çıkarları doğrultusunda kanuna bağlanmış oldu ve grev dalgası zor yoluyla bastırıldı.
Bu kitlesel grevler, müslüman-gayrimüslim, kadın-erkek işçilerin ve emekçilerin beraber yürüttüğü grevlerdir. Grevlerin gerçekleştiği işkollarında kafa ve kol emekçileri direnişlerini beraber sürdürmüştür. Emek-sermaye arasındaki uzlaşmaz kavgada emeğin safında sınıf olma halini incelememiz ve dersler çıkarmamız için bize deneyim olarak bırakmıştır.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir