Taksim işçi sınıfının tarihidir!

1 Mayıs sabahı daha en başından bir belirsizlik hâkimdi. İnisiyatif’in belirsizlikleri, verilen yanlış saat, günün nasıl geçeceğine dair ilk işaretleri veriyordu. Buna rağmen içimizdeki yön duygusu açıktı: Taksim’e gitmek!

Mecidiyeköy’de, Simit Sarayı’nın önünde buluştuk. Henüz yürüyüş başlamadan etrafımız ablukaya alındı. Ciddi bir direnme de ortaya çıktı. Kimse kolayca geri çekilmedi.

Müdahale sertti. Kafama kalkanla vuruldu, bacaklarıma tekmeler aldım. Bu şiddet, yalnızca dağıtmak için değil, gözdağı vermek içindi. Tam gözaltı aracına bindirilirken bir polis kolumdan sertçe itti. Refleksle karşı koyunca üzerime yürümeye başladı. Yanındaki polisler araya girdi. Bu bile aslında ne kadar kontrolsüz bir öfke ile hareket edildiğinin göstergesiydi.

Kelepçe takan polislerden biri ise, arkadaşına karşı koyulduğu için bana adeta kinlenmişti. Kelepçeyi gereğinden fazla sıkarak bu kini doğrudan hissettirdi. Bireysel bir öfke anı gibi görünse de, aslında sistematik bir pratiğin küçük bir yansımasıydı.

Otobüse bindirildiğimizde tartışma devam etti. Artık kelepçelerin açılması gerektiğini söyledik. Ancak otobüsteki polis ekibi oldukça deneyimsizdi; çoğunun ilk gözaltısıydı. Bu durum, yaşanan keyfiliği daha da artırıyordu. Ne yapacaklarını bilmeyen ama yetki kullanan bir ekip!

Buna rağmen otobüsün içinde başka bir şey daha kuruldu; dayanışma. Yeni dostluklar, kısa sürede kurulan bağlar, ortak bir deneyimin yarattığı güven. Gözaltı aracı, baskı mekânı olduğu kadar öğrenme alanına da dönüştü.

Yaklaşık 13 saat bekletildikten sonra ifadeye çağrıldık. Birçok arkadaş, maruz kaldığı şiddet nedeniyle ifade vermeyi reddetti, imza atmaktan da imtina edildi. Bazı arkadaşlar ifade verdi ancak ifadelerinde “şiddet” kelimesini kullandıkları için tutanaklar kabul edilmedi. Gerçeğin kayda geçmesi bile engellenmek isteniyordu.

Avukatların ve ifade verenlerin ısrarı sonucu, uzun uğraşlarla “şiddet”  ifadeleri tutanaklara girdi. Bu küçük gibi görünen kazanım, aslında önemliydi: Yaşananın adını koyma mücadelesi.

Sonrasında hastaneye götürüldük. Dışarıda bizi bekleyen arkadaşlarımız vardı. O an, içeride kurulan dayanışmanın dışarıda da sürdüğünü görmek, günün en güçlü anlarından biriydi.

Günün sonunda geriye şu kaldı: Tüm dağınıklığa, yanlışlara ve şiddete rağmen doğru bir sözün peşinden gitmiş olmanın netliği…

İyi ki “Taksim” demişim. Çünkü Taksim yalnızca bir meydan değil. Taksim, işçi sınıfının tarihidir.

Ve o gün bir kez daha görüldü ki, bu irade bastırılmaya çalışılsa da ortadan kaldırılamıyor. Her ablukada yeniden kuruluyor, her gözaltında yeniden güçleniyor.

Bir eğitim emekçisi

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül halka yönelmiş cellatlıktır!

  “Bir düdük çalınacak denilmişti / Bir düdük / Üfürüğü Newyork’ta, Washington’da / Sesi kulaklarımızda …

9 Eylül 1984- Yılmaz Güney yaşamını yitirdi

Türkiye sanat-sinema tarihine damgasını vuran devrimci sanatçılardan biridir Yılmaz Güney. Sinema salonlarında bilet satışıyla başlayan …

12 Eylül’ün yıldönümünde PDD afişleri

12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’nın yıldönümünde, “12 Eylül halka yönelmiş cellatlıktır!” ve “Asker-sivil darbelere karşı …