Dünyayı tehdit eden terör merkezleri: ABD askeri üsleri

Bir ABD askeri yetkilisi 11 Eylül’ü şöyle yorumluyordu: “11 Eylül sabahı uyandık ve kendimizi Orta Asya’da bulduk. Daha önce hiç olmadığı kadar Doğu Avrupa’da, Orta Asya kapılarında, Ortadoğu’daydık.”

11 Eylül, Amerika’ya gerçekten de daha önce hiç olmadığı kadar çok kapı açmıştı. Anahtar, “terörle mücadele” idi. ABD’nin dünya paylaşımında üstünlüğünü koruma hedefiyle başlattığı Afganistan işgalinin önü 11 Eylül’le açılmıştı.

11 Eylül’ün açtığı kapılardan biri de, ABD’nin tüm dünyaya askeri açıdan daha fazla yayılması idi.

Pentagon verilerine göre ABD, şu anda 93 ülkeyle askeri üs kurulmasına ilişkin “resmi” anlaşmalara sahip bulunmaktadır. Yine aynı kaynağa göre BM’nin 190 üyesinden 132’sinde büyük veya küçük bir ABD askeri gücü bulunuyor. Bütün bu üslerdeki askeri personel sayısı Irak işgalinin ardından 250 binden 350 bine yükseldi. Time dergisinin verdiği bilgiye göre 11 Eylül öncesinde ABD ordusunun aktif görevdeki personelinin yüzde 20’si ABD toprakları dışındayken bugün bu oran yüzde 50’ye çıkmıştır. Buna ek olarak yedek askerlerin dörtte biri ABD dışına yollanmıştır.

Dünya haritasına ABD’nin askeri konumlanışı açısından baktığımızda bu silahlanmanın onun emperyalist hedefleriyle uyum içinde yürüdüğünü ve hatta bu hedeflerin önünü açtığını görmek zor değil. Dolayısıyla bütün üs ve askeri tesisleri de tesadüfi yerlerde değil, bugün ve gelecekte çıkarlarını korumak istediği noktalarda bulunuyor. Bilinen ve resmi anlaşmalarla kurulan üslerin dışındaki gizli üsleri, dinleme merkezlerini, nükleer silah tesislerini ve buna benzer birçok askeri yapılarını saymıyoruz. Bunları sınıf mücadelesinin gücü tek tek açığa çıkaracaktır.

Önemli bir üsler zincirini Çin’in etrafına kurulan tesisler oluşturuyor. Afganistan’ın işgal edilmesiyle kurulan Kırgızistan’daki Manas Üssü, Çin’in batı sınırına sadece 400 kilometre uzaklıkta. Güney Kore sınırları içinde Çin’le olası bir savaşta kullanılmak üzere bekletilen 40 bin Amerikan askerinin olduğu biliniyor. Ayrıca son yıllarda ABD’nin denizaltılarını Atlantik’ten Pasifik’e doğru kaydırması ve Avusturalya, Singapur, Japonya ile askeri tatbikatlar yapması da ilk elde Çin’i hedefliyor. ABD’nin elinde bulunan 10 bin kıtalar arası füzenin 6 bininin Çin’e yöneltilmiş olması da tesadüf değil. Bu konudaki en önemli gelişme ise, karşılıklı olarak füze kullanımını sınırlayan anlaşmadan tek taraflı olarak çekilen ABD’nin Tayvan’da kurmayı düşündüğü “Ulusal füze kalkanı” projesi… Bu, askeri olarak konumlanmanın ötesinde Rusya ve Çin’in gözlenmesi, dinlenmesi anlamına da geliyor.

Rusya’nın etrafında kurulan üsleri de unutmamak gerek. Bugün Gürcistan, Afganistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da ABD üsleri sürekli olarak güçlendiriliyor. Bu ülkeler, yıllar önce NATO’nun alt kurumu olan Barış İçin Ortaklık (BİO) projesine dahil edilmişler, NATO üyesi olmasalar da askeri açıdan NATO standartlarına yakınlaştırılmışlardı.

ABD, Avrupa’daki en büyük askeri üssünü, NATO’nun bombalar yağdırarak girdiği Kosova’da kurmuştu. Bugün bu üs, hem Batı hem Doğu Avrupa’nın kontrolünde oldukça önemli bir yere sahiptir.

ABD, on yıl aradan sonra 16 Ocak 2002’den itibaren Filipinlere girmiş, Filipin ordusunu eğitmeye başlamış hatta gerilla gruplarıyla çatışmaya girmiştir. Japon adalarında bulunan askerlerini Endonezya, Malezya, Singapur ve Tayland’a doğru kaydırmaya başlamıştır. Ayrıca Sri Lanka’da Tamil gerillalarına, Nepal’de Maoist gerillalara karşı yürütülen savaşlara daha aktif katılmaya, desteklemeye girişmiştir. Bu durum, Asya’ya daha köklü olarak yerleşmek istediğinin bir işaretidir.

Türkiye ile 1980 yılında imzalanan ve güya 5 yıllık bir süreyi kapsayan ancak ABD’nin müdahaleleriyle sürekli uzatılan Savunma Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA)’na dayanarak İncirlik üssünün kapsamını genişletmek, Trabzon ve Samsun’da yeni askeri üsler açmak istiyor.

Tüm askeri üs ve tesislerin silah tekellerinin karlarını ne kadar arttırdığını tahmin etmek zor değil. Ayrıca kuruldukları ülkelerdeki işbirlikçilerini ne kadar zengin ettiğini de…

Bu üslerin her biri, bulundukları yerlerin doğasına ve yaşamına zarar veren, Irak ve Filistin’in bombalanmasında olduğu gibi halkları bombalayan birer terör merkezidir.

***

11 Eylül’ün ardından dünyadaki ABD orduları:

Irak: 140 bin asker

Afganistan: 10 bine yakın asker

Basra Körfezi: Katar’ta 3 bin 300 asker, Bahreyn’de donanma üssü, 4 bin asker

Filipinler: Bin 300 asker ve danışman Filipin ordusuna eğitim veriyor.

Özbekistan: Bin asker

Kırgızistan: Manas Üssü’nde bin 900 asker

Cibuti: 2 bine yakın asker

Doğu Afrika: ABD 5. filosu burada bulunuyor

Gürcistan: Gürcü ordusuna eğitim ve silah desteği, 50 askeri uzman

Almanya: 70 bin asker

Japonya: 40 bin asker

Güney Kore: 37 bin asker

Pakistan: Bin 100 asker

Kuveyt: 10 bin asker

Yemen: 70 özel kuvvet askeri

Bosna: 3 bin 300 asker

Kosova: 5 bin asker

Makedonya: 500’e yakın asker

Mısır: 900 asker

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs 2026’ya dair notlar…

1 Mayıs’ın hemen ardından yaptığımız değerlendirmede, 1 Mayıs öncesinde yürütülen siyasal tartışmaları ve 2026 1 …

Hapishanelerde hak gaspları

Mayıs ayı içinde hapishanelerdeki hak gaspları devam etti. Tutsakların sağlığa erişimi, ziyaret ve iletişim hakkı …

Tutuklu sendikacılar için eylem

DİSK/Limter-iş Sendikası yönetici ve üyeleri ile devrimci tutsakların serbest bırakılması için, 5 Haziran günü Kadıköy’de …