Taksim 1 Mayısı üzerine… Bir adım daha…

Güçlü ve militan bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Geçen yıl 1 Mayıs’ta Mecidiyeköy’de yaşanan Taksim direnişi, bu yıl daha örgütlü, daha kitlesel ve militan bir hale büründü; 2026 1 Mayısı’na damgasını vurdu.

2025 1 Mayısı, 19 Mart direnişinin üzerine gelmiş ve büyük bir rüzgar estirmişti. Bu koşullarda biraraya gelen devrimci yapı ve sendikalar, Taksim 1 Mayısı’nı örgütlemek üzere harekete geçmişlerdi. Mecidiyeköy meydanında toplanan binlerce kişi, kitlelerin Taksim hedefinin ifadesiydi. Ancak iç örgütlülük zayıftı. Buna rağmen biraraya gelen kesimler polis ablukasına direndiler, Mecidiyeköy’de büyük bir kalabalık saatlerce varlığını sürdürmeye devam etti.

Eksik yönlerine karşın 2025 Taksim 1 Mayısı, Kadıköy’de yapılan mitingden daha güçlü ve etkili olmuş; hatta Kadıköy’e giden kurumların önemli bir kısmında, tabandan gelen “biz neden Taksim’e gitmedik” basıncı oluşturmuştu.

Bundan çıkarılan derslerle 2026 1 Mayısı hazırlıkları, geçen yıldan daha fazla sayıda kurumla ve daha erken başladı. Bir yanıyla parçalı bir görüntü vardı; mücadeleci sendikalar ve devrimci kurumlardan oluşan 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi, yaklaşık 6 yıldır emek mücadelesinde ortaklaşmış devrimci yapılardan oluşan İşçi Emekçi Birliği, TİP gibi siyasi partiler ayrı ayrı çağrılar yaptılar. Diğer taraftan, koordineli biçimde yürütülen işler de oldu; sonrasında zaten Taksim hedefini ifade eden tüm kurumlarla bir “Koordinasyon” oluşturuldu.

Bu süreç boyunca, onlarca kurumun imzasıyla “Taksim 1 Mayısı’nı örgütleyelim” çağrısı yapıldı; Kazancı Yokuşu’nda anma örgütlendi (polisin ablukası ve gözaltılar nedeniyle gerçekleştirilemedi); bir etkinlik düzenlendi; ortak semboller belirlenerek sosyal medya çağrıları yapıldı. Ayrıca İEB ve İnisiyatif, ayrı ayrı yaptıkları afiş-pankart-bildiri dağıtımlarıyla, Taksim çağrısını genelleştirdiler. Tabi her kurum ayrıca kendi faaliyetini de yürüttü.

Uzun zamandır yapılmayan bir biçimde, Taksim hedefini savunan kurumlar, yaklaşık bir ay boyunca, farklı düzeylerde de olsa ortak faaliyet yürüttüler. Bu, hem devlete hem de “Taksim muadili bir alan” olarak öne çıkartılan Kadıköy’de miting yapmak isteyenlere büyük bir meydan okumaydı.

Aslında geçen yıl 19 Mart sonrasında yükselen dalga, bu yıl kısmen geri çekilmişti. O dönemde kurulan ve bağımsız biçimde Mecidiyeköy’e gelen üniversite grupları dağılmış, 19 Mart sürecinde bu gruplar içinde yer alan öğrenci gençliğin bir bölümü uzaklaşmıştı. Bu durum, kimi kurumların “19 Mart dalgası geri çekildiği için Taksim artık o kadar gündeme girmez” yorumlarına vesile olmuştu.

Oysa her dalga geri çekilirken, geride kalıntı bırakır. 19 Mart dalgasında öne çıkan öğrencilerin bir kısmı, artık örgütlüydü. Ve bu dalga, zaten örgütlü olan kesimlerde moral ve motivasyonu yükseltmişti.

Dalga çekilmişti; ancak geçen yıl Mecidiyeköy’e gelen kesimlerde “bu defa başarmalıyız” duygusunu, Mecidiyeköy’e gelmeyenlerde ise “kaçırdıklarını telafi etme” çabasını bırakmıştı. Böylece 2026 1 Mayısı’nda Mecidiyeköy’e gelenler içinde kendiliğinden kitle daha az iken, gelenlerin öfke ve kararlılığı daha yüksekti.

Taksim iradesini birleştirmek için oluşturulan Koordinasyon’un eksiklikleri elbette vardı. Hazırlık sürecindeki kimi tartışmalar, eylem günü erken başlanması ve çok erken gözaltıların verilmesi, son gün koordinasyonunun tam sağlanamaması vb… Ancak bu eksiklikler toplamdaki olumlulukların önüne geçmedi. Belki Taksim’e dönük polis barikatlarını aşmayı başaramadık; ama 2026 Taksim 1 Mayısı’nı kazandık!

Ve 2026 1 Mayısı, Türkiye’deki sınıf mücadelesinin önemli eşiklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

 

“Birleşik-kitlesel” mi,

“fiili-meşru” mu?

1 Mayıslar sözkonusu olduğunda ilk akla gelen tanım “birleşik ve kitlesel” söylemidir. Pek çok kurum, 1 Mayıs’ın “birleşik ve kitlesel” olması gerektiğini, bu nedenle sendikalarla birlikte yapılmasını ileri sürer. Ve bu nedenle sendikalar yanlış bir karar (icazetli 1 Mayıs alanı ya da uzlaşmacı 1 Mayıs içeriği vb) aldıklarında da, eleştirmekle birlikte sendikaların ardında yerlerini alırlar.

Yasal mitinglerin önemini ve gücünü elbette yadsımıyoruz. Ama, “birleşik-kitlesel” ile “fiili-meşru” olması birbirinin karşısına konulamaz. Fiili-meşru bir gösteri, pekala birleşik ve kitlesel olabilir. Mesele bakışaçısı sorunudur. Bizi bağlayan şeyin yasallık değil, meşruluk olmasıdır. İcazete göre değil, kendi kararlarımızla hareket etmemizdir. Aksi durumda temel kriter, “birleşik ve kitlesellik” olursa, bütün hatalarına rağmen, sendikaların düzenlediği mitinglere katılmak dışında bir yol kalmaz.

Hele ki sözkonusu 1 Mayıslar ise, çok daha net olmak gerekir. Çünkü 1 Mayıs herhangi bir miting değildir. Burjuvazi ile proletaryanın karşı karşıya geldiği, güçler dengesinin ortaya konduğu, iki düşman sınıfın birbirine meydan okuduğu, gövde gösterisi yaptığı bir gündür. Sadece kitlesel olsun diye, devletin icazetli alanlarına gitmek, olağanüstü bir kitlesellik yakalansa bile, bir “meydan okuma”yı “proletaryanın gövde gösterisi”ni içermez. Çerçevesini devletin çizdiği (mesela Bakırköy’de pankartlardan kelimeleri kesmişti devlet) sınırlara tabi bir miting sözkonusu ise, alana milyonlar gelse bile, bunun bir hükmü yoktur. Çünkü kitleler mücadeleye değil, bu icazete tabi olmaya, geri adım atmaya gelmiş ya da kabullendirilmiştir. Bu nedenle devrim cephesini güçlendiren değil, zayıflatan bir rol oynar.

Kaldı ki ülkemizde en kitlesel 1 Mayısların Taksim’de kutlandığı ortadadır. Mesela 2010, 2011, 2012 yıllarında Taksim’de yapılan mitinglere yaklaşık 1- 1,5 milyon arasında insanın katıldı. Burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf savaşımında burjuvaziye korku salan bir güne dönüştü. Tam da bu nedenle 3 yılın ardından, Taksim 1 Mayısları yeniden yasaklandı. Buna karşın 2013 sonrasındaki yasal mitinglerde en fazla onbinlerle ifade edilen rakamlar telaffuz edildi.

Devrim cephesinin çok zayıf olduğu, kitle hareketinin ya da devrimci örgütlerin ağır yenilgiler aldığı dönemlerde, bu tür alanlara gitmek zorunlu hale gelebilir. Ama bu durumda bile özgürlük alanları adım adım genişletme perspektifiyle hareket edilmeli, yasaklara karşı mücadele edilmelidir. Ancak bu şekilde mücadele ileriye taşınabilir, yeni mevziler, kazanımlar elde edilebilir.

Diğer taraftan 1 Mayıslara ilişkin asıl kriterin “birleşik-kitlesel” olması, 1 Mayısları yasal mitinglere sıkıştırmaktadır. Bazen birkaç bin ya da birkaç yüz kişiyle yapılan eylemler, tarihi bir rol oynar, yolu açar, buzkıran olurlar. 1989 1 Mayısı öyledir mesela. Ya da 2004’te Saraçhane’de kutlanan 1 Mayıs öyledir. Keza Taksim’in yeniden yasaklanmasının ardından yapılan 2013 1 Mayısı da… Bunların her biri, bir çığır açmış, sınıf mücadelesin ileriye sıçratmış “fiili-meşru” 1 Mayıs kutlamalarıdır. Bunlar kitlesel değildir ama geniş kitlelerin gönülden desteğine sahiptir; çeşitli nedenlerle saldırıyı göğüsleyecek cesareti gösteremeyenler bu eylemlere gelemezler. Fakat meşru ve haklı olduğunu bilirler. Üstelik buradan aldıkları moral ve cesaretle mücadeleye daha fazla omuz verirler.

Ayrıca bu 1 Mayıslar, kitlesel olmasa da “birleşik”tir. Birçok devrimci, demokrat kurum, kitle örgütü, sendika bu eylemlerin içindedir. “Birleşik” olması, sadece konfederasyonların katılımı anlamına gelmez.  

Sonuç olarak mesele, “birleşik-kitlesel” mi, “fiili-meşru” mu kıskacında tartışılacak bir mesele değildir. Kendini yasallıkla sınırlamayan bir eylem çizgisine sahip olmaktır. Burada kriter, sınıf mücadelesini ileriye taşıması, toplumsal muhalefete dinamizm kazandırması, işçi ve emekçilere moral ve cesaret aşılamasıdır.

Bu açıdan baktığımızda, 2013 sonrasındaki yasal 1 Mayıs mitinglerinin sınıf mücadelesine somut bir katkısından sözetmek mümkün değildir. Sıradan bir miting gibi yaşanmış, hepsi birbirinin tekrarı, tekdüze, yavan ve hızlıca unutulmuş gösteriler olmuştur. Buna karşın yasaklı ilan edilen Taksim için yapılan irili-ufaklı 1 Mayıs gösterileri, hem Taksim’in işçi ve emekçilere neden yasak olduğunu tartıştırmış, hem de İstanbul’da 1 Mayıs alanının Taksim olduğu gerçeğini sürekli hatırlatmıştır.

Daha önemlisi, birileri Taksim’e çağrılar yapmaya, Taksim için dövüşmeye devam ettiği sürece, icazetli alanlarda miting düzenleyenler ve katılanlar, rahat olamamışlardır hiçbir zaman. Gözleri kürsüde, kulakları Taksim’deki direnişlerde, gözaltılardadır bütün kitlenin. Taksim için verilen fiili-meşru-militan mücadele, orada olan-olmayan işçi ve emekçilerin saygısını kazanmıştır.

Kadıköy yenilgisi

Bu yıl 1 Mayıs tartışmalarında ortaya çıkan ilginç bir tablodan da sözetmek gerekir. 4’lünün yaptığı ikinci, başkanların katıldığı ilk toplantıda DİSK Başkanı’nın konuşmasında birkaç kere “Türk-iş” kelimesi geçti. Taksim basıncının çok yüksek olduğu koşullarda, geçen yıl Kadıköy mitingine katılan kurumların önemli bir kısmı bu yıl Taksim kararını almış ve duyurmuşlardı. Bu koşullarda bu yılki DİSK’in mitinginin çok vasat olacağı belli olmuştu. Elbette DİSK de bunu öngörmüştü. Çözüm olarak da Türk-iş sendikalarıyla birlikte 1 Mayıs’ı örgütlemeyi planlamışlardı. DİSK Başkanı’nın konuşmasında Türk-iş konusunda vurgu yapılmasının sebebi de buydu.

Konfederasyonların uzun yıllardır 1 Mayıslar için doğru düzgün çalışma yapmadığı, işçileri getirmek için uğraşmadığı biliniyor. Bu yıl Kadıköy’de yaşanacak eksilmeyi kapatmak için DİSK’in de güçlü biçimde asılması gerekiyordu. (Üstelik Birleşik Metal Gebze’yi tercih ederek DİSK’in Kadıköy mitingini zayıflatmıştı) 

Bu durumda DİSK, Türk-İş’ten medet umdu. Türk-iş ile kurduğu ittifak üzerinden “işte birleşik, işte kitlesel” propagandası yapabilecekti. Edirne’de miting yapacağını açıklayan Türk-İş Genel Merkezi de İstanbul şubelerini serbest bıraktığını açıklayınca tablo tamamlandı. DİSK, Türk-İş’in İstanbul şubeleriyle birlikte Kadıköy’de olacaktı.

Bu tabloyu bozan en önemli unsur, Doruk Madencilik işçilerinin direnişi oldu. Madencilere dönük kitle desteği arttıkça, direnişe karşı tam bir ilgisizlik içinde olan DİSK’e tepki de arttı. DİSK eleştiri oklarının hedefi oldu. Bu durum, Türk-iş’in DİSK mitingine verdiği desteği azalttı. DİSK kendi üyelerini getirmek için uğraştı; CHP 2-3 bin kişilik kitlesiyle mitingin asıl ağırlığını oluşturdu; DEM Parti de belli düzeyde yüklendi… Ancak hedefe ulaşamadılar. Genel kitle Kadıköy mitingini umursamadı. Taksim’deki direniş çok büyük olunca, Kadıköy basında bile doğru-düzgün yer bulamadı.

1 Mayıs öncesi DİSK’in düzenlediği toplantılarda Kadıköy kararı açıklandığında, 2004 Saraçhane mitingi tablosunu hatırlatmıştık. 2004 yılında devrimci kurumlar ve DİSK, “bir daha Çağlayan çukuruna girmeyeceğiz” diyerek Saraçhane’ye giderken, aynı gün Türk-iş Çağlayan’da bir miting düzenlemişti. Üstelik dönem, Türk-iş içinde Belediye-iş, Petrol-iş, Tez Koop-iş gibi çok güçlü ve muhalif sendikaların olduğu, bunların önemli bir kitlesinin bulunduğu bir dönemdi. Türk-iş’in Çağlayan mitingine bazı devrimci yapılar da katılmıştı. Ve bu miting kitleseldi de. Ancak “2004 1 Mayısı” denildiğinde Saraçhane anıldı; kimse Türk-iş’in Çağlayan mitingini konuşmadı. 

1 Mayıs öncesi toplantıda bu durumu hatırlattık. Ve söylediğimiz gibi oldu. Taksim direnişi öylesine güçlüydü ki, Kadıköy’de 4’lünün mitingi gündeme bile girmedi.

1 Mayıs’ın gücüyle…

2026 1 Mayısı, sınıf mücadelesi açısından önemli bir kazanımdır. Ancak bu süreç eksikliklerimizi de bütün açıklığı ile ortaya koymuştur.

En başta, birleşik bir görüntü oluşmakla birlikte, 1 Mayıs’ta güçlü bir eylem birliği kurulduğu söylenemez. Parçalı yapı, hem gün içinde kendisini ortaya koydu, hem de 1 Mayıs’ın hemen ardından 1 Mayıs’ın gücüyle kolektif biçimde örgütlenmesi gereken 6 Mayıs eylemi, yine eskisi gibi parçalı ve dağınık biçimde örgütlendi. Özellikle NATO Zirvesi’ne karşı hazırlık yaptığımız bu günlerde, bizi zayıf düşüren yönlere karşı mücadele etmek şarttır. Öznel hesaplara ve dağınıklığa son vererek, NATO sürecini tüm bileşenlerle birlikte örgütleme hedefiyle harekete geçmek gerekir.

İkincisi, 4’lü ile kurulan ilişki yeniden düzenlenmelidir. Kimi siyasetler, DİSK’ten karar geldiğinde kerhen eleştirse bile sonuç olarak tabi oluyorlar. Kimi siyasetler ise “4’lü devrimci kurumlar üzerindeki etkisini yitirdi” şeklinde tespitler yapıyorlar. Bu yaklaşım çoğu kez “mücadeleci sendikaların bu boşluğu dolduracağı” tespiti ile birleştiriliyor.

Ne mücadeleci sendikaları bu kadar abartmak ne de 4’lüyü bu kadar küçümsemek doğrudur. Son süreçte önemli bazı eylemlere imza atmakla birlikte, mücadeleci sendikalar için birçok handikap varlığını sürdürmektedir. Üye sayısı, TİS imzalama hakkı, eylem gücü, mücadele birikimleri vb. dikkate alındığında, “mücadeleci sendikalar”ın aşması gereken daha birçok eşik olduğu anlaşılır.

DİSK ise 250 bin civarında üyeye ve güçlü tarihsel birikimlere sahip bir konfederasyondur. Devrimcilerin DİSK üzerinde etkili olduğu dönemlerde daha iyi işler yapmakla birlikte, devrimciler güç kaybettikçe DİSK’in yönü sarı-uzlaşmacı sendikacılığa doğru evrilmiştir. DİSK binasının Ankara’ya taşınmasından direnişçi işçilere karşı ilgisizliğine, CHP ile kurduğu ilişkiden aldığı eylem kararlarının yanlışlığına kadar DİSK’e yönelik eleştirilmesi gereken çok fazla unsur vardır.

DİSK gibi sendikalar sözkonusu olduğunda, bütün bu hatalarını bilerek davranmak gerekir. Onu yok sayarak dışlamak da doğru değildir, ne hata yaparsa yapsın miting kararlarına katılmaya devam etmek de… “En gerici sendikada bile çalışmak” Leninist bir ilkedir. Fakat eleştirerek, tartışarak, yanlış kararlar aldıklarında (özellikle 1 Mayıs gibi) ortak olmayarak, direnişçi işçilerle ilgilenmediklerinde teşhir ederek… 

Elbette her kurumun kendi siyasal hattı, bağımsız eylemleri, faaliyetleri vardır ve bunu yürütmektedir. Ancak sınıf mücadelesinde güçlü kazanımlar elde etmek, 1 Mayıs ya da NATO gibi süreçlerde sonuç alıcı eylemler örgütlemek istiyorsak, birlikte hareket etmenin zeminlerini güçlendirmek, gereklilikten öte bir zorunluluktur.

Bunlara da bakabilirsiniz

Denizlerin ölüm yıldönümünde yürüyüş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilmelerinin 54. yılında mezarların başında ve birçok …

Denizler yaşıyor! Katilleri bin kez öldü!

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan… Darağacında üç fidan… Ölümlerinin üzerinden 54 yıl geçti. Ama …

Gülistan’ın katili devlet güçleri

Gülistan Doku dosyası üzerinden 6 yıl geçtikten sonra yeniden açıldı. Dönemin Tunceli valisi ve oğlu …