
İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. İşçi ve emekçiler açısından bu tarihsel güne, emperyalist savaşla, artan faşist saldırganlıkla, ağır sömürü ve soygun koşulları altında giriyoruz.
Buna karşın dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçiler, ezilen halklar savaşa ve faşizme karşı sokaklara çıkıyor, öfkesini haykırıyorlar. Kapitalist-emperyalist sisteme karşı ekmeğini ve özgürlüğünü büyütmek için mücadele ediyorlar. Doğasına, yaşamına, emeğine sahip çıkıyorlar.
Savaşa karşı savaşalım!
Emperyalist savaş, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla birlikte tüm bölgeye yayıldı.
Esasında 20 yılı aşkın süredir bütün dünyayı kaplayan yeni bir emperyalist savaşın içindeyiz. Birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savaşından farklı olarak gerileyen emperyalist ABD, büyüyen emperyalist Çin’i durdurmak için bu savaşı başlattı.
ABD, dünya hegemonyasını yitirme korkusuyla, kendisine bağımlı olmayan ülkelere saldırıya geçti: Afganistan, Irak, Libya, Suriye, İran… Geçtiğimiz aylarda Venezuela başkanı Maduro’yu haydutça kaçırdı. Küba’ya dönük ambargo ve kuşatma artık “insani kriz”e dönüşmüş durumda.
ABD Başkanı Trump, bu saldırıları petrol şirketleri için yaptığını, kendileriyle “uyumlu” çalışacak bir hükümet istediğini açık açık söyledi. İran’da, Gazze’de çocukların öldüğü savaşı “eğlenceli” bulduğunu da… Emperyalist sistemin çürümüşlüğü, bugün Trump’ın kişiliğinde somutlanmıştır. Trump’ın yoz ve ahlaksız yaşamı, cahil, nobran ve her tür değerden yoksun kişiliği, saldırgan ve keyfi tutumu, tam da sistemin içinde bulunduğu duruma denk düşmektedir.
Fakat buradan Trump gibi “deli” veya “çılgın” liderlerin savaşları çıkardığı sanılmamalıdır. Hitler için de aynı sözler söylenmiştir. Oysa bu liderlerin arkasında emperyalist tekeller vardır. Savaşın gerçek nedeni, bu tekellerin bitmek bilmez azami kar hırsıdır. Savaş dönemlerine uygun liderleri de bu tekeller işbaşına getirmektedir.
Tekeller için savaş, yeni sömürü ve soygun alanları, dolayısıyla azami kar demektir. İşçi ve emekçiler içinse, işsizlik, açlık ve ölümdür. Daha ağır sömürü koşullarında çalışmak, daha kötü koşullarda yaşamak demektir.
Onun için işçi ve emekçiler “savaşa karşı savaş”mak zorundadır. Savaşı durdurmanın tek yolu, emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yükseltmektir.
“Ya devrimler savaşları önler, ya da savaşlar devrimlere yol açar.” Emperyalist savaşların panzehiri devrimlerdir. Savaşları tümden bitirmek ve tüm dünyaya barışı getirmek, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya yaratmakla mümkündür.
Savaşın da krizin de faturasını çıkaranlar ödesin!
Savaş ve kriz, emperyalist-kapitalist sistemin yolaçtığı sonuçlardır. Emperyalist tekeller, krizlerini aşmanın son çaresi olarak savaşlara başvurur. Onlara her zaman yeni sömürü alanları gerekmektedir. Bir yandan işçi ve emekçiler üzerindeki sömürü ve soygunu arttırır, bir yandan da “paylaşılmış toprakları yeniden paylaşmaya” girişir.
İran savaşı ile birlikte petrol fiyatları birden fırladı. Bu da otomatikman gıda başta olmak üzere tüm fiyatları arttırdı. Zaten açlık sınırının altında ücretle çalışan işçi ve memurlar, ölüm sınırında yaşayan emekliler, nasıl yaşayacaklarını bilemez oldular.
Temel tüketim maddelerinin hepsi zamlanırken, emeklilerin bayram ikramiyelerine “savaş var” denilerek zam yapılmadı. Evlerde yakılan doğalgazdan “devlet desteği”ni kaldırmaya hazırlanıyorlar. Zaten yüksek olan doğalgaz faturaları daha da artacak.
Son aylarda işçi kıyımında da artış var. Patronların “amentü”sü az işçi ile çok iş yaptırmak. Uzun işgünü saatlerinde ve iş cinayetlerinde Avrupa’da birinciyiz!
Savaşın ve krizin faturası işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmaya başladı yine. Buna direnen işçilerin üzerine ise polis yolluyorlar. İşçinin haklarını savunan sendika başkanını tutukluyorlar. Gerçekleri halka ulaştırmaya çalışan gazeteciler hakkında davalar açıyor, hapse atıyorlar.
Ne savaşı ne de krizi işçi ve emekçiler çıkartıyor oysa! Savaşın da krizin de faturasını çıkaranlara ödetmek için, daha güçlü direnişlere, grevlere, militan gösterilere ihtiyaç var.
Faşist baskılara karşı birleşik mücadele!
Savaşın ve krizin olduğu her dönemde faşizm yükselir. Faşist yönetimler baskı ve şiddeti artırırken, burjuva demokrasisine bile tahammül edemezler, birçok ülkede faşist partiler işbaşına gelir.
Bugün de benzer durumları yaşıyoruz. İşçi ve emekçilerin büyük mücadelelerle elde ettiği hak ve özgürlüklerin birçoğu gaspedildi; seçme ve seçilme hakkı bile iyice göstermelik hale geldi. Parlamentonun görevleri budandı, Türkiye’de olduğu gibi kayyumlar dönemi başladı.
Erdoğan yönetimi düzen muhalefetine dahi tahammül edemiyor. İBB başkanı İmamoğlu ve 100’ün üzerinde belediye görevlisi halen tutuklu. Göstermelik yargılamalar devam ediyor…Tahliye olanlar bile görevine iade edilmiyor…
Sadece CHP’liler değil, birçok siyasetçi, gazeteci, öğrenci hapiste. Son günlerde bunlara yenileri eklendi. 19 Mart’ın yıldönümünde gösteri yapan öğrencilere polis vahşice saldırdı, bir kısmını tutukladı.
Cezaevlerinden cenazeler çıkmaya devam ediyor. Hasta tutsaklar serbest bırakılmıyor, ölmeleri bekleniyor. Cezaevlerinde tutsaklar insanlık-dışı koşullarda kalıyorlar. “Kuyu tipleri” denilen hapishanelerde devrimci tutsaklar ağır tecrit altında ve gökyüzüne hasret bırakılıyor.
Faşist-gerici yönetim, baskı ve şiddetle, yargı ve hapishaneyle muhaliflerini yokederek ayakta durmaya çalışıyor. Kitle tabanını yitirdikçe saldırılarını arttırıyor. Meşruiyetini ABD’de arıyor. Ona daha fazla bağımlı hale geliyor.
Faşizm kendi dışında herkese düşmandır! Faşizme karşı tüm güçleri birleştirmek ve mücadeleye seferber etmek, faşizmi geriletmenin ve yıkmanın yegane yoludur.
NATO toplantısına izin vermeyelim!
Emperyalist savaşın tüm bölgemizi sardığı ve faşist yönetimin baskılarını arttırdığı bir dönemde NATO toplantısı 7-8 Temmuz’da Türkiye’de gerçekleşecek!
NATO, ikinci emperyalist savaş sonrası ABD’nin öncülüğünde “sosyalist kamp”a karşı kurulan emperyalist savaş örgütüdür. “Sosyalist kamp” dağıldıktan sonra da varlığını sürdürmeye devam etti. ABD-AB emperyalistleri, yükselen Çin-Rus emperyalistlerine, asıl olarak da işçi-emekçi ve ezilen halkların mücadelesine karşı NATO’ya ihtiyaç duydular.
ABD’nin önceki işgallerinde NATO üyesi ülkeler de savaşa dahil oldular. Fakat İran savaşında ABD ile birlikte savaşmaktan geri durdular. Bunda İran’ın beklediklerinden daha dirençli çıkması, bölgedeki ABD üslerine saldırmasının rolü vardır. Daha önemlisi, NATO ülkelerindeki halkların savaş karşıtı gösterileridir. Genel olarak dünya halklarında ABD karşıtlığı alabildiğine artmıştır. Filistin ve İran savaşları bunu daha da yükseltti. Hükümetler, yükselen anti-ABD ve anti-savaş rüzgarından çekinmektedir.
Önce Birleşmiş Milletler, şimdi NATO kriz içindedir. İkinci emperyalist savaş sonrası kurulan bu kurumlar artık işlemez hale gelmiştir. Halklar nezdinde ise, hiçbir meşruiyetleri yoktur.
Bu koşullarda NATO’nun ülkemizde toplanmasına izin vermemek gerekir. “NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı birlik”lerin oluşması, iyi bir başlangıçtır. Yaklaşık 20 yıl önce 2004 yılında İstanbul’daki NATO toplantısında yapıldığı gibi bir “karşılama” hazırlıkları şimdiden başlamıştır. Halkların katili NATO’ya geçit vermemek için eylemler yükseltilmelidir.
1 Mayıs’ta TAKSİM’E!
1 Mayıs’a bu koşullarda giriyoruz. Emperyalist savaşa, faşist saldırılara, ağırlaşan çalışma ve yaşam koşullarına karşı işçi ve emekçilerin vereceği en iyi cevap, 1 Mayıs’ta hayatı durdurmak, caddeleri ve sokakları doldurmaktır.
1 Mayıs, tüm işçi ve emekçilerinin, ezilen halklarının tek enternasyonal günüdür! Tüm dünyada işçi ve emekçiler, aynı yürek atışı, aynı heyecan ve öfkeyle sömürücülere, zalimlere karşı ayağa kalkıyor. Tek ses, tek yürek, tek yumruk oluyorlar.
1 Mayıs, bütün ülkelerde şehir meydanlarında kutlanıyor. Bizde bu meydanın adı Taksim’dir!
Ne kadar engelleseler de bu gerçeği değiştiremezler. Her yıl giderek artan sayıda kitlenin Taksim’e yürümesini durduramazlar.
İşçi sınıfı, sendikal bürokrasiyi aşmalı, tabanda kararlar alıp 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama iradesini ortaya koymalıdır. Keza “mücadeleci” bağımsız sendikalar ve sendika şubeleri şimdiden Taksim kararını açıklamalıdır.
Öğrenci gençlik, geçen yıl DİSK önündeki protestosu ve Taksim kararıyla göz doldurmuştu. Bu yıl daha örgütlü olarak Taksim kararını almalı ve kitlesel, militan biçimde Taksim’i zorlamalıdır!
Devrimci kurumlar, 1 Mayıs’ı işbirlikçi-uzlaşmacı sendikalara bırakma yanlışlığından kurtulmalı, “kitlesellik” adına, sendikaların ve reformist partilerin kuyruğuna takılmaktan vazgeçmelidir!
2026 1 Mayısı’nın Taksim’de kutlanması, NATO başta olmak üzere emperyalist savaşa ve faşist saldırganlığa karşı verilecek en anlamlı yanıt olacak, mücadele grafiğini yükseltecektir!
Onun için 1 Mayıs ve Taksim’e dair genel geçer sözler söylemekten, sonra da sendikaların, reformist partilerin arkasına dizilmekten kurtulmak ve net biçimde “1 Mayıs’ta Taksim’e!” demek en doğrusudur!
Kahrolsun emperyalist savaş!
Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
Yaşasın 1 Mayıs!
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir