Sendikalı işçi sayısı düşüyor: ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2026 Ocak ayında çalışan işçi sayısını ve sendikalı işçi oranlarını yayınladı. Yayınlanan verilere göre, çalışan işçi sayısı artmış, sendikaların üye sayısı ise düşmüş! 

Buna göre toplam çalışan işçi sayısı 16 milyon 699 bin 84’tür. Fakat yalnızca 2 milyon 413 bin 790’ü sendika üyesidir. Böyle olunca sendikalaşma oranı yüzde 14,45’tir.

Geçen yılın Ocak ayında sendikalaşma oranı yüzde 14.97 idi; sendika üye sayısı ise 2,5 milyon. Yayınlanan verilere göre bir yıl içinde 110 bin 757 kişi azalmış.

Bakanlık verileri SGK kayıtlarına göre düzenleniyor. Dolayısıyla kayıtdışı işçiler bu verilerin içinde yer almıyor. Kayıtdışı çalışan işçileri de kattığımızda, çalışan işçi sayısı ve sendikalı işçi oranları gerçeği bambaşka bir hal alıyor. Çünkü en az 3 milyon 152 bin kişinin kayıtdışı çalıştığı belirtilmektedir. Bu rakamları baz aldığımızda toplam 19 milyon 851 bin çalışan sayısına ulaşıyoruz. Bu oran üzerinden sendikalaşmaya baktığımızda ise, yüzde 12,1’e düştüğünü görürüz. 

Ayrıca, bir sendikaya üye olsa bile, ülke ve işyeri barajından dolayı TİS kapsamında olmayan işçiler, gerçekte sendikal haklardan yararlanamıyor demektir. Bu işçiler bakanlığın verilerinde “sendikalı” görünmekle birlikte, gerçekte sendikal haklara sahip değildir. DİSK-AR, önceki yıllarda yayınladığı raporlarda, sendikal haklardan yararlanan işçi sayısının yüzde 7’lere düştüğünü belirtmişti; bugün bu oranın daha da düştüğünü söylemek yanlış olmaz.  

 

Özel sektörde sendikalaşma oranı çok düşük

Bakanlığın açıkladığı sendikalı işçi oranı, kamu ve özel sektörde çalışan bütün işçileri kapsıyor. Özel sektörde sendikalaşma oranına bakıldığında ise, çok daha düşük olduğu görülür. Sendikalı işçi sayısını yükselten kamu sektörüdür çünkü.

Aralık 2025 itibarıyla kamuda çalışan işçilerin yüzde 75,6’sı sendika üyesidir. Özel sektörde çalışanların ise sadece yüzde 6,8’i sendika üyesi. Üstelik özel sektörde çalışanların sayısı, kamuda çalışanlardan neredeyse 5 kat daha fazla. 15 milyon 756 bin kayıtlı özel sektör işçisi bulunuyor. Bunlardan 1 milyon 75 bini sendika üyesidir. Kayıtdışı çalışan 3 milyon 152 bin kişi de özel sektörde olduğuna göre, özel sektörde sendikalı işçi oranı yüzde 5,7 civarına düşmektedir.

 Bu veriler de gösteriyor ki, kamu sektörü büyük oranda sendikalı. Özel sektörde daha çok sendikalaşma faaliyeti olmasına rağmen, büyük oranda bastırılıyor ve çoğu başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Diğer yandan Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında, Türkiye’de sendikalaşma oranı sonlarda yer alıyor. Fakat kamuya ait işyerlerinde bu oran, Avrupa ortalamasının üzerinde.

Kamuda sendikalaşma oranının bu kadar yüksek olmasının asıl sebebi, işbirlikçi-yandaş sendikaların önünün açılmasıdır. Böylece siyaset-sendika ilişkisini kurarak, hem TİS süreçlerinde düşük TİS imzalatıyorlar, hem de seçim dönemlerinde yandaş sendika üyelerini “oy deposu” olarak kullanıyorlar. Kamuda sendikalaşmayı engellemek için hukuksuz yöntemlere başvurulmuyor olması da işçiler açısından bir örgütlenme kolaylığıdır. 

 

Sendikaların üye sayısı neden düşüyor?

Çalışanların sayısı artmasına rağmen sendika üye sayısı neden azalıyor? Üstelik işçiler, sendikalarda örgütlenmeye bu kadar istekliyken, direnişlerin çoğunun sendikalaşma girişimlerinin engellenmesine karşı yapıldığı ortadayken… 

En başta 12 Eylül Anayasası’nın, sendikalarda örgütlenmeye getirdiği yasal engelleri saymak gerekir. Yüzde 1 ülke barajı, yüzde 51 işyeri barajı, örgütlenmenin önündeki en ciddi engeli oluşturuyor. Büyük zorluklarla barajı aşan işçiler, bu kez patronların yetki itirazı ve işkolu değiştirme saldırılarıyla karşılaşıyorlar. Ayrıca hükümetler de müdahalelerde bulunarak istemediği sendikaları baraj altında bırakabiliyor. 2024 yılında AKP sendikal oranlara müdahale ederek Dev Sağlık-İş’i baraj altında bırakmıştı mesela. Dev-Sağlık-İş, yürüttüğü mücadele sonucu hakkını geri alabildi.

İşçilerin sendikalaşma girişimi, çoğu kez patronların işten atma saldırısıyla karşılaşıyor. Direndikleri için devletin kolluk güçlerini karşılarında buluyorlar, gözaltılar, tutuklamalar oluyor. Bir yanda patronun işten atma saldırısı, diğer yanda devletin baskı ve şiddeti ve yıllara yayılan hukuksal süreçle, sendikal örgütlenmeler başarısızlığa uğratılıyor.

 

Sendikacıların tutumu

Sendikalı işçi sayısının bu denli düşmesinde, elbette işbirlikçi-bürokratik sendikacıların payı büyüktür. 

Özellikle konfederasyon ve işkolu genel merkez yöneticilerinin yüksek maaşları, özel şoförleri, danışmanlarıyla, lüks yaşamlarını ilk sıraya yazmak gerekir. Bu yöneticilerin TİS toplantılarına katılma ve TİS imzalama dışında yaptıkları bir şey de yoktur. Buna karşın sendikanın tüm olanaklarından yararlanırlar ve sendikal konumlarını siyasi nüfuz olarak da kullanırlar. Hem yaşam biçimleriyle hem de düşünsel olarak sınıftan kopan sendika ağalarının-bürokratların, işçilerin çıkarlarını savunması mümkün değildir. Bunlar işçi sınıfının üzerinden atması gereken bir kamburdur.

Elbette işçileri örgütlemek için çaba sarfeden, hatta gözaltına alınan, tutuklanan sendikacılar da bulunmaktadır. Bazı bağımsız sendikalar, ya da konfederasyonlara bağlı devrimci demokrat şube yöneticileri, mücadeleyi yükselme, işçileri örgütleme çabası içindedirler. Fakat bunlar azınlıktadır.

Bağımsız sendikalar, hem patronların saldırısıyla karşılaşıyorlar; hem de işkolunda yetkili sendikanın ve konfederasyonların saldırısıyla, ayak oyunlarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Dahası, aynı işkolunda yetkisi olan başka sendikanın devreye girmesiyle, tüm çabaları heba olabiliyor. Bazen de doğrudan bağlı bulunduğu işkolunun konfederasyonu tarafından engellenebiliyorlar.

 

Her zorluk mücadeleyle aşılır

Sendikalar, işçi sınıfının temel örgütlenme ve mücadele araçlarından biridir. Fakat işbirlikçi sendikacılar, bu aracı burjuvazinin hizmetine sokmuştur. İşçiyi bir sınıf değil, aidat aldıkları müşteri olarak görmektedir.

Üyesi olduğu sendikaların adresini bilmeyen işçiler bulunmaktadır. Çünkü sendikacılar işçilerle ilgilenmiyor, sınıf bilinci vermiyor. Eğitim, örgütlenme vb. uzmanları yüksek ücretle çalışıyorlar, fakat ezici çoğunluğu görevlerini yerine getirmiyor.

Elbette bunun devrimci, sosyalist örgütlerin sınıf içinde gerilemesiyle doğrudan bağı vardır. Devrimci mücadelenin yüksek olduğu dönemlerde, işçi sınıfının sendikal hak ve özgürlükleri de, sendikaların üye sayısı da, işçilerin sendikaya duyduğu ilgi de çok ilerdeydi.  

Tabi ki o yılların koşulları farklıydı. Esnek üretim, taşeronlaşma bu kadar yaygın değildi. Üretim yerleri parçalanmamıştı. Fabrikalarda, servislerde işçilerle temas kurmak daha olanaklıydı. İşçilerin evleri fabrikalara daha yakındı vb… 

Bugün ise, mücadelenin geriye düştüğü koşullarda, sendikacılar da uzlaşmacı-işbirlikçi kimlikleriyle, işçi sınıfını örgütleme görevinden uzak duruyorlar. Öncü işçilerin tabandan yaratacakları baskıyla bazı adımları atmak zorunda kalabilirler. Keza devrimci, demokrat işçi ve temsilciler, işçileri sendikalara götürmeyi, sınıf bilinci vermeyi kendilerine görev edinmelidirler. Bağımsız sendikalarda çalışan devrimciler, önüne dikilen engelleri aşarak yeni işyerlerine açılmalı, sendika üye sayısını arttırmalıdır.

Çalışan sayısı artarken sendikalı sayının düştüğü bu trajik tabloyu değiştirecek olan, başta DSB’liler olmak üzere devrimci, öncü işçilerin çabası olacaktır.

Bunlara da bakabilirsiniz

Hapishanelerde hak gaspları

Nisan ayı içinde hapishanelerde hak gaspları devam ediyor. Hapishaneler kapasitesinin üzerinde hükümlü ve tutuklu sayısını …

Şavşat’ta cinsel saldırıya kitlelerin öfkesi

İlçemizde yaşanan çirkin bir saldırı karşısında Şavşat Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri olarak toplanıp bir …

Taksim 1 Mayısı üzerine… Bir adım daha…

Güçlü ve militan bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Geçen yıl 1 Mayıs’ta Mecidiyeköy’de yaşanan Taksim …