2004 1 Mayıs’ına dair ilk değerlendirmeler

Elimize posta kanalıyla ulaşan TİKB(B)-MK imzalı yazıyı,

güncel öneminden dolayı yayınlıyoruz.

 

1 Mayıs’ı geride bıraktık. Bu 1 Mayıs’la ilgili söylenecek çok fazla şey var. Bunların en önemlisi ise, yıllar sonra ilk defa yasadışı-militan bir 1 Mayıs’ın yaratılmasıdır. Bizim de 1 Mayıs değerlendirmesinde en fazla öne çıkarmamız gereken yön budur.

 

Saraçhane 1 Mayıs’ı,

tarihsel bir kazanımdır

Saraçhane 1 Mayıs’ı Türkiye’de kitle hareketi tarihine, bir sıçrama noktası olarak geçecek son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Yıllardır Abide-i Hürriyet meydanına sıkıştırılan ve karnaval havasıyla boğulmaya çalışılan 1 Mayıs, yıllar sonra, militan, devrimci içeriğini yeniden kazanmıştır. Uzun bir süredir ‘karnaval günü’ne dönüştürülen 1 Mayıs’ın yeniden ‘kavga günü’ niteliği hatırlatılmıştır. Yerleşik kimi alışkanlıkları çok derinden sarsan oldukça önemli bir olaydır, mitingin Saraçhane’de ve bu biçimde yapılmış olması.

‘Özgürlük alanları mücadeleyle kazanılır’ sözünün en somut örneklerinden birini yaratmıştır Saraçhane. Devletin günler öncesinden estirdiği terör ve tehdit furyasına rağmen, kitleler bu tehditlerin hiçbirini umursamadan, 1 Mayıs sabahı Saraçhane’de toplandı ve büyük bir kararlılıkla son ana kadar orada bekledi. Devletin saldırmayı göze alamadığı bu kararlı kitle, Saraçhane’yi kazanan güçtür. Ve bu basit bir kazanım değil, kitlelerin kendi gücüne güveninde niteliksel bir dönüşüm yaratacak olan önemli bir başarıdır.

Bu başarı, kendisini bundan sonraki eylemlerde de gösterecek bir dinamiktir. Bununla sadece önümüzdeki yakın vadeli eylemleri, NATO vb güncel hedefleri kastetmiyoruz. Tam tersine sınıf hareketinin geleceği açısından tarihsel bir kazanımdan bahsediyoruz. Bu durum, bundan sonraki gelişmelere de damgasını vuracaktır. Kısa vadede ise, güç ve moral üstünlük devletin değil, kitlelerin eline geçmiştir.

89-91 yılları arasında yaşanan yasadışı 1 Mayısları bilmeyen genç kuşağın, ‘ilk defa gerçekten 1 Mayıs’a katıldığımı hissettim’ sözleri, bu gerçeğin yansımasıdır.

 

Devletin planlarını boşa çıkarmak

Devlet, bu 1 Mayıs’ın, önceki yıllara göre çok daha kitlesel ve militan geçeceğini biliyordu. NATO zirvesinin yakınlaşmasıyla birlikte ona karşı tepkilerin de yoğunlaştığı, dünya çapında olduğu gibi Türkiye’de de kitlelerin özelleştirme vb saldırılar karşısında öfke biriktirdiği bir dönemde yapılacak olan 1 Mayıs, Abide-i Hürriyet alanının sıkışmışlığı içinde bile büyük patlamalara gebeydi. Bu nedenle, devletin bütün politikası bunu zayıflatmak üzerine kuruldu.

Devlet önce 1 Mayısı ikiye bölerek bir adım attı. Sendikaların, önce birlikte Abide-i Hürriyet dışında alanlar için girişime geçmesi, bu arada Türk-iş’in baskın bir biçimde Abide-i Hürriyet için yasal başvuruda bulunmasının anlamı budur. Diğer sendikalar ise tabanın baskısıyla, kitlelerin karşısına Türk-iş’ten daha militan bir duruşla çıkma ihtiyacı duydular ve bu durum Taksim tartışmasını başlattı.

Taksim hedefi, yapılan tartışmalar içinde daha militan, daha devrimci görünen bir hedefti. Ancak bugünkü koşullarda erken atılmış bir adım olacaktı. Estirilen terör yüzünden, kitlelerin Taksim’e gelme oranı düşecek, devletle devrimciler arasında bir çatışma olasılığı yüksek olacaktı. Devrimcilerin bugünkü durumları itibarıyla, böyle bir çatışmada, devletin üstünlüğü ele geçirmesi mümkündü. Bu durum, devrimcilerin ciddi biçimde güç kaybetmesine, kitle hareketinin ise zaafa uğramasına neden olabilirdi.

Kimi zaman en ‘devrimci’ görünen hedefler, nesnel ve öznel koşullar hazır olmadığı için, ‘solculuk’ hastalığının ürünü olarak ortaya çıkar, aslında sağcı yaklaşımları perdeler ve sonuçta devrimci harekete zarar verir. Bu nedenle biz, Taksim hedefi ortaya çıktığı andan itibaren Saraçhane alternatifini gündeme sokmaya çalıştık. Hem mekan olarak elverişli, hem de Taksim öncesi isabetli bir ‘ara hedef’ olması yönüyle uygun bir alandı Saraçhane. Keza, 13 yıl önce son yasadışı 1 Mayıs mitinginin yapıldığı; örgütümüzün atılım döneminde öne çıkan, bizim için anlamlı bir mekan olması yönüyle de Saraçhane, öncelikle tercih edilecek bir hedefti. Ancak son durumda Taksim kararı çıkmış olsaydı, doğru bulmamamıza ve ciddi zararlar getireceği yönünde kaygılarımıza rağmen katılmak gerekirdi. Çünkü böylesi bir bölünme durumunda Abide-i Hürriyet’e gitmek, devletin icazet sınırlarına boyun eğmek olurdu ki, bu da ‘siyasal intihar’ anlamına gelirdi.

Biz her koşulda, mitingin çok daha güçlü bir biçimde kutlanmasına büktük çubuğu. Devlet güçleri bölüp parçalamak için iki ayrı 1 Mayıs’ı ortaya çıkarmıştı. Öyleyse bu gerçek anlamda bir saflaşma olmalı, Türk-İş mitingi ‘resmi’ 1 Mayıs kutlaması olurken, diğeri ‘devrimci 1 Mayıs’ı simgelemeliydi. Bunun için en önemli şey ise Türk-iş’e bağlı sendikaların, şubelerin ya da tek tek üyelerin, diğer 1 Mayıs’a gelmesini sağlamaktı. Devletin planlarını boşa çıkartacak olan en önemli şey bunu başarabilmekti. Zaten bu yönde bir öngörüyü, dergimizin son sayısındaki başyazıda da vurgulamıştık.

“Emperyalizmin ve faşizmin planlarını bozacak en büyük güç, işçi ve emekçi ordusunun gücüdür. Bu ordu, sınavını 1 Mayıs’ta iyi vermeli, onlara gerçek gücünü göstermelidir. Bunun için, 1 Mayıs’ın çok daha kitlesel ama kitleselliğinden de öte çok daha militan ve devrimci olması gerekmektedir. 1 Mayıs’ın işçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ama ille de mücadele günü olduğu gösterilmelidir. Ve bu 1 Mayıs, son yıllarda özellikle de ülkemizde iyice sulandırılan, ‘karnaval havası’ içinde geçiştirilen 1 Mayıs’lara artık bir nokta koymalıdır. Burjuvaziyi rahatsız etmeyen 1 Mayıs, 1 Mayıs değildir. … Fabrika ve işyerlerinde şalterler inmedikçe, işçi ve emekçiler oralardan sokaklara ve alanlara akmadıkça, 1 Mayıs, burjuvazinin gerçek anlamda korkulu rüyası olamaz.” (İhtilalci Komünist, sayı 41, Mart-Nisan 2004)

 

‘İki ayrı 1 Mayıs’ neyi ifade ediyor?

Reformist kesimin 1 Mayıs’la ilgili yaptığı tek değerlendirme, iki ayrı 1 Mayıs’ın yanlış olduğu, güçleri böldüğü, sayıyı düşürdüğü ve bu yanıyla da devletin işine yaradığıdır. İşin ilginci, 1 Mayıs’ı bizzat bölenler, onu devletin icazetli sınırlarına hapsedenler, bölünmeden en fazla yakınan ve ‘birlikçi’ kesilenlerdir. Oysa her bölünme, yanlış değildir ve kimi zaman bölünmeler, zayıflığı değil güçlülüğü ifade eder. Nasıl ki her birlik, güçleri büyütmek ve geleceği kucaklamak anlamına gelmiyorsa! Komünistler, hiçbir zaman koşulsuz birlik yanlısı olmamışlardır. ‘Ne için, hangi amaçlarla ve kimlerle birlik’ sorularını sorarlar ilk önce. Bu 1 Mayıs’ta da sorulması gereken sorular bunlardır.

2004 1 Mayıs’ının kitlelerin katılımı yönüyle daha önceki 1 Mayıs’ların altında olduğu doğrudur. Ancak bunun nedeni, devletin günler öncesinden estirdiği terör ve yarattığı gerginliktir. Bilinçli bir politika ile 1 Mayıs’ı bölme ve kitlelerin 1 Mayıs’a artan ilgisini, katılımını düşürme çabasıdır. Dolayısıyla bu durumun gerçek sorumluları, faşizm ve onun oyununa gelenlerdir.

Ancak bütün bunlar, yaşananların devrimci bir saflaşma olduğu gerçeğini değiştirmez. Çünkü bu 1 Mayıs’taki saflaşma; Türk-iş ile DİSK ve KESK sendikaları arasında değil, icazetçilik ve reformizm ile militanlık ve eylemli koparıcılık arasında bir saflaşmadır. Tepki ve öfke birikimi yaşayan, bu birikimi 1 Mayıs’ta ortaya koymak isteyen, haklarını eylemli bir savaşımla kazanabileceklerine inanan kitleler, Saraçhaneyi seçmiştir. Bu nedenle Saraçhane’de toplanan 40 bin civarındaki kitle, geçtiğimiz yıl Abide-i Hürriyet’te toplanan 80 binden çok daha etkili, çok daha güçlü bir kitledir. Geçen yıl, alanda ‘fazladan bir insan’ olarak duranlardan değil, özgürlük alanlarını mücadele ederek açacağına inanan kararlı, coşkulu, aktif bir unsurdur. Bu nedenle Abide-i Hürriyet, son derece ruhsuz ve sönük bir yürüyüşe sahne olurken, Saraçhane’deki bekleyişteki gerginlik bile tedirginliğin değil, kabına sığmayan, taşmak isteyen bir dinamizmin gerginliğidir. Çünkü kazanmış, başarmış olmanın coşkusunu yaşayan bir kitledir bu. Sonrasında Yenikapı’ya yürüyüşte patlayarak, kenardan seyredenleri bile müthiş bir çekimle eylemin bir parçası haline getiren de bu coşkudur işte.

Abide-i Hürriyet; geriyi, edilgenliği, cesaretsizliği, alışılmış ve bu nedenle de ‘güvenli’ olanı temsil etmektedir. Saraçhane ise, kitle hareketinde yeni mevzilerin kazanılmasının, devrimci kitle eyleminin, ‘kavga günü’ 1 Mayıs’ın simgesidir. Devletin, öncesinde çok kararlı görünmesine rağmen, kitleye saldırmayı göze alamayarak geri adım atmasının, kentin en merkezi caddelerinde yürüyüş izni vermek zorunda kalmasının nedeni de buradadır.

Burada Beyazıt’ta miting talebini kabul etmeyerek Yenikapı gibi görece şehir dışında sayılabilecek bir alana yönlendirmiş, sendikaların da bunu kabul etmiş olmasını ‘geri bir adım’ olarak görmemek gerekir. Yürünecek hattın Aksaray gibi çok önemli bir nokta olması bir yana, Saraçhane’de başarılan şey öylesine büyüktür ki, mitinge son noktanın nerede konduğu son derece önemsizleşmiştir.

Bütün bunlardan dolayı, iki ayrı 1 Mayıs’ın yaşanmış olması doğru ve yerindedir. Gelecek açısından umut vaadeden şey, bu tablodur.

 

Alan tartışması ve 1 Mayısın tarihi

Bu 1 Mayıs’ta, özellikle de devrimciler arasında yapılan tartışmaların anafikri ‘Abide-i Hürriyet’in sıkışmışlığından kurtulmak’tı. Kimi devrimciler bunu her şey haline getirirken, kimileri de tümüyle önemsiz bir konu olarak ele aldılar ve ‘sınıfın olduğu yer’de olma kuyrukçuluğunu savundular.

Bu tartışmaları doğru yere oturtabilmek için önce Abide-i Hürriyet aşamasına nasıl gelindiğine bir bakmak gerekir.

12 Eylül sonrasında, alanlara çıkılan ilk 1 Mayıs ‘89’dur, çıkılan alan ise Taksim’dir. 12 Eylül öncesinin sembol mekanı, 12 Eylül sonrasında da başlangıç noktası olarak seçilmiştir. Devletin izin vermediği, kitlelerde ise on yıllık birikimin bir doygunluğa ulaştığı noktada, Taksim bunun için en uygun alandı. Birkaç bin kişiyle yüklenilen Taksim eylemi, Tarlabaşında verilen bir şehit ve arkasından onun için yapılan cenaze töreni ile büyümüştü. ’89 1 Mayıs’ı, on yıllık bekleyişin arkasından önemli bir çıkış oldu.

’90 1 Mayıs’ında hedef yine Taksim’di ve yine binlerce insan toplanmıştı Taksim’e açılan sokaklarda. Devletin silahlı saldırısı sonucu onlarca yaralı ve binlerce gözaltı, ’90 1 Mayıs’ının bilançosuydu. Yasadışı kutlanan ikinci 1 Mayıs’tı ve kitlelerin kafasında meşrulaşmaya başlamıştı.

’91 ise yasadışı son 1 Mayıs’ı temsil ediyordu. Saraçhane’de toplanılmıştı ve Taksim’e yürünecekti. Binlerce kişinin öbek öbek toplandığı ama kimsenin eylemi başlatamadığı ve devletin de eylem başlamadan dağıtmak amacıyla yöneldiği bir anda, bizim tarihsel önemde müdahalemiz gerçekleşmişti. Öne fırlayarak yolu kesen yoldaşlarımız eylemi başlatmış, bir anda binlerce insan yola akmış ve bayraklarımızın en önde taşındığı bir 1 Mayıs yaşanmıştı.

1 Mayıs’ın yasallaşması bu eylemin üzerinden gerçekleşti. ’92 yılında devlet, Gaziosmanpaşa’da miting izni vererek geri adım attı ve o tarihten sonra 1 Mayıs mitingleri yasal alanlarda yapılmaya başladı. Yasal alanlarda yapılan mitinglerin en önemlisi ve doruğu ’96 Kadıköy eylemi oldu. O tarihten sonra devlet yeniden Abide-i Hürriyet’e döndü ve bu tarihten itibaren 1 Mayıs’lar adeta ‘Abide-i Hürriyet’ alanına sıkıştırıldı. Abide-i Hürriyet, şenlik ve karnaval havasında geçen 1 Mayıs’ların simgesi haline geldi.

Öncelikle şunu belirtelim. Elbette ki Abide-i Hürriyet alanı, kitlelerden yalıtılmışlığı ve otobanın içine sıkıştırılmışlığı ile, iyi bir miting alanı değildir. Ancak alanı asıl kötüleştiren etken, orada yapılan eylemin içeriğidir. ’93, ’94 ve ’95 yıllarında da miting izni Abide-i Hürriyet alanı için veriliyordu. Ancak o yıllarda kimse buradan kurtulmak gerektiğini söylemiyordu. Çünkü o yıllar devrimci hareketin yükseliş yıllarıydı, devrimci dinamizm güçlüydü ve bu durum alanda yer alan tüm devrimci yapılara da işçi ve emekçi kitlelere de yansıyordu. ’96 Kadıköy eylemi sonrasında buraya yeniden dönüldüğünde ise, artık devrimci hareket genel olarak gerileme ve düşüş eğrisine girmişti. Alana gelen insan sayısı artmış ama karnaval havası iyice yerleşmişti. Hele ki ’98 yılında yapılan ‘alternatif 1 Mayıs’ hatası sonrasında, devrimci yapılar, kendilerini tümden Abide-i Hürriyet 1 Mayıs’larına kaptırdılar. Gösterişli pankart ve bayraklar, trompetler, bandolar vb bu karnaval havasının en somut görüntüleriydi. Devrimci kortejlere katılan sayı artarken militan nitelik düşmüş, kortejlerin biçimi gösterişli hale gelirken içi boşalmıştı.

‘Abide-i Hürriyet’in sıkışmışlığı’ kelimeleri, aslında devrimcilerin kendi içlerine sıkışmışlığı, kendi militan ruhlarının zayıflamasını temsil ediyordu. Devrimci yapılar, kendi düştükleri durumu sorgulamak yerine, sorumluluğu alanın elverişsizliğine yükleyerek, faturayı mekana keserek bu durumdan çıkmaya çalıştılar. Doğru olan, alanın kendisinden ziyade, içeriğini konu etmek ve aslolarak da bu içeriği değiştirmekti.

Elbette ki, en iyi miting alanları, kitlelerle içiçe olan miting alanlarıdır. Ancak devrimci bir ruhla ve militan bir eylem hattıyla gidilmediği sürece, buralar da hızlı bir biçimde vasat tören alanlarına dönüşebilir, bir süre sonra o alanlar da ‘lanetli’ ilan edilebilirler. Bu yüzden aslolan devrimci dönüşümü gerçekleştirebilmektir.

Burada başlangıç noktasının Saraçhane olması ayrı bir avantajdır. Saraçhane, yasadışı mitinglerin yapıldığı son alandır. Yeniden yasadışı mitingin yapıldığı ve yıllardır süren karnaval havasına son noktayı koyan bir alan olması, devrimcilere önemli bir üstünlük kazandırmıştır. Bu durum iyi değerlendirmeli, geleceğe iyi bir iz taşıyabilmelidir.

 

Devrimcilerin ortaklaşma

çabalarının önemi

Bu 1 Mayısın öne çıkardığı ve gelecek açısından umut vaadeden gelişmelerden biri, devrimcilerin (sonunda bölünme yaşansa bile) başından itibaren bir araya gelme çabalarıdır. Biz bunu çok önemsediğimizi dergimizin son sayısının başyazısında şöyle belirtmiştik:

“Son yıllardaki 1 Mayıs ‘tertip komitesi’nin sendikacılardan oluşması ve inisiyatifin onların elinde toplanması, devrimci hareket açısından utanç verici bir durumdur. Mitinglerde devrimci örgütler en arkaya atılmakta, hangi pankartların gireceği, hangi sloganların atılacağı, kimlerin kürsüde konuşacağı, mitingin ne zaman bitirileceği vb. her şey bu ‘komite’ tarafından belirlenmektedir…  1 Mayıs öncesi devrimci güçlerin kendi aralarında toplanması, ortak kararlar alması ve ‘tertip komitesi’nde söz sahibi olması başarılmalıdır. Bu girişime önayak olmayı kimseden bekleme lüksümüz yoktur. Bu görev ilk başta bize düşmektedir. 1 Mayıs’a dönük ‘tertip komitesi’ oluşmadan önce, devrimci güçler arasında böyle bir toplantı yapılmalı, ortak kararlarla birlikte hareket etmenin zemini güçlendirilerek, son 1 Mayıs’larda artan reformist ağırlık kırılmalıdır.” (agd)

Devrimcileri biraraya getirme konusunda geç kalmamızın sonucu olarak, girişim bizden değil başka bir devrimci yapıdan gelmiştir. Tüm devrimci yapıların buna istekli davranması ise çok önemli bir olumluluktur. Kararlar birlikte alınmaya çalışılmış, ortak imzalı ilan verilmiş, sendikaların karşısına blok olarak çıkılmak için çaba harcanmıştır.

DİSK ve KESK’in daha militan bir 1 Mayıs örgütlemek konusundaki ısrarında, devrimcileri blok halde karşısında görmüş olmasının basıncı çok etkili olmuştur. Keza devlet açısından da, tam da eylemi bölmeye çalıştığı bir noktada, devrimcilerin böylesine güçlü bir biçimde biraraya gelişi yerinde bir yanıttır. Bütün bunlardan dolayı devrimcilerin birlikte hareket etme, ortak kararlar alma çabası olumlu ve ileriye taşınması gereken bir adımdır.

Ancak her önemli sorunda olduğu gibi, gelişmelerde yaşanan keskinleşme, bu birliği de zaafa uğrattı. Sonucunda çeşitli gerekçelerle iki Maocu örgüt, tasfiyecilerle birlikte, Türk-iş’in mitingine, Abide-i Hürriyet’e gittiler.

Tasfiyeciler açısından söylenecek çok fazla şey yok. Onların gidebilecekleri tek yer de orasıydı zaten. Onların giderek sağcılaşan ve kitlelere yabancılaşan yapılarına en uygun alanı bulmuş oldular.

Maocu yapılar ise, Türk-İş’in kimi sendikalarında etkin olduklarını söyleyerek onların yanında yer almak üzere, Abide-i Hürriyet’e gittiler. Burada kimin kime önderlik ettiği sorunu çıkıyor ortaya. Devrimci yapılar mı sendikaları etkiliyor ve devrimcileştiriyor, yoksa sendikalar mı devrimci yapıları kendi bulundukları noktaya çekiyor?

Devrimciler açısından yapılması gereken en doğru şey, etkin olduklarını söyledikleri sendikaların blok olarak, tüm üyeleriyle birlikte Saraçhane mitingine gelmesini sağlamak olmalıydı. Eğer bunu başaramıyorlarsa, sendikalar içindeki örgütlü güçlerini ve kendi tabanlarını çekip alabilmeliydiler. Doğrudan devlet işbirlikçisi bir tutumla 1 Mayısı bölen Türk-iş bürokrasisini, İşçi Partisi ve Türk bayraklarıyla birlikte, birkaçyüz kişilik bir mitingle ortada bırakmak en doğru ve isabetli tavır olacaktı.

Devrimcilerin Türk-iş mitingine katılarak böylesine haince atılmış bir adıma alet olmaları, tarihsel önemde siyasal bir hatadır. Keza demokrat yapılarıyla bilinen kimi sendika şubeleri ve son dönemde direnişleriyle öne çıkan kimi işyerleri de, Abide-i Hürriyet’e giderek Türk-iş ihanetinin bir parçası olmayı reddetmeli, emekçi kitlelerin bulunduğu gerçek 1 Mayıs alanına yönelmeliydiler.

 

Kendi hedeflerimize

ulaşabildik mi?

Biz bu 1 Mayıs’ta hedefimizi asıl olarak kitle sayımızı artırmak olarak koymuş ve çubuğu kitleselliğe bükmüştük. Çünkü siyasal-ideolojik üstünlüğümüz sayısal gücümüzle bütünleşmediği zaman yetersiz kalıyor, bizi dostun düşmanın karşısında zayıf düşürüyor. Bu nedenle bu 1 Mayıs’taki sayımız, kayda değer bir gelişme göstermeliydi. Ancak elbette ki, kitlesellik bizim gözümüzde asla militanlıktan kopuk bir kitlesellik olarak şekillenmedi. Bunu da şöyle ifade etmiştik:

“Esasında 1 Mayıs, bir yıllık çalışmamızın gerçekten karşılığı olabilmelidir. Çünkü son bir yılda hemen her önemli olayda gerek siyasal gerekse pratik müdahalemiz olmuş, sınırlı güçle bir çok iş başarılmıştır. Eksik kalan, bu çalışmanın sonuçlarını toparlama, çıkan ilişkileri komiteli yaparak kalıcı-örgütlü hale getirmektir. Bu eksikliğin acısı da en çok miting, gösteri vb. yerlerde çekilmektedir. Buralardaki sayısal gücümüz, yaptığımız çalışma ve sarfettiğimiz çabayla kesinlikle orantılı değildir. Ama öte yandan halen süren eksikliğimizi de yüzümüze çarpan bir göstergedir… Örgüt olarak da, komite ve tek tek yoldaşlar olarak da herkes 2004 1 Mayıs’ını bir ‘dönüm noktası’ olarak görmeli, kendine, çalışmaya böyle yüklenmelidir.” (agd)

Mitingde görünen tablo, hedeflediğimiz sayıya ulaşamadığımız, sayısal zayıflığımızı tam olarak kıramadığımız yönünde. Ancak biz ortaya çıkan tabloyu bir başarısızlık olarak değerlendirmiyoruz.

Öncelikle ortaya konması gereken şey; mitinge bizim kortejimizde katılanların, oraya çatışmak, devletin saldırılarını bizimle birlikte göğüslemek üzere gelmiş olmasıdır. Rutin bir Abide-i Hürriyet mitingine katılımcıların yaklaşık üçte birinin ya da dörtte birinin gerçekten militan bir ruhla gelmiş olacağını düşündüğümüzde, bu mitinge katılan bu çekirdek güç, çok düşük bir sayı olarak görülemez.

Devletin yarattığı gerilimin, miting alanına taşıyacağımız kitlede önemli bir düşüş yarattığı gerçeğini unutmadan yapmalıyız değerlendirmeyi. Bütün siyasetler açısından sayıca bir düşüşten bahsetmek gerekir, ancak bizim açımızdan, kitlemizin henüz oturmamış yapısını düşündüğümüzde, bizdeki düşüşün oransal olarak daha fazla olması kaçınılmazdır. Çevre güçlerin belli bir korku yaşadığı, devletin saldırısını göğüsleyecek gücü kendinde göremediği ortadadır.

Keza miting öncesinde kitleselliği artırmak için önümüze koyduğumuz hedeflerin önemli bir kısmının başarılmış olmasının üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Çalışma yürüttüğümüz bütün alanlarda küçük piknik ya da kapalı alan toplantısı örgütlemek, 1 Mayıs komiteleri kurmak, en önemli hedefti. Kimisi beş kişilik, kimisi kırk kişilik çok sayıda toplantılar örgütlendi, bunlara önemli sayıda insan katıldı. Alanlarda 1 Mayıs komiteleri kurma görevi tam olarak yerine getirilemese bile, liselilerden, semtlerden, işçilerden çok sayıda insan faaliyetlere katıldı, bizim propagandamızı kitlelere taşıdı. Ve alandaki sayının neredeyse tamamı, faaliyetleri doğrudan yürüten kesimdi. Daha önceki 1 Mayıslarda, alanda asıl olarak çevresel güçlerimizin durduğunu düşünürsek, bu durum, önemli bir ilerlemenin göstergesidir.

Bundan dolayı, 1 Mayıs’ta hedeflediğimiz sayıyı elde edemesek bile, en yakın güçlerimizi kadrolaştırmada, komiteleştirmede ve önümüzdeki süreçte faaliyet yürüteceğimiz temel ayakları oluşturmada önemli bir adım attığımız görülmelidir.

Ancak bu olumluluklar, bize eksikliklerimizi de unutturmamalıdır. Getirebileceğimiz sayının bundan daha fazla olduğu, çalışmaları yürüten bütün yoldaşlar tarafından görülmelidir. Ulaşılan, gelecek vaadeden, bu mitingte bizim yanımızda olması gereken pek çok insan, son günlerin iyi örgütlenememesi nedeniyle gelememiştir.

Baştan yasal bir mitinge katılmak üzere hazırlık yapılmış olması, son iki-üç gün içinde yaşanan değişikliklere, öncelikle bizim adapte olmakta zorlanmamız, en büyük etkendir. Kitleyi yasal bir eyleme çağırmakla, yasadışı militan bir eyleme çağırmak arasında fark vardır ve bu geçiş yeterince hızlı ve isabetli bir biçimde gerçekleştirilmediğinde kitle kaybı kaçınılmazdır. Yoldaşlarımız kendi çalışmalarını değerlendirirken, bu geçişi nasıl yaptıklarını da dikkate almalıdırlar.

***

Tarihsel önemde bir eylem yaşandı ve biz tartışmaların başından itibaren son derece isabetli adımlar attık. Mitingde sayımızın sınırlı olmasına rağmen yoldaşlarımızın büyük bir coşku ve başarmanın mutluluğunu yaşamasının nedeni de budur. Örgüte, örgütün aldığı karara ve kitlelerin gücüne duyulan güven pekişmiş, devlete geri adım attırmanın hazzı yaşanmış, gelecek açısından kendine ve örgütüne daha güvenli kadrolar ve kadro adayları şekillenmiştir.

Bu mitingde asıl öne çıkartılması gereken yan da budur. Bu durum bizde hiçbir gevşeme yaratmadan önümüzdeki dönemin görevlerine kilitlenilmeli, bu çalışmada bağlarımızın güçlendiği yeni ve genç yoldaşlarımız, daha da sağlamlaştırılarak yeni sürece hazırlanmalıdır.

 

4 Mayıs 2004

TİKB(B)-MK

Bunlara da bakabilirsiniz

Hapishanelerde hak gaspları

Nisan ayı içinde hapishanelerde hak gaspları devam ediyor. Hapishaneler kapasitesinin üzerinde hükümlü ve tutuklu sayısını …

Şavşat’ta cinsel saldırıya kitlelerin öfkesi

İlçemizde yaşanan çirkin bir saldırı karşısında Şavşat Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri olarak toplanıp bir …

Taksim 1 Mayısı üzerine… Bir adım daha…

Güçlü ve militan bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Geçen yıl 1 Mayıs’ta Mecidiyeköy’de yaşanan Taksim …