
Bu yıl 1 Mayıs öncesindeki toplumsal hareketlilik ve sendikal eylemler bende yoğun bir heyecan uyandırdı. Bazı partiler, sendikalar ile siyasi yapıların günler süren tartışmaları, birleşip Taksim’de kitlesel bir eylem gerçekleştirme konusunda bende büyük bir umut yarattı. Taksim’e yürüme noktasında ortak bir kanaat oluştu; ancak 1 Mayıs gününe ilişkin kimi belirsizlikler sonuçlanmamıştı. 1 Mayıs sabahı dahil yapılan görüşmeler, kitleyi organize etmede boşlukları gideremedi.
Biz de bir grup arkadaş olarak kararlaştırılan saatte Mecidiyeköy’de bir kafede buluştuk. Ancak hem meydan TOMA’lar ve barikatlarla çevrilmişti hem de mekânların içinde sivil polisler vardı. Bu nedenle kısa aralıklarla yer değiştirmek zorunda kaldık. Taksim İnisiyatifi de bekleme halindeydi, bu süre boyunca toplanmaya dair net bir yönlendirme sunmadı diyebilirim. Ve gelen mesaj kitleyi bekleyip birlikte hareket etmek değil; bizim Simit Sarayı’na doğru yürümemiz yönündeydi.
Öğretmen Sendikası’ndan arkadaşlarla birlikte Simit Sarayı’nın önüne doğru yürüdük. Orada arkadaşlar önlüklerini giyip slogan atmaya başladı. Bir anda etrafımız polis tarafından sarıldı ve ablukaya alındık. Farklı siyasetlerden insanlar da vardı. Yaklaşık yarım saat -belki daha fazla- polis şiddetine maruz kaldık: tekmelemeler, saç çekmeler, yere düşürmeler… Ardından herkesi tek tek çekip gözaltı araçlarına, kelepçelerle ve sürükleyerek bindirdiler.
Biz de arkadaşlarla kol kola girerek birlikte gözaltına alındık. Çünkü öncesinde, birbirimizi hiçbir koşulda yalnız bırakmama ve her durumda birlikte hareket etme kararı almıştık. Otobüste de polis şiddeti devam etti. En temel ihtiyaç olan tuvalet ihtiyacı bile bir lütuf gibi sunuldu; “uslu” davranmazsak buna izin verilmeyeceği ima edildi. Otobüste mümkün olduğunca polisle sınırlı diyalog kurduk ve kesinlikle kişisel sohbetlere girmedik. Bu durum onların gözünde “olumsuz” bir tutum olarak değerlendirildi. Bir icazet gibi verdikleri suları içmediğimiz için, avukatlarımızın gönderdiği su ve yiyeceklerin bize ulaşmasını da engellediler. Yaklaşık 20 saat gözaltında kaldık ve ifadelerin alınması için 1 Mayıs’ın geçmesini beklediler.
Bu benim ilk 1 Mayıs deneyimimdi. Büyük bir heyecanla katılmıştım. Ancak orada önceden bize bildirilen saate uygun biçimde kitlenin tamamını organize eden güçlü bir inisiyatifin ortaya çıkmaması ve tam da bu nedenle erken gözaltına alınmış olmak, bende bir moral bozukluğu yarattı.
Bir eğitim emekçisi
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir