Yönümüzü Taksim’e çevirmek…

Sabah yine yola düşmek, ürkek ama inançlı halimizle yönümüzü Taksim’e çevirmek, korkuyla cesaretin iç içe geçtiği unutulmaz bir deneyim oldu ben ve yoldaşlarım için. Yoldaşlığı iliklerimize kadar hissettiğimiz bu iradeden bir an bile tereddüt etmedim, etmedik.

Sabah sözleştiğimiz dakikada Yenikapı’da buluşup Mecidiyeköy Meydanı’na geçtik. Dağınık kalabalıkta bir toparlanma çabası vardı, birbirini bekleyenlerle dolu sessiz bir telaş hali hakimdi kaldırımlarda ve kafelerde. Geçen seneki 1 Mayıs, 2026’nın daha güçlü ve kalabalık olacağının öngörüsüydü ve öyle de oldu. Öğretmen Sendikası üyesi ve bu sömürü düzeninin değişmesi için mücadele eden bir öğretmen olarak, yönünü herhangi bir yere değil, devletin gösterdiği bir yere değil, valilik kararınca -yine- yasaklanan Taksim’e çevirmek en hayati eğilimlerimden biri oldu. Politik bilincimizi olgunlaştıran sınıf dayanışması ve amasız fakatsız egemen sınıflara karşı duyduğumuz öfke ile başımıza geleceklerden habersiz, icazet almadan oradaydık işte.

“Bir gün mutlaka..!”

Her sokak eyleminde bilincimin daha sert ve bükülmez oluşunu izliyorum. Cesaretimin korkumun önünde yürüdüğünü de. Bu yüzden kalabalıklar içinde kendimi hiç yalnız hissetmeyişim.

O sessiz telaş içinde, adımların ve kalbin aynı hızda attığı Mecidiyeköy’de kitleyle buluşma hayaliyle ilerlerken, bir slogan yetti yüzlerce polisin etrafımızı sarmasına. Yaratmaya çalıştıkları etten korku duvarının arasında onlarca kişiydik farklı örgütlerden, sendikalardan. Gözaltına alınmak kaçınılmazdı o saatten sonra; biliyorduk ama yine direndik birbirimizi vermemek için. Çünkü direnmek en iyi ve tek silahımızdır. Polisin, eylemin kanunsuz olduğuna dair, kanunsuz bir uyarısı bile duyulmadı. Biz ne kadar onurlu ve kararlıysak, onlar da bir kadar onursuz ve faşistti. Polisi, bu tavrından döndürebilecek hiçbir söz ya da slogan yoktur; halkla polis arasındaki ilişkileri iyileştirmeye dayalı herhangi bir anlayış bir roman ya da hikayenin kurgusunda bile olamayacak kadar gerçeklikten uzaktır. Özgür ve eşit bir dünya isteyen bizler ise -bu sert gerçekliğin içinde toplumsal çelişkilere rağmen- her eylemde şahit olduğumuz ve maruz kaldığımız halk düşmanlığını ensemizde hissediyoruz. “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” cümlesi bir çığlık oluyor zihinlerimizde. Abluka içindeyken kalkanların altından bize tekmelerini savuran, en adi küfürleri eden polise karşı dik duruşumuzu gözaltı süreci boyunca bozmadık. Araca girdikten sonra takındıkları lütfeden anlayışlı yüzlerine de gülmedik, kanmadık.

Yaka paça işkenceyle alındığımız gözaltı araçlarında aç, susuz şekilde hastane ve emniyet süreçlerini bütün direngenliğimizle taşıdık. İfadelerimiz alınırken işkence devam etti. Duyduk ki polis “işkence” kelimesini ifadeye sokmak istememiş; avukat ve ifade sahibi arkadaşlar bu faşizanlığa karşı dik durup “işkence”yi ifadeye geçirme konusunda üstün gelebilmişler. Bizler ise işkenceyle gözaltına alındığımız polise ifade vermeyi reddettik.

Gecenin sonunda bizi kapıda bekleyen yakınlarımıza, yoldaşlarımıza kavuşmak o karanlık geceyi aydınlattı, bizleri daha güçlü hissettirdi.

1 Mayıs 2027’de hiç kimsenin, hiçbir yapının bir diğerinin iradesine ket vuramadığı, siyasetlerin ve sendikaların Taksim iradesinden kaçamadığı bir 1 Mayıs olacak!

Bir eğitim emekçisi

Bunlara da bakabilirsiniz

Taksim 1 Mayısı üzerine… Bir adım daha…

Güçlü ve militan bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Geçen yıl 1 Mayıs’ta Mecidiyeköy’de yaşanan Taksim …

Denizlerin ölüm yıldönümünde yürüyüş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilmelerinin 54. yılında mezarların başında ve birçok …

Denizler yaşıyor! Katilleri bin kez öldü!

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan… Darağacında üç fidan… Ölümlerinin üzerinden 54 yıl geçti. Ama …