Seneye kesin Taksim’deyiz!

2026 1 Mayıs tartışmaları, önceki senelerde olduğu gibi yine haftalar öncesinden başladı. Geçen sene Kadıköy’e giden birçok siyaset, bu yıl Taksim’e gitme kararı aldı.

Evet, Taksim’e gidilecekti ama kitlesel katılım önemliydi. Siyasetler birçok konuda ayrışsa da bu konuda ortaklaşmak için ciddi bir çaba harcadı.

Siyasetlerin amacı 4’lü (DİSK, KESK, TMMOB, TTB) üzerinde baskı oluşturarak Taksim kararının çıkmasını sağlamaktı. Fakat onlar Taksim’de olunması gerektiğini dile getirse de, sonrasında “izin alamadık” gerekçesiyle devletin izin verdiği bir alanda 1 Mayıs kutlaması yapacağını açıkladı.

Taksim’e çıkma engelinin aşılabilmesi için güçlü bir kitleye ihtiyaç vardı. Bu yüzden sendikaların ve siyasetlerin alanda ortaklaşması önemliydi. Aksi takdirde güçlü bir kortej oluşmayacak, barikatların aşılması zorlaşacaktı. Kurumlar son ana kadar bu planlamayı yapmaya çalıştı.

Bu sene farklı olacaktı. Daha güçlü, daha kitlesel bir Taksim 1 Mayısı olacağına dair bir umut ve heyecan vardı. Geçen sene de Taksim’deydik, ama bu sene daha kitlesel katılımın heyecanını yaşıyorduk. Öğretmen Sendikası’ndan arkadaşlarla birlikte alana gidecektik. Bir gün öncesinden buluştuk ve gece geç saatlere kadar tüm ihtimalleri konuşup planlama yaptık.

Yağmurlu ve soğuk bir 1 Mayıs sabahına uyandık. Buluşma noktamız Mecidiyeköy’de bir kafe olarak belirlenmişti. Tam saatinde orada olduk, ancak mekânın içi ve dışı polisle doluydu. Başka bir yere geçmeye karar verdik. Çok kısa mesafe olmasına rağmen zorluklarla yakındaki bir börekçiye geçtik. Her yer polis kaynıyordu.

Börekçide bir süre bekledik. Mekânların ablukaya alındığı ve gözaltılar yapıldığı haberlerini alınca oradan da ayrıldık. Amacımız kitleyle buluşup güçlü bir şekilde hareket etmekti. Gelen haber üzerine Simit Sarayı’nın önüne gittik. Kitlenin orada olacağı söylenmişti ancak kimse yoktu; sadece tek tek duran insanlar vardı.

1 Mayıs Taksim İnisiyatifi böyle karar almıştı; kurumlar tek tek gelip birleşecekti. Temsilci arkadaşların önerisiyle önlükleri giydik ve beklemeye başladık. Başka bir sendikadan bir arkadaşın slogan atması üzerine, biz de slogana katıldık. Polis hemen ablukaya aldı. O sırada yakınlarda bulunan diğer kurumlardan arkadaşlar da önlük giyince herkes aynı çemberin içine alındı.

Yaklaşık yarım saat ablukada tutulduk. Bu sırada kitlenin yavaş yavaş toplanmaya başladığını fark ettik. Biraz daha bekleseydik onlarla birleşebilirdik. Abluka sırasında polis şiddeti başladı. Slogan attıkça ve kalkanları ittikçe tekmeliyor, saçımızdan çekmeye çalışıyorlardı. Çemberi daraltıyorlar, nefes almamızı bile zorlaştırıyorlardı.

Gözaltı aracı geldikten sonra tek tek sürüklenerek, işkenceyle gözaltına alındık. Birlikte gittiğimiz arkadaşlarla el ele tutuşup birlikte alınmak istedik; kimsenin arkada kalmaması gerekiyordu. Neyse ki aynı araca bindirildik, bu o an için bir teselliydi. Şişli Etfal Hastanesi’ne götürülüp ardından Gayrettepe Emniyet’e geçtik.

Gözaltı sırasında da işkence devam etti. Araçta farklı siyasetlerden birçok genç vardı; onların enerjisi ve direnci herkese güç verdi. Gözaltı süresi 15 saati geçti. Dakikalar bile çok zor geçiyordu. Araç içinde polisin uyguladığı işkenceye tepki gösterdikçe şiddetin dozu artıyordu. Verilen suyu içmediğimiz için avukatlarımızın gönderdiği su içeri alınmadı. Tuvalet ihtiyacımız ise keyfi şekilde karşılanıyordu.

Tüm bu yaşananlar boyunca tek temennimiz kitlenin birleşip Taksim’i zorlamasıydı. Ve öyle de oldu. Barikatlar zorlandı, Taksim iradesi ortaya kondu. Ancak biz yanlış zamanlama nedeniyle çok erken gözaltına alınmanın üzüntüsünü yaşadık. Mesele gözaltına alınmak değildi; bu kadar erken alınmasaydık, kitleyle buluşup biraz da olsa direnebilseydik o zaman daha farklı hissedilebilirdi.

Toplam 576 kişi gözaltına alınmıştı, bu yüzden ifadeler çok uzun sürdü. Saat 23.00 gibi ifadeye çağrıldık. Araçta konuşmuştuk, ifade vermeyecektik. İlk defa böyle toplu bir karar aldığımız için hepimiz buna odaklanmıştık. O kadar odaklanmıştım ki ifade sırasında polis avukata bir soru sordu, bana sorulduğunu zannedip “susma hakkımı kullanıyorum” dedim. Güldüler. İmza atmayı da reddettik. İfade alan polis amirini çağırdı, imza atmam için ısrar ettiler ama ben de ısrarla reddettim.

İfadeler bittikten sonra tekrar kelepçelendik. Araç uzun süre hareket etmedi. Bu sırada genç bir arkadaş panik atak geçirdi. Araçtaki herkesin müdahalesi sonucu, hastaneye götürebildik. Bayrampaşa Devlet Hastanesi’nden serbest bırakıldık. Kapıda arkadaşlarımız bizi saatlerce soğukta bekleyerek karşıladı.

Çıktıktan sonra Taksim’in nasıl dirençle ve güçlü bir şekilde zorlandığını görmek; Taksim’e giremesek bile bu uğurda verilen mücadeleye tanıklık etmek ve onun bir parçası olmak gurur vericiydi. Seneye kesin Taksim’deyiz!

Bir eğitim emekçisi

Bunlara da bakabilirsiniz

Taksim 1 Mayısı üzerine… Bir adım daha…

Güçlü ve militan bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Geçen yıl 1 Mayıs’ta Mecidiyeköy’de yaşanan Taksim …

Denizlerin ölüm yıldönümünde yürüyüş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilmelerinin 54. yılında mezarların başında ve birçok …

Denizler yaşıyor! Katilleri bin kez öldü!

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan… Darağacında üç fidan… Ölümlerinin üzerinden 54 yıl geçti. Ama …