Taksim mutlaka bizim olacak!

1 Mayıs herhangi bir miting günü değildir. İki sınıfın karşı karşıya geldiği, güçlerini sınadığı kavga günüdür. Bu kavganın yeri Taksim’dir, başka herhangi bir alan değil.

Geçen sene 1 Mayıs’a dört gün kala yer açıklanmıştı sadece; herhangi bir tartışma yürütülmemişti. Bu sene kurumlar arasında 1 Mayıs toplantıları bir ay öncesinden başladı. Bir ay boyunca süren toplantılara damga vuran tek bir şey vardı: Geçen seneye oranla daha fazla kurumun Taksim ısrarı.

Bir ay öncesinden, 1 Mayıs’ta güçlü bir Taksim iradesi ortaya koyulacağı belliydi. Dörtlü (DİSK, KESK, TTB, TMMOB) üzerinde de Taksim baskısı oluşturulmaya çalışıldı toplantılar boyunca; ancak Dörtlü yine Kadıköy açıklaması yaptı.

Bu sene Taksim 1 Mayısı odaklı toplantı çağrısı yapan kurum sayısı da artmıştı. 1 Mayıslar özelinde Dörtlü’nün hegemonyası sarsılıyordu nihayet. Dörtlü farklı bir alan açıkladı, ancak 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamaya kararlı kurumlar, 1 Mayıs günü için Mecidiyeköy’de buluşma çağrısı yaptı.

1 Mayıs sabahı biz de Öğretmen Sendikası’ndan arkadaşlarla Yenikapı’da buluştuk. Saat 09:30’du. Biz metroya ilerlerken ilk gözaltı haberleri gelmeye başladı. Metro yolculuğu boyunca alandaki arkadaşlarla haberleştik ve Mecidiyeköy’de indik.

İndikten sonra ikişerli gruplar halinde buluşma yerimiz olan kafeye doğru ilerledik. Geçen seneki kadar barikat yoktu Mecidiyeköy’de. Ancak polis yoğunluğu daha fazlaydı. Yürürken sıra sıra polislerin arasından geçiyorduk. Buluşacağımız kafeye ulaştığımızda hınca hınç dolu olduğunu gördüm. İki katlı bir kafeydi, bütün masalar doluydu. Ayakta duracak yer bile yoktu. Önünde de çevik kuvvet pozisyon alıyordu. Diğer noktalardan gelen arkadaşları da alarak daha sakin olacağını düşündüğümüz başka bir kafeye geçtik ikişerli gruplar halinde. Bu kafede de durum aynıydı. Mecidiyeköy kafeleri, sokakları, meydanları 1 Mayıs Taksim iradesi ile dolup taşıyordu.

Eylemin başlama saati 11:00’dı. 10:40 gibi tertip komitesindeki arkadaşlardan haber aldık. Ablukaya alındıklarını, Ortaklar Caddesi’ne doğru gelip eylemi başlatmamızı söylediler. 10:45 gibi Ortaklar Caddesi’nin meydan tarafından girişindeydik. Biz o tarafa doğru yürürken bir grubun pankart açıp eylem başlattığını ve gözaltına alındığını gördük. Söylenen noktaya ulaştığımızda tertip komitesini göremedik. Pankartımızı getirecek arkadaş da geç kalmıştı, buluşamamıştık. Önlükleri giydik ve beklemeye başladık, henüz müdahale yoktu. Çevredeki insanlar önlük giydiğimizi görünce bize doğru yaklaştılar ve başka bir sendikadan bir arkadaş slogan atarak eylemi başlattı: “1 Mayıs Alanı Taksim Meydanı!”

Sloganın ardından hemen etrafımız sarıldı. Ablukaya alındık. Saat henüz 11:00 olmamıştı. Yönlendirme, erken başlamamız doğrultusundaydı. Ancak slogan da erken atılınca yürüyüşe bile geçememiştik. Biz ablukaya alınınca çevreden çeşitli kurumlar da sloganlara başladılar ve eylemlerini başlattılar. Eylem başlatan her kurum bizim ablukamızın içine alınıyordu.

Sloganlarımız susmuyordu yağmurun altında. Polis kalkanlarını zorladık. 20 dakika kadar bu şekilde devam ettik. Sonrasında 3 gözaltı aracı ablukaya yanaştı ve gözaltılar başladı. Kol kola girmiştik, uzun süre arkadaşlarımızı vermedik. Ancak tekmelerle, yumruklarla ayırdılar bizi.

Bir polis bir kadın arkadaşımızın saçını çekiyordu, kalkanını tekmeleyerek ona tepki gösterirken bir başka polisten yumruk yedim. Ablukanın içinde kalan arkadaşlarla yarmaya çalıştık kalkanları. Başaramadık. Ablukanın içinde bizden uzakta kalan bir arkadaşı yanımıza almaya çalışırken sağ bacağıma tekme yedim ve sendeledim. O sırada bir polis beni tutarak yol kenarındaki elektrik direğine çarptı ve yumruklayarak koridorun arasından gözaltı aracına götürdüler. Otobüse binmemekte direttim, slogan atıyordum sürekli, beni tutan polis de sırtımı yumrukluyordu. Sonunda iterek otobüse soktular, kelepçe taktılar ve bir arkadaşın yanına oturdum. Oturduğum gibi kelepçeyi çıkardım attım.

Araca yeni arkadaşlar gelmeye devam ediyordu. Gözaltına alınan her arkadaş araca sokulduğunda sloganı patlatıyorduk: “Yaşasın 1 Mayıs, Bıji Yek Gulan!”

Aracımız dolmuştu. Arkadaşlarla konuştuk, ne durumda olduklarını sorduk. Erken gözaltına alınmıştık, ama herkesin yüzü gülüyordu. Morali bozuk olan kimse yoktu otobüste.

Gözaltı otobüsü ilerlemeye başladı. İlerledikçe öbek öbek ablukaya alınmış bir sürü insan gördük. Bazıları kalabalıktı, bazıları 10 kişi kadardı; ama Mecidiyeköy’ün her yerinden Taksim iradesi fışkırıyordu.

Önce Bayrampaşa Hastanesi’ne gideceğimiz söylendi. Hastaneye ulaşana kadar marşlar söyledik. Avusturya İşçi Marşı, 1 Mayıs Marşı vb. Sloganlarımız hiç susmuyordu. Bu şekilde hastaneye geldik. Bizden önce gelen 5 araç daha vardı; arkamızdan da 2 araç daha gelmişti. Bir saat kadar hastanenin önünde araçta bekletildik. Bir saat sonunda çok kalabalık olduğu, burada muayene olamayacağımız söylendi ve Haseki Devlet Hastanesi’ne götürüldük.

Hastaneye geldiğimizde kimlik krizi başladı otobüste. Gözaltına alınan 20 kişiydik ancak 19 kimlik vardı polisin elinde. Kimin kimliğini vermediğini bulmaya çalıştılar oysa herkesin kimliğini almışlardı. Paniğin ardından benim ve bir arkadaşın kimliği yerde bulundu. Polisler düşürmüştü. Ellerinde de 19 değil 18 kimlik vardı, onu da yanlış saymışlardı.

Kimlik krizinin ardından teker teker hastaneye girdik. Araçtan ilk gidenlerden biri bendim. Muayene odasının önüne geldiğimizde polis sırada bekleyen hastaya, “bu adli vaka, önce biz girelim.” dedi. Adli olmadığımı, 1 Mayıs’ta gözaltına alındığımı söyledim dinleyen insanlara.

Muayene odasına girdik, polis de odadaydı. Doktora polisi çıkarmasını söyledim. Doktor pek oralı olmadı, “darp edildin mi” diye sordu. “Evet edildim ve muayene olacağım, polisi çıkar odadan” dedim. “Hakkını mı yiyoruz, olursun muayene, ne acelen var” dedi doktor. “Darp edildim ve muayene olacağım, bilgisayar başından kalk, polisi çıkar, beni muayene et” dedim. Polis bu tartışmadan sonra odadan çıktı, ben darp izlerini gösterdim, doktor ışık tutup üstünkörü bakarak “darp-marp yok” dedi. Adını sordum, söylemedi. (İfade işlemleri için emniyete gittiğimizde avukatlar aracılığıyla doktorun ismini bularak şikayetçi olduk ve rapor doldurduk.)

Muayene işlemleri bittikten sonra tekrar kelepçe taktılar otobüse binerken. Tekrar çıkardık kelepçeleri. Kimliklerimizi geri verdiler. “Ya salınacağız birazdan ya da polisler ilk kimlik krizinden sonra sorumluluk almıyorlar artık” diye şakalaştık aramızda. Gözaltı aracı Vatan’a doğru ilerlemeye başladı.

Vatan’a geldiğimizde otoparkın dolu olduğu konuşuluyordu. 2 saat kadar burada araçta bekletildik. İfade işlemleri için içeri alınmayı beklerken aracımız tekrar hareket etti. Gayrettepe’ye götürülüyorduk.

İstanbul turu yaptırıyorlardı bize. Akşam saatlerinde Gayrettepe’nin bahçesine giriş yaptık. Bizden önce gelen 5-6 araç vardı. Onlardan çıkanlara bakıyorduk, tanıdık simalar görmeye çalışıyorduk. Bizden önce getirilen arkadaşları gördük de. Kimi lavabo ihtiyacı için emniyetin içine götürülüyordu, kimi ifade işlemleri için…

Gece 02:00’a kadar Gayrettepe’nin bahçesinde araç içerisinde tutulduk. Sonra içeri alınmaya başladık. Avukat arkadaşlarla kucaklaştık. İfade öncesi bir görüşme yaptık. Bizden önce ifadeye alınan Öğretmen Sendikalı arkadaşların çoğunun ifade vermediğini söyledi avukatlar. Çok sevindim bunu duyduğuma. Bizim araçtaki arkadaşlarla da ifade vermemeyi ve imzadan imtina etmeyi konuştum, bu konuda ortaklaştık.

İfade işlemleri uzun sürmedi, yaşadığımız işkenceyi tutanaklara geçirdik, ifade vermedik ve imza atmadık.

03:30 gibi hastaneye doğru yola çıktık. Halkalı’daki Kanuni Sultan Süleyman Devlet Hastanesi’ne götürülüyorduk. Avrupa Yakası’nın en uzak köşelerinden birini seçmişti polis salınma için. Bu da bir işkenceydi tabii.

04:45 gibi son muayeneyi tamamladık ve telefonlarımızı aldık. Beraber gözaltına alındığımız arkadaşlarla bir hatıra fotoğrafı çektirip kucaklaştık ve gülen yüzlerle parça parça yola çıktık.

Erken gözaltına alınmıştık, sonradan öğrendiğimiz barikat aşmaları ve kitlesel eylemi görememiştik ama güçlü bir Taksim iradesi ortaya koymanın mutluluğu ve gururu vardı üzerimizde. Ayrıca Taksim’e alternatif olarak gösterilen “kitlesel ve birleşik” icazetli miting çok kötü geçmişti. 1 Mayıs toplantılarında hatırlatıldığı şekilde kitlesel ve birleşik 1 Mayıs’ın sadece Taksim’de olabileceğini biliyorduk. Taksim için dövüşenler olduğu sürece, alternatif olarak gösterilen hiçbir alandaki miting rahat olamayacak düzenleyenler açısından, bundan da emindik.

DSB’li bir eğitim emekçisi

Bunlara da bakabilirsiniz

Taksim 1 Mayısı üzerine… Bir adım daha…

Güçlü ve militan bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Geçen yıl 1 Mayıs’ta Mecidiyeköy’de yaşanan Taksim …

Denizlerin ölüm yıldönümünde yürüyüş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilmelerinin 54. yılında mezarların başında ve birçok …

Denizler yaşıyor! Katilleri bin kez öldü!

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan… Darağacında üç fidan… Ölümlerinin üzerinden 54 yıl geçti. Ama …