
Yeni emperyalist paylaşım savaşı, Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada sürüyor.
İran, emperyalist savaşın “dönüm noktası” niteliğini taşıyor. Çünkü bu savaşın ana aktörleri, ABD ve Çin. ABD, Çin’in Ortadoğu’daki en güçlü temsilcisi İran’a saldırarak, gerçekte Çin’e saldırmış oldu. Çin de buna karşılık İran’a her tür desteği sunuyor. İran’ın “40 yıldır bu savaşa hazırlandığı” söyleniyor. Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısından sonra, hazırlıkların hız kazandığı ve büyük bir yığınak yapıldığı belli oluyor. İran’ın güçlü direncinin arkasında bu hazırlıklar ve Çin-Rusya desteği var.
Elbette İran halkının ABD karşıtlığı, sömürgeciliği kabul etmeyen tarihsel birikimi, kültürel zenginliği vb. özellikleri, belirleyici durumda. Ancak askeri olarak halen dünyada bir numara olan ABD’ye direnebilmek, bir ayı aşkın süredir ABD işbirlikçisi ülkelere bomba ve füze yağdırmak, ileri teknolojiyle donatılmış çok fazla silaha sahip olmayı da gerektiriyor.
İran’ın bu direnişi, ABD’yi ve işbirlikçilerini şaşırttı ve sarstı. Trump’ın birbirini tutmayan açıklamaları da buna eklenince, sarsıntı daha da artıyor. Başlangıçta açıkça ABD’nin safında yeralan, İran’ı kınayan açıklamalar yapan Körfez ülkeleri bile, gelinen aşamada İran’a savaş açmaktan çekiniyor. Üstelik kendi halklarında da ABD karşıtlığı büyüyor.
* * *
Türkiye için de durum farklı değil. ABD, Türkiye’yi savaşın içine çekmek için her yolu deniyor. İran’dan atıldığı iddia edilen füzelerle, hem Türkiye’yi İran’a savaş açmaya zorluyor, hem de Türkiye’nin bir NATO ülkesi olması üzerinden NATO ülkelerini de savaşın parçası haline getirmeye çalışıyor.
ABD’nin liderliğinde bir savaş örgütü olarak kurulan NATO, bugüne dek ABD işgallerini ve saldırılarını onaylamakla kalmamış, bizzat içinde yer almıştı. Fakat İran savaşında ABD’nin arkasına takılmadılar.
NATO ülkelerinin önemli bir kısmı AB üyesi aynı zamanda. Bu durum ABD ile AB ülkeleri arasındaki çelişkilerin de dışavurumu. ABD’nin İran savaşında NATO’yu arkasına alamaması, artık eski gücünde olmadığının, “gerileyen emperyalist” konumuna düştüğünün bir başka göstergesi. Keza ABD-AB ittifakının kırılganlığını da ortaya koyuyor.
İkinci emperyalist savaş sonrası kurulan BM, NATO, AB gibi emperyalist kurumlar, artık çatırdıyor ve işlevini yerine getiremiyor. İran savaşı ile tescillenen bu tablo, ABD hegemonyasının ne kadar zayıfladığının, Çin’in ne kadar güçlendiğinin somutlanması oldu.
* * *
ABD bir yandan bu savaştan en az hasarla kurtulma derdinde; bir yandan da düşen prestijini toparlamak, gerileyişini durdurmak için savaşa devam etmekle karşı karşıya… Yakın zamanda bir “ateşkes” yapılsa bile, savaş devam edecek… Ta ki, bir emperyalist güç diğerine üstünlüğünü kabul ettirene dek… Ya da halk ayaklanmaları ve devrimlerle dünya sarsılana dek…
ABD’de bile kitle hareketleri yayılıyor, büyüyor. Geçen yıl başlayan “Krallara Hayır” protestoları, İran savaşı sonrası milyonları içine çekti. 28 Mart’ta 50 eyalet ve 3 binden fazla noktada yapılan gösterilere 10 milyonu aşkın kişi katıldı. Üstelik bu gösteriler artık ABD dışına da sıçradı. Fransa, İngiltere, Japonya ve Avusturalya’da benzer eylemler düzenlendi.
Dünyanın her yerinde emperyalist savaşa ve bu savaşın başını çeken ABD’ye karşı tepkiler büyüyor, eylemler, protestolar artıyor. Bunlardan biri de Türkiye…
İsrail’in Filistin’e saldırıları döneminde başlayan ABD-İsrail karşıtı eylemler, İran savaşından sonra emperyalist savaşa ve NATO’ya karşı eylemlere dönüştü. Devrimci, demokrat kurumların ve gençlik örgütlerinin bu doğrultuda “birlik”ler oluşturması ve birleşik mücadeleyi yükseltmesi önemli bir gelişme.
ABD ve İsrail konsolosluklarının önünde veya kent merkezlerinde gerçekleşen savaş karşıtı eylemler, engellere ve polis saldırısına rağmen sürüyor…
* * *
Türkiye, 20 yılı aşkın süredir Ortadoğu’da devam eden emperyalist savaşın yükünü en fazla çeken ülke oldu. Irak, Suriye, Libya savaşlarında doğrudan yer aldı. Bunların yükü, işçi ve emekçilere kesildi. Ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel çok boyutlu olarak sonuçlarını yaşadı.
Şimdi İran savaşı da bu riskleri taşıyor. Henüz savaşın içine girilmese de etkileri görülmeye başladı. Petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte yoksullaşma derinleşti. Ayrıca faşist baskı ve şiddet arttı. Devrimci kurumlar başta olmak üzere muhalif kesimler üzerinde operasyonlar, gözaltı ve tutuklamalar bitmiyor. Direnen işçiler, emekçiler, gençler, polis ve jandarmanın vahşi saldırılarına maruz kalıyorlar. Sendikacılar, gazeteciler, muhalif politikacılar hapiste…
Emperyalist savaş dönemleri, faşizmin azgınlaştığı dönemlerdir aynı zamanda. İnsanlığın ilerici birikimlerinin yok edildiği, büyük bedellerle kazanılan hak ve özgürlüklerin gaspedildiği, can ve mal güvenliğinin kalmadığı, insani değerlerin ayaklar altına alındığı, toplumsal çürüme ve yozlaşmanın yayıldığı dönemlerdir.
Türkiye bunu tüm yönleriyle yaşıyor, önümüzdeki dönemde daha da artma tehlikesi var.
Günümüzde emperyalist savaşa karşı mücadeleyi büyütmek, yaşamsal bir zorunluluk halini almıştır. Savaşa karşı mücadele, faşist saldırılara, ücretli kölelik düzenine karşı mücadeleyi de kapsayacak şekilde kitlesel ve militan biçimlerle yükselmelidir.
* * *
1 Mayıs’a doğru ilerlediğimiz günlerdeyiz. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 1 Mayıs emperyalist savaşa, faşizme ve sömürüye karşı, işçi ve emekçilerin yek vücut olarak mücadeleyi yükselttikleri bir gün olacaktır!
Bu 1 Mayıs, işçi ve emekçiler, ezilen halklar için belirleyici nitelikte. Türkiye açısından ise, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması, yeni bir dönemi açacaktır.
Şimdi savaşa ve faşizme karşı tek yumruk olma zamanıdır! Kitlesel, militan ve tarihsel özüne uygun şekilde 1 Mayıs’ı kutlamak için seferber olma zamanıdır!
2026 1 Mayısı’nı savaşı ve faşizmi geriletmenin kilometre taşı yapma zamanıdır!
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir