NATO Zirvesi’ni ardımızda bıraktık.
Ülkemizdeki emperyalist savaş karşıtı hareket, zirveye aylara yayılan eylemli bir hatla hazırlandı. Ve zirveyi onlarca yaralıya, yoğun devlet terörüne rağmen göz dolduran bir direnişle geçirdi.
O gün tüm dünyada emperyalizme karşı direnenlerin gözü İstanbul’un üzerindeydi. Prag’ın, Cenova’nın, Seattle’ın omuzundaki görev, İstanbul’un omuzlarındaydı. Bir yanı Felluce’de, Ramallah’ta süren direnişe omuz vermek; bir yanı paylaşım savaşına dair önemli kararlar alınacak olan NATO zirvesini engellemekti bu görevin adı. Öte yandan meşruluğu tüm dünya kamuoyunca tartışılır hale gelmiş olan suç örgütü NATO’nun bu durumunu derinleştirmek, ülkemizin NATO’dan çıkması, emperyalizme ait üslerin kapatılması, açık ve gizli anlaşmaların iptal edilmesi gibi anti-emperyalist taleplerin güçlenmesini sağlamak idi. Dolayısıyla zirve günleri ortaya konacak tepkinin içeriği de buna uygun olmalıydı.
İlkin, süreç adım adım örüldü. Uzun bir sürece yayılan NATO karşıtı çalışmalar kimi zaman imza kampanyalarıyla kimi zaman basın açıklamalarıyla, kimi zaman kitlesel mitinglerle belli bir süreklilik taşıdı. 27 Haziran Kadıköy mitingi dışında eylemlerin hemen hemen tümü düşük katılımlı ve dağınık seyretti. Ancak belli bir süreklilik taşıması, anti-emperyalist duyarlılığı arttırması noktasında son derece işlevli oldu. İlgili, ilgisiz milyonlarca insanın gündemine bu konu sokuldu. Ayrıca baştan devletin terörize etmesine rağmen her cumartesi günü Taksim’de yapılan oturma eylemlerini; -tümden engelleyemeyeceğini anlayınca en azından belli bir sınırda tutma niyetiyle- 20’den fazla alanın eylem için açılmış olmasını bir kazanım olarak görmek gerekir.
İkincisi, NATO karşıtı faaliyetler, enternasyonal dayanışmanın yoğun hissedildiği bir eylem süreci olarak yaşandı. En başta gerek NATO karşıtı, gerek emperyalist savaş karşıtı faaliyetlere güç veren etkenlerden biri Irak ve Filistin’de süren direniştir. Zirve karşıtı eylemlere katılan, özel olarak 28 Haziran günü çatışmalarda olan her devrimcinin bu ülkelerde emperyalizmi gerileten direnişi somut olarak hissettiğini vurgulamak gerekir. Felluce’den İstanbul’a kurulan kardeşlik köprüsünün mayasında karşılıklı olarak gösterilen direniş vardır. Hele de bunun, Irak’ta rehin tutulan işçilerin bırakılması gibi somut bir gelişmeye hizmet etmesi yaşanan ilklerden biridir; direnişin gücünü hissettiren bir adımdır. AB sınırları içinde “küreselleşme karşıtı” eylemlere katılan Avrupa ülkeleri savaş karşıtlarının İstanbul’a yeterince ilgi gösterdiğini söyleyemeyiz. Ancak yine de aylar boyunca dünya basınında “Resistanbul 2004” çağrısının yinelenmiş olması önemliydi.
Üçüncüsü, meşruluktan güç alındı. O günlerin çatışmasız geçeceği hayal edilmedi. Tam tersine savunma durumundan kendini en iyi biçimde savunmaya ve saldırmaya göre hazırlanıldı. Burjuva basın, devrimcilerin yaptığı teknik hazırlığı, “eylemciler Avrupa standartını yakaladı” biçiminde yorumladı. Yakalanan, meşruluk ve saldırı ruh haliydi. Doğal olarak hazırlığın biçimi de bu içeriğe uygun oldu. Emperyalist katiller karşısında sınıfın şiddet kullanma hakkı yaşam buldu. Uzun süredir kullanılmayan barikatlar, molotoflar gibi eylem ve mücadele biçimleri devreye girdi. Elbette barikat kurma ve uzun saatler çatışma noktasında belli bir deneyimimiz olduğu ve NATO karşıtı eylemlerin bu konuda olması gerekenden daha zayıf kaldığı da belirtilmeli. Ancak önemli olan çatışmaya o ruh haliyle girilmiş olmasıdır. Ayrıca zirvenin ilk günü şiddetli bir saldırı ile karşılaşılmasına rağmen ikinci günü hatırı sayılır bir kitle ile İstiklal caddesinde toparlanabilmek önemliydi.
Dördüncüsü, çatışmalarda ve barikat başlarında anti-faşist kardeşleşme kendini hissettirdi. Başka anlarda yakalanamayan aynı siperi savunma ve aynı düşmana karşı direnme ruh hali, bir gün önce konaklanılan Fatma Girik Parkında da barikat başlarında da yaşandı.
Sonuç olarak, NATO zirvesinin yapılması engellenememiş ya da yarıda kesilmek zorunda bırakılmamışsa da yaşanan direniş, emperyalist savaş karşıtı hareketin önünü açmıştır. Kaldı ki zirvenin engellenmesi ve dağıtılması somut bir hedef olmakla birlikte tek başına yapılan kampanyanın hedefi değildirler. Önemli bir hedef de anti-emperyalist duyarlılığın yükseltilmesi, emperyalist savaş karşıtı hareketin önünün açılmasıdır. Bunlar başarılmıştır. Ayrıca tüm dünya kamuoyu karşısında İstanbul’un başı dik tutulmuştur.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir