
Kızıldere, devrim tarihimizin en önemli simgelerinden biridir. Orada şehit düşenler ‘68 kuşağının devrimci öncüleriydi. Mahir Çayan’ın “biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik” sözünde somutlanan, devrimcilerin asla teslim olmayacağının ilanıydı. Örnek alınması ve hep ileriye taşınması gereken bir gelenek yarattılar.
Mahirler, Kızıldere’de son mermisine dek çatışarak, Denizler idam sehpalarını sloganlarıyla yıkarak, Kaypakkaya işkencede ser verip sır vermeyerek ’71 devrimcilerinin önderleri olarak ölümsüzleşti. “Önderler en önde dövüşür” şiarını pratikleriyle yaşama geçirdiler. Ve kendilerinden sonra gelecek olanlara bir direniş mirası bıraktılar.
Onun içindir ki, ölümlerinden bir-kaç yıl sonra devrimci hareketler yeniden toparlandı, öncesinden daha kitlesel bir mücadele yükseldi. Türkiye tarihinin en büyük halk hareketi 70’li yıllarda yaşandı. Mahir, Deniz ve Kaypakkaya’da somutlanan militan-direnişçi, özü-sözü bir devrimcilik, kitlelere güven verdi; eskisinden daha güçlü bir hareketin doğmasına zemin hazırladı. Dövüşerek alınan her yenilgide olduğu gibi, gelecek kuşaklara öç alma duygusu verdiler ve daha büyük bir direnişin fitilini ateşlediler.
12 Mart yenilgisiyle 12 Eylül yenilgisi arasındaki en önemli fark da budur. Bugün hala 12 Eylül’ün etkisinden sözediyorsak, sonuçlarını yaşanmaya devam ediyorsak, 12 Mart’ın aksine 12 Eylül’de alınan dövüşsüz yenilgiden dolayıdır. Bir avuç komünist ve devrimcinin direnişi, ne yazık ki bu durumu ortadan kaldırmaya yetmemiştir.
* * *
’71 devrimciliği, reformizmi, pasifizmi, parlamentarizmi yırtarak gelişti. “Barışçıl yoldan sosyalizm” hayallerini tuzla buz etti. Silahlı mücadeleyi, yeraltı örgütünü yaşama geçirdi. Mustafa Suphi TKP’sinden sonra hakim hale gelen reformist-revizyonist görüşlere karşı, devrimin sesi oldu. 50 yıllık revizyonizmi yerle bir ederek, devrimci kopuşu gerçekleştirdi.
Bugün onları hala büyük bir özlemle, coşkuyla anıyorsak, yarattıkları bu değerlerden dolayıdır. Türkiye devrim tarihine büyük bir iz bırakmışlar ve bir direniş geleneği yaratmışlardır.
Onları anarken, ne için nasıl savaştıklarını ve neleri başardıklarını ortaya koymalıyız mutlaka. Ama bununla kalmamalı, yarattıkları direniş geleneğinin gerçek anlamda sürdürücüleri olmalıyız.
İhtilalci Komünistler, başta 12 Eylül olmak üzere her karanlık dönemde devrimci duruşundan taviz vermeden bu geleneğe sahip çıktı. Osman Yaşar Yoldaşcan, Mehmet Fatih Öktülmüş, İsmail Cüneyt, “önderler en önde dövüşür” ilkesinin 12 Eylül’deki örnekleri oldular. Kızıldere’yi Bağcılar’a, Sefaköy’e taşıdılar. “İşkencede ifade vermeme” geleneğini yaratarak Kaypakkaya’nın direnişini ileriye götürdüler. Masaya inen tekmesiyle Remzi Basalak, 12 Eylül faşizminin “teşhir masası”nı ortadan kaldırdı. Her dönem teslimiyete ve tasfiyeciliğe karşı devrimin onurlu sesini yükselttiler.
* * *
Emperyalistler ve işbirlikçileri ’71 devrimciliğini ve ’71’in devrimci önderlerini karalayarak başa çıkamayınca, çarpıtmayı ve içini boşaltmayı esas aldı. Che Guevara’ya yaptıkları gibi kapitalist bir meta haline getirmeye çalıştılar. Reformist solcular da ’71’in anti-emperyalist ruhunu Kemalizm’le özdeşleştirerek bu furyaya hizmet etti.
Oysa ’71 devrimcileri başlangıçtaki Kemalizm etkisinden adım adım uzaklaşmış, Küba ve Çin başta olmak üzere devrimlerden etkilenerek sosyalist bir sistemi hedeflemişlerdi. Deniz’in idam sehpasında attığı sloganlar; “Yaşasın Kürt ve Türk Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi! Yaşasın Marksizm-Leninizm’in Yüce İdeolojisi!”dir. Keza Kaypakkaya’nın Kemalizm eleştirisi ortadadır. Bunları sansürleyerek, yok sayarak gerçekleri değiştiremezler.
’71 devrimciliği enternasyonalisttir, anti-emperyalisttir, sosyalizmi hedefleyen bir devrimciliktir. Burjuvazinin ve reformist kesimlerin ’68 kuşağına methiyeler dizip ’71 devrimciliğini unutturmak istemeleri bu yüzdendir. Ama bunu başaramadılar, başaramayacaklar…
Elbette onların da hataları, eksiklikleri oldu. Fakat aslolan doğrularıydı. Örnek almamız ve ileri taşımamız gereken de bu yönleridir.
“71 eleştirisi” adı altında onların militan-devrimci yönlerini hedefe çakanlar, günümüzün reformist partileri oldular. Kendilerini Denizlerin, Mahirlerin, Kaypakkayaların devamcısı gören ya da sahiplendiklerini iddia eden bu reformist partiler, gerçekte onların adını kullanarak kitleleri aldatıyorlar. ’71 devrimciliğinin reformist partilere, parlamentarizme karşı çıkışın ürünü olduğunu bilinçli bir şekilde unutturmak istiyorlar.
* * *
’71 devrimcilerini anmak, onların mücadelesini günümüze taşımakla, günümüzle bağlar kurmakla mümkündür.
Parlamentarizmin ve reformizmin güçlendiği günümüz koşullarında ’71 devrimciliğine sahip çıkmak, bu kervana katılmamayı; aksine devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeyi gerektirir.
Kızıldere ve ’71 devrimciliği, devrimci dayanışmanın, siper yoldaşlığının en seçkin örneğidir. Bu ruha sahip çıkmak, bugün birleşik mücadelenin gereklerini yerine getirmekle mümkündür.
’71 devrimciliği, sadece Amerika’ya karşı değil, bir bütün olarak emperyalizme karşı çıkmaktır. Ona sahip çıkmak, anti-emperyalizmi, anti-Amerikancılıkla sınırlamadan, her tür emperyaliste ve emperyalist savaşa karşı mücadeleyi yükseltmeyi gerektirir.
’71 devrimciliği enternasyonaldir. Ona sahip çıkmak Kürdistan’dan Filistin’e dünya halklarıyla, işçi ve emekçileriyle aktif dayanışmayı gerektirir.
Özcesi onların mirasına gerçek anlamda sahip çıkmak, uğrunda can verdikleri idealleri yaşatmak, devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmektir. Hata ve eksikliklerini aşıp doğrularını büyütmektir. Bu bakışaçısıyla Mahirlerin, Denizlerin, Kaypakkaya’ların devrimci ruhunu, militanlığını sahipleniyor, ML bir rotada daha ileriye taşıyoruz.
* * *
Onlar her daim devrimimizin simgeleri olacaklar. Çocuklarımıza-torunlarımıza isim olmaya devam edecekler. Bu topraklara düşen devrimci tohumlar olarak yeniden filize duracaklar. Devrimin her zaferiyle birlikte yeniden doğacaklar. İsimleri, marşları dilden dile dolaşacak… Anıtları dikilecek meydanlara…
Bu inançla Kızıldere şehitleri Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Ertan Saruhan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sebahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy’u bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Mahir’in ölümünün ardından yapılan bir marşla yazımızı sonlandırıyoruz. Bu sözler unutulmasın, yeni kuşaklara aktarılsın diye…
Yırtarak doğdu gelişti / Pasifizmin çirkefini / Savaştı Mahir
‘Dönmeye değil, ölmeye geldik’ diyordu / Bu şiarı bilinçlere kazılıyordu
Yürüyordu silah elde / Son değildi Kızıldere / Bilinciyle yüreğiyle / Savaştı Mahir
Korkak, ödlek olanlara / Örnekti Mahir / Bilerek savaşıyordu / Yiğitti Mahir
En öndeydi, kumandandı / İçirmişti devrim andı / Parçaladı zindanları / Savaştı Mahir
Mahir savaştı!…
Devrim ve sosyalizm uğruna dövüşene-düşene bin selam!
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir