Özel eğitim kurumlarında “Takım Sözleşmesi” deneyimleri

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri, 10 nolu işkolu kapsamında tanımlanıyorlar. 10 nolu işkolunun tam adı Ticaret, Büro, Güzel Sanatlar ve Eğitim İşkolu. Bu işkolu torba işkolu olarak biliniyor ve birçok farklı alandan yaklaşık 4.4 milyon işçiyi bünyesinde barındırıyor. 

Bu tablo, 10 nolu işkoluna dahil olan alanlardan birinde örgütlenmek isteyen bir sendikanın, barajı aşmasını imkansız hale getiriyor. Mesela özel sektörde çalışan öğretmenlerin sayısı yaklaşık 400 bin civarında (dershaneler, kreşler vb. dahil). Bir sendikanın bir işkolunda yetkili sendika olabilmesi için yüzde 1 barajını geçmesi gerekiyor. Eğer özel sektör eğitim alanı ayrı bir işkolu olarak tanımlanmış olsaydı, yaklaşık 4 bin öğretmen üye olduğunda, Öğretmen Sendikası TİS imzalama hakkını kazanacaktı. Ancak 10 nolu torba işkolunda yetkiyi alabilmek için, yaklaşık 50 bin kişiyi üye yapması lazım. 2026 Ocak ayı itibariyle 10 bin civarında üyesi olan Öğretmen Sendikası, bu nedenle ülke barajını aşamıyor; TİS imzalayamıyor. 

Üstelik bu kadar büyük bir yığılma sadece 10 nolu işkolunda var. İkinci kalabalık işkolu olan metal, 1.9 milyon işçiyi kapsıyor. En dağınık ve örgütlenmesi zor alanlardan biri olan inşaat işkolu bile 1.7 milyon işçiyle, 10 nolu işkolunun çok gerisinde kalıyor. Türkiye’de tüm çalışma alanları toplam 20 işkoluna bölünmüş durumda ve bu 20 işkolunun 9’unda işçi sayısı 300 binin altında. Mesela basın-yayın ve gazetecilik işkolu yaklaşık 90 bin işçiyi kapsıyor. (Rakamlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ocak 2026 işkolu ve sendika istatistiklerinden alınmıştır.)

Bu tablo, “10 nolu işkolu torbası”na doldurulmuş olan özel sektör öğretmenlerinin örgütlenmesinin ve kazanım elde etmesinin önündeki en büyük engeldir. 

 

Eğitim alanında güvencesiz çalışma

Toplu İş Sözleşmesi, işçilerin patron karşısına örgütlü bir şekilde çıkabilmesinin öncelikli koşuludur. Ancak sendikal baraj ve torba işkollarıyla işçilerin örgütlenme hakkı ellerinden alınmaya çalışılıyor. İşçiler patronun karşısına bir sınıf olarak değil, tek tek çıksın, güçsüzleşsin isteniyor.

Özel sektör eğitim emekçilerinin imzaladıkları bireysel sözleşmeler sorunu daha da büyütüyor. Diğer işkollarından farklı olarak, özel sektör eğitim alanında sözleşmeler “belirli süreli” olarak imzalanıyor. Bu da tek tek her bir eğitimciyi, patron karşısında daha da dezavantajlı hale getiriyor. 

Herhangi bir fabrikada işe giren bir işçinin sözleşmesi, belirsiz sürelidir. Sonrasında kendisi işten ayrılmadığı ya da bir nedenle atılmadığı sürece, belli düzeyde bir “iş güvencesi”nden sözedebiliriz. Eğitim emekçileri ise mevsimlik işçi ya da inşaat işçisi gibi, belirli bir süre için işe alınıyor. Özel okullarda bu genellikle 12 aylık sözleşmeler oluyor. Dershanelerde ise, yasal olmamasına rağmen 10 aylık sözleşmeler bile dayatılıyor. 

Bu durum pek çok hak gaspını beraberinde getiriyor. 10 aylık sözleşme zaten doğrudan kıdem tazminatı hakkını gaspediyor. Yıllarca çalışan bir kurs öğretmeni, 1 kuruş bile tazminat biriktiremediği gibi, her yıl iki ay ücret almadan yaşamaya mahkum ediliyor. Diğer taraftan, 12 aylık sözleşme imzalayanın da bir güvencesi yok. Sözleşme süresi dolduğunda “sözleşmenizi yenilemeyeceğiz” sözü, hatta hiçbir şey söylenmemesi, işsiz kalması için yeterli oluyor. Bu nedenle özel sektör eğitimcileri için iş güvencesinden söz etmek mümkün değildir. Tersine bu alanda sürekli bir işsizlik korkusunun pençesinde yaşamakla karşı karşıyadırlar. 

Bu tablo, patronun yükümlülüklerini en aza indiren, bu yanıyla da sadece ve sadece sermayenin çıkarlarını gözeten bir durum. Öğretmenler ise, bir yanıyla ülke barajını aşmanın neredeyse imkansız olduğu, bu nedenle TİS hakkının gaspedildiği koşullara; diğer yandan imzaladıkları bireysel sözleşmelerin de “belirli süreli” olması nedeniyle tam anlamıyla “güvencesiz çalışmaya mahkum ediliyorlar.  

İşte bu koşullarda “takım sözleşmesi daha büyük önem kazanıyor.

 

TİS yoksa “takım sözleşmesi” var

Takım sözleşmesi toplu iş sözleşmesi değildir. Daha çok belirli süreli iş sözleşmelerinin -mevsimlik işlerin- olduğu alanlarda uygulanır. Sendikal hakların gasp edildiği alanlarda işçilerin-emekçilerin bir araya gelerek patronun karşısına örgütlü bir güç olarak çıkmasına olanak tanır. Aynı işe bağlı işçilerin yarısından fazlasının örgütlenmesiyle imzalanma imkanı bulur. 

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası gibi mevcut şartlardan dolayı baraj altı olan sendikalar, toplu iş sözleşmesi imzalayamıyor; ancak örgütlendikleri kurumlarda takım sözleşmesi-protokol imzalama hakkına sahipler.

Öğretmen Sendikası ilk ve şu ana kadar tek takım sözleşmesini 2023 yılında Kadıköy’de bir anaokulunda imzaladı. Bir vakfa bağlı anaokuluydu. Kurumda çalışan öğretmenlerin hepsi sendikalı oldu. Çalışma şartlarının düzeltilmesi için vakıf sorumlularıyla önce kendileri görüştüler. Ancak bu görüşmelerden bir sonuç alamadılar ve vakıf yönetimine sendikalı olduklarını, sürece sendika ile devam edeceklerini bildirdiler. Vakıf ilk aşamada bunu kabul etmedi, ama öğretmenler kararlıydı ve süreç boyunca aralarından hiç fire vermediler. Vakfın öğretmenleri sıkıştırdığı bir noktada anaokulundaki velileri aradılar; çalışma koşullarını ve taleplerini anlattılar, “Taleplerimiz karşılanana kadar derse girmiyoruz, gelip çocuklarınızı alabilirsiniz” dediler. Vakıf bu noktada sendika ile masaya oturmak zorunda kaldı ve öğretmenler ücretlerine yüzde 75 zam, ek olarak yan haklarını aldılar. Ancak aynı okulda bu protokolün devamı gelmedi, sadece imzalandığı dönem için geçerli oldu.

Öğretmen Sendikası ikinci takım sözleşmesi deneyimini 2024 yılında Dudullu’da bir rehabilitasyon merkezinde yaşadı. Rehabilitasyon merkezleri ödeneklerini devletten alıyor ve öğretmenlerin maaşları asgari ücret düzeylerinde oluyor. Özel çocuklarla yoğun ders saatleri, tatil olmayışı ve ücretlerin düşüklüğünden dolayı eğitim emekçileri rehabilitasyon merkezlerini bir ara durak gibi değerlendiriyor. Buralarda çalışmaya başlayan öğretmen, bu yaşanamaz şartları geçici olarak bakıyor. Ya kamuya atanmaya çalışıyor ya da alan dışında başka bir iş bulup öğretmenliği bırakıyor. 

Bu şartlar altında çalışmak istemeyen ve alandan da ayrılmaya niyeti olmayan birkaç öğretmen, 2024 yılında sendika ile iletişim kurdu. Öğretmenlerle toplantılar yapıldı ve hızla sendikaya üyelik işlemleri gerçekleşti. Öğretmenler bir araya gelerek taleplerini belirten metni yazmaya başladılar. Kısa zamanda iyi bir sendikalı oranına ulaşıldı. Ancak patron örgütlenmeyi fark etti ve kurumdan bir öğretmene“bu işten vazgeç, arkadaşlarını da ikna et; senin maaşına zam yapayım” teklifinde bulundu. 

Rehabilitasyon merkezlerinin kendine özgün koşulları var. Emekçiler açısından patron kavramının silikleştiği işyerleri oluyor. Patron tarafından “biz bir aileyiz” propagandası çok yoğun yapılıyor. Bu koşulların yanıltıcı etkisine kapılan bir öğretmen, teklifi kabul etmiş. Ve bir öğretmenin iş arkadaşlarına yaptığı ihanetle, öğretmenlerin kendilerine olan inancı yıkıldı. Bir süreç, henüz patronla karşı karşıya gelmeden son buldu.

2026 yılının başında bu defa Beyoğlu Belediyesi’ne bağlı Akademi Beyoğlu Kurs Merkezi’nde bir sözleşme deneyimi yaşandı.

Akademi Beyoğlu Kurs Merkezi’nde öğretmenler, 2026 ocak ayına kadar taşeron olarak çalıştırılıyordu. İBB operasyonlarında bağlı oldukları taşeronun müdürü tutuklanınca, belediye şirketi bünyesine geçirilmek istendi. Öğretmenler taşeron bünyesinde 2024 yılından beri zam almadan çalışıyordu. Bir kısmı tam zamanlıydı, bir kısmı ders saat ücretli çalışıyordu. Ocak ayının başında taşeron şirket çekildi ve öğretmenlere “Belediye şirketine geçişiniz daha hızlı olur” denilerek istifa imzalatıldı.

Beyoğlu Belediyesi istifanın ardından yazılı bir sözleşme sunmadan öğretmenlerle sözel olarak anlaşmak istedi. Sözel olarak dayatılan şirket şartları ise taşerondan bile geriydi. 2026 yılı için yüzde 10’luk bir zam söylendi öğretmenlere. Tam zamanlı çalışma kaldırıldı, bütün öğretmenler ders saat ücretli çalışmaya zorlandı. Yol, yemek ücretleri, tatil hakları sözkonusu bile olmadı. Öğretmenler sözel olarak dayatılan bu sözleşmeyi kabul etmedi; 2 gün iş bırakma eylemi yaptılar ve öğrencilere, velilere neden iş bıraktıklarını açıkladılar.

İş bırakma eyleminin ardından Beyoğlu Belediyesi tadilat bahanesiyle kursu kapattı. Öğretmenler yine de iş yerlerine gittiler, öğrencileri, velileri desteğe çağırdılar.

34 kurs öğretmeni aralarından bir temsilci belirleyerek Öğretmenler Sendikası ile iletişim kurdu ve sözleşmeleri bireysel olarak imzalamak istemediklerini, masaya sendikaları ile birlikte oturmak istediklerini ifade ettiler.

Sözleşme görüşmesi 5 Ocak Pazartesi günü 12:00’de olacaktı. Sendika temsilcileri ile öğretmenler sabah 10:00’da buluşup sözleşme görüşmesine beraber girme kararı aldılar. Ancak Beyoğlu Belediyesi yetkilileri öğretmenlere 4 Ocak gecesi “Pazartesi en geç 09:00’a kadar kurumda olmaları gerektiği, aksi takdirde sözleşmelerinin yenilenmeyeceği” yönünde bir mesaj atmış. Bu durumdan geç haberdar olan sendika temsilcileri, kuruma gittiklerinde toplantının olduğu odaya girdiler; öncesinde öğretmenlerle konuşma fırsatını kaçırmış oldular.

Yapılan toplantı bir sözleşme görüşmesi değildi. Belediye adına orada bulunan yetkili şahıs, temsilci seçilen öğretmeni ve sendikayı hedef göstererek tehdit ediyordu. Öğretmenlere sunulan resmi bir sözleşme hala ortada yoktu. “Daha önce sözel olarak dayatılan şartların geçerli olduğu, beğenmeyenin çalışmak zorunda olmadığı, zaten belediyenin bu süreçte göze batan arkadaşlarla çalışmak istemediği” söyleniyordu. Sendika temsilcilerine ise “siz yetkili sendika değilsin, sizinle görüşeceğim bir şey yok, sizi buraya çağıran kişiyle de anlaşmayacağız zaten” diyordu.

Sözleşme görüşmesi olarak planlanan görüşme, tartışmaya dönüştü. Sendika temsilcileri güvenlik çağırılarak odadan çıkartıldı. Sendika temsilcileri odadan çıkartılınca, öğretmenler de onları izledi. Şartları kabul eden iki öğretmen kaldı odada sadece.

32 öğretmen ve sendika temsilcileri, hemen orada bir toplantı yaptılar ve mücadele kararı aldılar. Öğrenciler ve veliler kurum önüne çağırıldı ve yaşananlar aktarıldı. Öğrenciler “öğretmenleriyle devam etmek istediklerini, her koşulda öğretmenlerinin arkalarında olduklarını” ifade ettiler. Veliler ise örgütlenip tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı’na mektup yazmaya karar verdiler. Öğretmenler, veliler, öğrenciler, sendika temsilcileri olarak kurumun önünde bir açıklama yapıldı. Kitle yaklaşık 2 saat orada kaldı.

Kurum önünde bekleyiş devam ederken, öğretmenlere bağlı bulundukları birimin müdürünün kendileriyle görüşmek istediğine dair bir haber geldi. Ancak bu görüşme gerçekleşmedi. Daha sonra öğrenildiğine göre müdür zaten yurtdışındaydı. Öğretmenlerin mücadele azmi bu şekilde kırılmaya çalışıldı.

Aynı günün akşamında öğretmenlere bir haber daha geldi. 2026 yılı için zam yüzde 10’dan yüzde 12’ye çıkartılmıştı. Tam zamanlı çalışma hala yoktu, ancak ders saati azaltılıyor, haftalık ücret aynı kalıyordu. Daha önce haftada 4 gün çalışıp aldıkları ücreti şimdi 3 gün çalışıp alacaklardı.

Görüşme sırasında odadan çıkan 32 öğretmenin 30’u bunu kabul etti. Bu direnişe önderlik eden 2 öğretmeni ise belediye hedefe çakmıştı, onlarla anlaşma yapılmadı. Takım sözleşmesi için verilen mücadele, sözleşme imzalanamadan bu şekilde son buldu. Sendika öğretmenlerle daha erken iletişim kurabilse ve örgütlü bir hat çizebilse bir protokol aşamasına gelinebilirdi.

Takım sözleşmesi için örgütlenme faaliyetinin yürütüldüğü başka okullar da var. Bir anaokulunda yapılan çalışmada, kurumda çalışan öğretmenlerin hepsi sendikalı oldu ve örgütlü bir şekilde hareket etme konusunda kararlı davranıyorlar. Taleplerini belki sendikasız da kazanabilirler, ancak sendikalarıyla birlikte bir protokol imzalamak ve örnek olmak istiyorlar.

Bir başka çalışma, bir özel okulda yürütülüyor. Sendika temsilcileri öğretmenlerle takım sözleşmesi üzerine toplantı yaptı. Toplantı öncesinde 9 olan üye sayısı, toplantı sonrası 20 oldu. Okuldaki toplam öğretmen sayısının yarısı bile değil bu; ancak çalışma sürüyor. Özel okullarda branş öğretmenleri sınıf öğretmenlerine göre daha kolay işten çıkartılabiliyor. Sınıf öğretmenleri, veli baskısı yüzünden çok sık değiştirilemiyor. Okuldaki öğretmenleri örgütleme işini sınıf öğretmenlerinin üstlenmesi, çalışmayı daha avantajlı kıldı.  

Özel okullarda ücretler çok değişken; bazı okullarda ücretler yüksek, bazılarında ise düşük. Rehabilitasyonlar ise, tartışmasız biçimde ücretlerin en kötü olduğu alan. Rehabilitasyon merkezlerinde ücretler genellikle asgari ücret yada asgari ücretin biraz üzerinde oluyor. Devlet, 2026 yılında rehabilitasyon merkezi ödenekleri için yüzde 27 zam açıkladı. Üstelik çoğu patron “kurum belki de kapanacak” diyerek, devletin açıkladığı yüzde 27 zammın bir kısmını gaspediyor. Zaten dayanılmaz olan şartlar, öğretmenlerin İstanbul şartlarında hayatta kalmasını bile zorlaştırıyor. Bu tablo, rehabilitasyon merkezlerinde çalışan eğitim emekçileri ile buluşma zeminimizi güçlendirdi. 

Bir rehabilitasyon merkezi öğretmenleriyle yaptığımız toplantıya, kurumda çalışan 20 öğretmenden 8’i katıldı. Takım sözleşmesinin ne olduğunu ve patronla bireysel zam görüşmesi yapmak dışında bir seçenek olduğunu bilmiyorlardı. Toplantıya katılan arkadaşların bir kısmı sendikayı ve çalışmalarını da bilmiyordu. Öğretmenler bilgilendirildi ve henüz sendikalı olmayan öğretmenlerin bir kısmı üye oldu. Toplantıya katılamayan arkadaşlarıyla takım sözleşmesi üzerine konuşacaklarını, sendika ile bu konuda iletişimi sürdüreceklerini söyleyerek ayrıldılar.  

* * *

Özel sektör eğitim alanında bir kurumda takım sözleşmesi imzalamak kolay bir şey değil. Zincir okullarda örgütlenmek, bütün öğretmenlere ulaşmak daha kapsamlı bir faaliyet gerektiriyor. Küçük okullarda ise patronun, tek tek öğretmenleri kandırma, satın alma olanakları daha fazla. Keza belirli süreli sözleşme de büyük bir handikap; çünkü özel sektör eğitim alanında, tüm planlar bir yıllık yapılıyor. Aylar boyunca yürütülen çalışma, Haziran ayı gelip mücadeleci-sendikalı öğretmenlerin sözleşmesi yenilenmediğinde sıfırlanabiliyor. 

Bunlar zorluklarımız. Diğer tarafta ise alandaki ağır çalışma koşulları, düşük ücretler, mobing, öğretmenin kimi zaman 24 saatini ve hafta sonunu da gaspeden bir çalışma temposu gibi büyük sorunları var. 

Hepsinden önemlisi, öğretmenler kolektif yaşadıkları sorunlara, bireysel çözüm bulamayacaklarını gördüklerinde, bunu anlatabildiğimizde, örgütlenmeleri, sendikalaşmaları çok daha kolay hale gelecektir. Örgütlü hareket etmenin ilk büyük kazanımı, takım sözleşmesi imzalayarak çalışma koşullarını ve ücretleri düzeltmek olacaktır. Her bir üyeye, henüz üye olmamış her bir özel sektör eğitim emekçisine sendikayı ve sendikal mücadelenin kendi yaşamına katacaklarını anlatmak gerekiyor. 

Öğretmen Sendikası olarak 4 temel talebimiz var: Taban maaş verilmesi, eğitim işkolunun ayrılması, belirsiz süreli sözleşme imzalanması ve sosyal haklardan faydalanmak… Bunlar sendikamızın kuruluş ve mücadele talepleri. Takım sözleşmesi imzalamada atılacak her bir adım, sendikayı güçlendirecek, diğer talepleri kazanmayı da kolaylaştıracaktır. 

Bir eğitim emekçisi

Bunlara da bakabilirsiniz

Sendikalı işçi sayısı düşüyor: ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2026 Ocak ayında çalışan işçi sayısını ve sendikalı işçi oranlarını …

Hapishanelerde hak gaspları sürüyor

Hapishaneler siyasi tutsaklarla doldurulmaya devam ediyor. Son olarak Rojava ile dayanışma eylemlerinden kaynaklı onlarca kişi …

CHP’li belediyeleri yargılama garabeti

Aralarında 7 CHP’li belediye başkanının olduğu 34’ü tutuklu toplam 200 kişinin yargılanması, 27 Ocak 2026 …