
Birkaç aydır Venezüella’da çalışmaktayız. Buradaki gözlemlerimizi PDD okurlarıyla paylaşmak istiyoruz. Genel kanının aksine, bir ülkeye yapılan birkaç aylık bir ziyaret, söz konusu ülkeyi anlamak için yeterli değildir. Bir ülkenin sınıf mücadeleleri tarihi, ekonomisi, kültürü derinlemesine bilinmeden o ülkeyi anlamak, o ülkeye ilişkin doğru saptamalarda bulunmak mümkün olmadığı için burada yapacağımız değerlendirme ister istemez sınırlı kalacaktır.
Havaalanından çıktığımız andan itibaren ülkedeki yoksulluk ve geri kalmışlık hemen göze çarpıyor. Zaten istatistiki rakamlar da bu izlenimimizi doğruluyor. 316 milyar dolar GSYİH’yle dünyanın 35. büyük ekonomisine sahip olan Venezüella (Türkiye 778 milyar dolarla 18. sırada bulunmaktadır), 13 yıllık Chavez hükümetine rağmen büyük ölçüde dışa bağımlı bir ekonomik yapıya sahiptir. Bu bağımlılık en açık biçimde ülke ekonomisinin büyük ölçüde tek bir ürüne dayalı olmasıdır. Petrol, bu ülkenin ihracatının %90’ını, hükümet gelirlerinin %50’sini ve GSYİH’nın %30’unu oluşturmaktadır. (The Columbia Electronic Encyclopedia, 6. bs. 2007). Venezüella gıda, tekstil ürünleri, elektronik eşyalar ve makinelerin büyük kısmını ithal etmektedir.
2012 yılı itibariyle Venezüella toplam 296,5 milyar varille Suudi Arabistan’ı geçerek dünyada en büyük ham petrol rezervine sahip ülke konumuna gelmiştir (BP’nin “Statistical Review of World Energy” raporundan). Bu rezervlere sahip bir ülkede Chavez hükümetinin, petrolü ciddi direnişlere rağmen devletleştirmesi, petrolden elde edilen gelirle emekçi halkın en temel ihtiyaçlarına yönelik yatırımlar yapması ve farklı sanayi dallarını geliştirerek ekonomisini dışarıya bağımlı olmaktan çıkarmaya çalışması Venezüella’yı başta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalist ülkelerin açık-gizli saldırılarına hedef durumuna getirmektedir.
“Halkçı” yönetim,
kitle refahını yükseltiyor
Chavez hükümeti devletleştirdiği petrol sanayisinden elde ettiği geliri kullanarak özellikle eğitim alanında kendinden önceki dönemde görülmemiş bir ilerleme kaydetti. Şu anda Venezüella’da okuma yazma bilmeyen kişi kalmadı. Sokakta kitap okuyan insanların çokluğu dikkat çekiyor. Hemen her mahallede bir okul, akademi, enstitü bulunuyor. Eğitim devlet okullarında tamamen ücretsiz, sayıca Türkiye’yle karşılaştırılamayacak kadar az olsa da ülkede özel okullar da varlığını sürdürüyor. Venezüella’da cezaevleri içine kurulan üniversiteler sayesinde şu anda ülkede iki binden fazla mahkûm üniversite eğitimi alıyor. Venezüella, üniversite düzeyinde eğitim alan öğrenci oranına göre dünyada beşinci sırada (ilk sırada Küba var) yer alıyor.
Sağlık alanında da, bu ülkenin tarihinde görülmemiş gelişmeler kaydedildi. Sağlığa yapılan yatırım 1998 yılından bu yana otuz kat arttı. Bu rakam, tüm dünyadaki aksi yönde eğilimi göz önüne alınca daha çarpıcı bir hal alıyor. GSYİH’nın yüzde 7,6’sı sağlığa ayrılıyor. Halkın yüzde 89’u kendi mahallelerinde yaşayan doktorlardan ücretsiz tedavi görüyor.
Yoksul kitlelerin en temel ihtiyaçlarının karşılanması için petrol geliriyle sübvanse edilerek, gıda ürünleri başta olmak üzere pek çok temel ihtiyaç maddesi piyasa fiyatının çok altında, devlet tarafından kurulan ve işletilen marketlerde satılıyor. Bu marketlerden 15 milyon kişi yararlanıyor. 2012 yılında devletin kasasından 1.6 milyar dolar harcanarak temel ürünlerde %80’e varan indirimlere gidildi.
2011 yılının Nisan ayında Chavez hükümeti ülkedeki konut sorununu çözmek için Büyük Konut Misyonu’nu (Gran Mision Vivienda) başlattı. 2011 yılında 145 bin konut inşa edip bunu ücretsiz olarak ya da sembolik fiyatlarla halkın konuta ihtiyaç duyan kesimlerine dağıttı. Hükümet 2012’de 200 bin, izleyen yıllarda üçyüzer bin konut yapmayı, böylece yedi yılda 2.7 milyonluk konut açığını tamamen kaldırmayı hedefliyor.
Hükümetin kadınlara yönelik politikaları oldukça ileri yönler barındırıyor. Son iş yasasında kadınlara önemli haklar tanındı. Hamilelik izni altı buçuk aya çıkarıldı. Çocuk sahibi olan anne ve babaların iki yıl işten çıkarılması yasaklandı. Kadınların iş gücüne katılma oranı oldukça yüksek. 5 milyon kadın, toplam istihdamın yüzde 39’unu oluşturuyor. Anne olan çalışanların günde iki kez yarımşar saat emzirme izni var ve her iş yerinde emzirme odası da olan bir kreş bulunmak zorunda. Kadınlara yönelik şiddet ağır bir biçimde cezalandırılıyor. Bir kadın eşinden şiddet gördüğünü belirttiği takdirde, herhangi bir kanıta gerek duyulmadan şiddet uygulayan erkeğe hapis cezası veriliyor.
1 Mayıs 2012’de yürürlüğe giren yeni iş yasasına göre taşeronlaşma ve güvencesiz çalışma yasaklandı. Patronlar keyfi işten çıkarmalarda kıdem tazminatının iki katı ceza ödemek zorunda bırakıldı. Her çalışan için haftada iki gün dinlenme garanti altına alındı. Haftalık iş saati 44’ten 40’a düşürüldü. Asgari ücret yüzde 32 oranında artırıldı. Böylece Venezüellalı işçiler Latin Amerika’daki en yüksek asgari ücreti almış olacaklar.
İş yasası yürürlüğe girmeden önce bu yasanın ayrıntıları devlet televizyonunda tekrar tekrar anlatıldı, açıklandı. Yeni yasa sokakta seyyar satıcılar tarafından, 5 liraya denk gelen bir fiyata satılıyor. Venezüella’da bütün yasaları sokak satıcılarından bulmak mümkün. İşçiler yeni iş yasasını duyup öğrendikten sonra iş yerlerindeki en ufak bir hak ihlalinde dahi derhal örgütlenip eylemler yapmaya başladılar.
Chavez hükümeti 2007 yılında yapılan referandumda günlük çalışma saatlerini altıya düşürmeyi hedeflemişti. Ama burjuvazi elindeki tüm aygıtları kullanarak yaptığı “eviniz-eşiniz ortak olacak” türünden en bayağı anti-komünist propaganda sayesinde bunu engelledi ve Chavez referandumu kaybetti. Hükümet bu anti-komünist propagandaya karşı orta-sınıfların kaygılarını gidermeye çalışmakla yetindi. 2013 yılında (yasalara göre referandumun reddedilmesinden altı yıl sonra) -seçimi kazandıktan sonra- Chavez yeniden bu konuyu gündeme getirebilecek.
7 Ekim 2012 tarihinde gerçekleştirilecek Başkanlık seçimlerinde Chavez’in partisi PSUV’un (Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin) açık arayla zafere ulaşacağı sadece hükümetin değil, özel kuruluşların yaptığı anketlerde de ortaya çıkıyor. Katıldığımız mitinglerde emekçi halkın Chavez’e nasıl coşkuyla bağlı olduğuna şahit olduk. Ayrıca, ABD emperyalizmi ve işbirlikçi yerel burjuvazi tarafından finanse edilen ve desteklenen muhalefet partisi lideri Capriles Radonski’nin son derece silik, güven vermeyen, halktan kopuk kişiliği Chavez’in renkli ve coşkulu kişiliği karşısında çok zayıf kalıyor. Radonski’yi zengin ve Avrupa kökenli beyaz kesimler desteklerken; Chavez yoksul, Afrika kökenli siyah, yerli ve melez halkın desteğini almış durumda.
Seçimlerden sonra, Chavez’in reformlarını daha fazla derinleştireceğine dair işaretler var.
Tüm bunların dünyanın pek çok ülkesinde işçi sınıfı ve diğer emekçi kesimlerin yüz yıllık mücadeleyle elde ettikleri kazanımlara yönelik saldırıların gerçekleştiği bir dönemde, genel eğilime karşıt uygulamalar olduğuna hiç şüphe yok. Doğal olarak bütün bunlar, sadece bir kişinin yukarıdan talimatlarıyla gerçekleşmiyor. İşçi sınıfı son derece örgütlü. Büyük işletmelerde sendikaların temsilcileri, üretim yapıldığı sırada silahlı olarak işletmenin içerisinde bulunuyor; uygulamada en ufak bir aksama, işçi haklarının gaspına dönük bir girişim gördükleri zaman derhal uyarılarda bulunuyorlar. Bir işçiye yapılan haksızlığa, işletmede bulunan diğer işçilerin ortak tepkisiyle karşı çıkılıyor.
Gündelik hayatta da kitlelerin bilinçli ve mücadeleci tavırları hissediliyor. Latinlere özgü sıcakkanlılık ve samimiyetleriyle bir seyyar satıcı, bir şoför, bir garson ya da emekçi halktan herhangi bir kişiyle, bir anda kendinizi politikadan konuşuyor buluyorsunuz. Tepeden bakan tavırlara, kötü muameleye, aşağılanmaya kimsenin en ufak bir tahammülü yok.
Sosyalizm değil, reformizm
Bununla birlikte tüm bu olumlu gelişmelerin coşkusuna kapılıp her şeyi tozpembe görmek, bu ülkeyi bilimsel sosyalizmin ışığında değerlendirmeyi bir kenara bırakmak çok büyük bir yanlış olurdu.
Venezüella’da resmi rakamlara göre 2011 yılında 19.335 kişi cinayetlere kurban gitti. Ölenlerin % 80’i yoksul mahallelerde oturan gençlerden oluşuyor. Venezüella’nın yoksul mahallelerinde çete savaşları çok yaygın. Çalışmadan tüketme kültürü öylesine güçlü ki, bu gençlerin pek çoğu Chavez hükümetinin yarattığı istihdam olanaklarından yararlanmak yerine silahlı çetelere katılmayı tercih ediyor.
Yoksullar için devlet desteği, kimi zaman “sadaka kültürü”ne dönüşebiliyor. Mesela Chavez, Çin’den çok düşük fiyata aldığı 4 milyon buzdolabını yoksul mahallelere bedava dağıtıyor. Doğrusu herkesi üretime katmak ve üretim sayesinde ortaya çıkan refah nedeniyle yaşam standartlarının yükseltilmesi iken, kitle “bedava”ya, “çalışmadan elde etme”‘ye alıştırılıyor. Bu da “proleter ahlak”ta bir bozulma yaratıyor.
Tüketim kültürü gençlik içinde ahlaki yozlaşmanın da artmasına yol açmış. Uyuşturucu ve alkol kullanımı oldukça yaygın. Hükümetin tüm çabalarına rağmen kültürel yozlaşmanın önüne geçilemiyor. Gençlik içinde müziğiyle, kıyafetiyle, davranışlarıyla Amerikan hayat tarzına özenenlerin sayısı oldukça fazla.
2012 yılının Mayıs ayı rakamlarına göre nüfusun %7.9’u işsiz.
Kapitalist ülkelere özgü bu hastalıkların 13 yıllık Chavez iktidarına rağmen devam etmesine çok şaşırmamalı. Bu ülkede proletarya ve partisinin öncülük ettiği bir devrim gerçekleşmedi. Burjuvazi mülksüzleştirilmedi, pek çok özel banka varlığını sürdürüyor. Burjuvazinin bir kesimi büyük kârlar elde ediyor. Topraklarına el konmayan toprak ağaları bulunuyor. Eski devlet aygıtı parçalanmadı. Bu durum toplumu sosyalizme götürecek olan radikal önlemlerin alınmamasına, sürecin bir noktada tıkanmasına yol açıyor. Deyim yerindeyse kapıdan kovulan burjuvazi bacadan giriyor. Rüşvetçilik tüm düzeylerde son derece yaygın. Örneğin, bir çimento fabrikası sahibi bir burjuva, Konut Bakanlığı’ndan bir yetkiliye kendi ürünlerinin devlet tarafından satın alınması karşılığında belli bir pay verebiliyor. Bu durum farklı biçimlerde, devletin içerisinde bulunduğu tüm sektörler için geçerli.
Bu durum özellikle devlet adına malzeme satın almakla görevli bazı devlet yetkililerinin, üretime dönük yatırımların yapılmasını engelleme yönünde ağırlıklarını koymalarını beraberinde getiriyor. Devletin elinde bulunan üretim araçları merkezi bir planlamaya tâbi olmaksızın verimsiz bir biçimde kullanılıyor. Petrol üretimindeki düşüşler, başkent Karakas dışındaki her kentte belli saatlerde yaşanan elektrik kesintileri, bakımsızlık nedeniyle patlayan petrol boruları ve ardından yaşanan çevre felaketleri sürekli görülen olgulardır.
Eski devlet aygıtı işçi sınıfının devrimci enerjisini boğuyor. Devlet kurumlarında çalışanların çoğunluğunu devrimci enerjiyle dolu insanlar değil, bulundukları konumu kullanarak belli kazançlar sağlamayı düşünen kişiler oluşturuyor. Öyle ki Chavez’in hemen altında bulunan ve önemli bakanlıkları işgal etmiş kişiler tarafından oluşturulmuş çıkar grupları bulunmaktadır. Konuşmalarında sosyalist geçinen bu kişiler arasında Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro ve Başkan Yardımcısı Elias Jaua’nın ittifakından oluşan grup, Meclis Başkanı Diosdado Cabello ve yanına çektiği yüksek komuta mevkiinde bulunan askerler, Petrol Bakanı Rafael Ramirez’in ve Chavez’in akrabalarından oluşan gruplar arasında bir rant kavgasının, iktidar çekişmesinin bulunduğu pek çok Venezüellalı için bir sır değildir, hatta bu durum uluslararası burjuva basınına da yansımaktadır.
Proletaryanın çıkarlarını temsil eden, proletarya diktatörlüğünü hedeflemiş ve bu yönde çalışan herhangi bir parti bulunmamaktadır. Chavez’i destekleyen ve Yurtsever Cephe (Polo Patriotico) içerisinde bulunan Venezüella Komünist Partisi’nin (PCV) de dahil olduğu partiler çok zayıf kalmaktadır ve halkın büyük çoğunluğu tarafından isimleri bile bilinmemektedir. Katıldığımız bir mitingde, Chavez seçim ittifakı içinde bulunduğu onlarca sol, sosyalist, komünist partinin ismini saydı ama bu grupların hepsi dar çevreler olarak kalmaktadır. Sokaklarda bu grupların afişlerine, bildirilerine, yayınlarına rastlamak neredeyse imkansızdır.
Kitapçılarda, sahaflarda, kütüphanelerde Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in eserlerini bulmak hemen hemen imkansızken, Troçkist literatüre ait her türlü yayın kolayca bulunabilmektedir.
Ülkedeki siyasi özgürlük ortamı Marksist-Leninistler tarafından değil, sosyal forumcular, geleneksel revizyonistler, çeşitli “sosyalist” maskeli sosyal demokratlar, troçkistler tarafından kullanılmaktadır. Bu gruplar Venezüella’yı (“XXI. Yüzyıl Sosyalizmi” gibi) bilimsel sosyalizme uzak teorilerin yayıldığı bir üsse dönüştürmüşlerdir ve zararlı düşüncelerini buradan önce Latin Amerika’ya, sonra tüm dünyaya ithal etmektedirler.
Bir PDD Okuru
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir