Emperyalizm halklara, patronlar işçilere saldırıyor! ZAFER DİRENENLERİN OLACAK!

Emperyalist savaş giderek şiddetleniyor. ABD’nin savaş gemileri şimdi İran’ı tehdit ediyor.

İran, ABD’nin uzun yıllar hedefindeki ülkeydi. 1979’da gerçekleşen İran Devrimi, ABD’nin Ortadoğu’da İsrail’den sonraki en büyük dayanağını elinden almış, ona büyük bir darbe indirmişti. Bu nedenle Şah rejimi yıkıldığından bu yana İran’ı “düşman ülke” kategorisine aldı.

O yıllarda ABD’nin bölgedeki “üçlü sacayağı” İsrail-İran-Türkiye üzerine kurulmuştu. İran’dan sonra, Türkiye’yi de kaybetme korkusuyla 12 Eylül 1980’de askeri faşist darbeyi tezgahladı. Çünkü Türkiye’de sınıf mücadelesi ve halk hareketi en yüksek dönemini yaşıyordu. Faşist cunta aracılığıyla komünist ve devrimcileri katletti, işçi ve emekçilerin haklarını gaspetti, dinci-gericiliğin önünü açtı.

Fakat Ortadoğu’daki dengelerden dolayı İran’a saldırmaya cesaret edemedi. Ambargolarla, iç kışkırtmalarla onu zayıf düşürmeye çalıştı. Ezilen uluslara, kadınlara, muhalif kesimlere baskı ve şiddet uygulayan gerici İran rejimi, halktan tepki alıyordu zaten. Fakat İran halkında anti-Amerikancılık ve anti-siyonizm o kadar güçlüydü ki, kitlesel ayaklanmaları bile “ABD-İsrail kışkırtması” diyerek bastırabiliyordu.

Diğer yandan İran, Rusya ve Çin ile yakın ilişkiler kurarak ekonomik ve askeri yönden güçlendi, nükleer enerji üretimine geçti. Ve bölgesel bir güç haline geldi. Öyle ki, Lübnan, Irak, Filistin, Yemen gibi ülkelerde kendine bağlı örgütler kurdu, silahlı birlikler oluşturdu. ABD’nin Irak ve Suriye işgallerine karşı bu ülkelerdeki direnişe destek verdi.

ABD için İran, Ortadoğu’daki hakimiyetinin önündeki en büyük engel, bir “çıbanbaşı”ydı. Son bir yıldır İsrail üzerinden, İran’ı güçsüz düşüren hamleler yaptı. Hizbullah ve Hamas’a darbeler indirdi. İran Cumhurbaşkanı’na suikast, Hamas liderinin İran’da iken öldürülmesi ve İran’ı içten çökertme girişimlerini arttırdı. Bununla da yetinmedi, önce İsrail’den atılan füzelerle sonra doğrudan ABD füzeleriyle İran’ı vurmaya başladı. Fakat İran bu saldırılara karşılık verdi.

Şimdi ABD, İran’ı yeniden kuşatmaya alıyor. Bir yandan İran rejiminden hoşnutsuz kitlelere “resmi daireleri ele geçirin” çağrıları yapıyor ve “yardıma geleceğini” duyuruyor. Bir yandan da savaş gemilerini İran’ın burnunun dibine sokuyor.

* * *

Olası bir İran savaşı, bugüne dek Ortadoğu’da süren savaşların en büyüğü, dolayısıyla en şiddetlisi olacaktır. Çin ve Rusya’nın dahil olduğu koşullarda “devlerin savaşı” halini alacaktır. Bunun için ABD, rejimi güçsüz düşürerek geriletmeyi tercih ediyor.

ABD’nin asıl hedefi ise, Amerika kıtasına tam hakimiyet kurmak. Trump göreve gelir gelmez “arka bahçesi” gördüğü Latin Amerika’ya, Kanada ve Grönland’a tehditler savurmuştu zaten. Geçen ay Venezuela Başkanı Maduro’yu kaçırıp ABD’de yargılamaya başlaması, bunun ilk adımıydı. Grönland’ı işgal tehditleri ise, ABD-AB çelişkilerini arttırınca, parayla satın almaya dönüştü. Davos Zirvesi’ne de Trump’ın “istediğim küçük bir buz parçası” sözüyle, Grönland damga vurdu.

ABD, emperyalist savaşı dünyanın dört bir yanına yaymış durumda. Bunun da temelinde ABD hegemonyasının sarsılması yatıyor. Özellikle “petro-dolar” üzerine kurduğu sistemin çatırdaması en büyük kabusu oldu. Petrol dahil olmak üzere birçok ülke ikili ticareti artık dolar dışı paralarla yapmaya başladı. Doların rezerv para olma oranı düştü. Bu, ABD’nin milli gelirinin üç katına çıkmış olan borçlarını, para basarak ödeyemez hale gelmesi anlamına geliyor. Doların çöküşü, ABD’nin çöküşünü getiriyor.

Tam da böyle bir zamanda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin para birimi Yuan’ın küresel para birimi olması gerektiğini söyledi. Savaşın asıl olarak Çin ve ABD arasında yaşandığını bir kez daha teyit etti.

Ekonomik gücünü kaybeden ABD, askeri üstünlüğüne dayanarak tehditler savuruyor, savaşlar çıkarıyor. Suriye’de Esad rejimini yıkmış olmanın güveniyle İran’ı sıkıştırıyor, Irak’ı tehdit ediyor; Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerdeki işbirlikçilerini rahatlatmak için, Suriye’de “ittifak gücüm” dediği SGD’ye desteğini kesiyor. Ve bir kez daha emperyalizmden “müttefik” olamayacağını, ezilen halkların onlara dayanarak kurtulamayacağını gösteriyor.

Kürt halkı yine diğer halkların desteği ve dayanışması ile mücadelesini yükseltti. Kendisine dayatılan teslimiyet ve yokoluşu, kendi gücüyle ve dostlarının yardımıyla bertaraf etmeyi başardı. Fakat halen tehlike geçmiş değil. 2012 yılından itibaren Rojava’da elde edilen kazanımlar büyük oranda kaybediliyor. Suriye, adeta bir Afganistan’a çevrilmek isteniyor. Gerici HTŞ rejimi, başta kadınlar olmak üzere tüm halkın demokratik haklarını yokediyor.

* * *

Emperyalizm halklara vahşice saldırırken, patronlar da işçi ve emekçiler üzerindeki sömürüyü dizginsiz ve pervasız hale getirdiler. Temel ihtiyaç maddelerinin her yıl ikiye-üçe katlandığı koşullarda, işçilere yüzde 20 civarında zam teklif ediyorlar. İşçiler buna isyan edip direnişe geçince de, polisi-jandarmayı üzerlerine salıyorlar.

Metal işçilerinden sonra Migros Depo işçileri de düşük ücretlere karşı direnişe geçti. “Biz bir aileyiz” diyen patron Özilhan’ın evinin önüne giden işçiler, yine polis saldırısına uğradılar, gözaltına alındılar. Patronların “aynı gemideyiz”, “aileyiz” sözlerinin ne kadar büyük bir yalan olduğunu gözler önüne serdiler.

TÜİK bile Ocak ayı enflasyonunu yüzde 4.5 olarak açıkladı. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına yapılan çok küçük artışlar da bir aylık enflasyonla yok oldu. Zaten enflasyon, gizli vergi ve soygun demek. İşçi ve emekçiler üzerinde sömürünün artması, daha fazla yük binmesi demek.

Buna karşın Maliye Bakanı Şimşek, yüksek enflasyonu havaların soğumasına bağlıyor. AKP’li milletvekilleri ise, asgari ücretin 20 katı olan maaşlarının, kendilerine yetmediğini söylüyor hiç sıkılmadan. Bir de emeklilere çeyrek simit dağıtıyorlar, dalga geçercesine ve aşağılayarak…

Bu pervasız saldırılara karşı işçi ve emekçiler, ezilen haklar direnişe geçiyorlar. Bırakalım refahı, hayatta kalabilmeleri bile, kendi gücüne dayanmalarına ve direnmelerine bağlı. Örgütlenmek ve mücadeleyi yükseltmek dışında bir seçenek yok!

Deneyimler de göstermiştir ki, direnenler her zaman kazanamasalar da, kazananlar hep direnenler olmuştur.

Bugün yine zafer, direnenlerin olacaktır!

Bunlara da bakabilirsiniz

16 Mart 1978- Beyazıt Katliamı

İstanbul Üniversitesi önünde, faşistlerin düzenlediği bombalı saldırıda 7 öğrenci yaşamını yitirdi. 16 Mart 1978’de yaşanan …

Halepçe Katliamı’nın 38. yılı

Saddam yönetimindeki Irak devleti, 16 Mart 1988’de Halepçe’de Kürt halkına dönük olarak bir katliam gerçekleştirdi. …

ABD Konsolosluğu önünde protesto

NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik (NESKB), 15 Mart günü İstanbul’da ABD Konsolosluğu önünde eylem …