
Adana’da TÜYAP Kitap Fuarı, bu yıl 10-18 Ocak tarihleri arasında gerçekleşti. Bu fuar, Adana’da 18 yıldır açılıyor ve bölge halkı için çok önemli bir sanat etkinliğini oluşturuyor. Çünkü Adana, kendini “edebiyat şehri” olarak tanımlıyor. Birçok ünlü yazar ve şair, bu “bereketli topraklar”dan, Çukurova’dan çıktı. Adana Fuarı’na da sadece Adanalılar değil, tüm bölge halkı katılıyor.
Ne var ki, Kitap Fuarı son yıllarda genel olarak eski özelliklerini kaybetti. Eskiden sol yayınları ağırlıklı iken, şimdilerde ders kitapları ya da dinci-ırkçı kitap ve dergi basan yayınevleriyle doldu. Sanat ve kültürün kaynağı olan “sol” damarın kesilmesi, fuarı giderek kuraklaştırdı.
Bu tablonun oluşmasında hem siyasi, hem ekonomik engeller bulunuyor. Stantların metrekaresi binlerce liraya çıkınca, devrimci-demokrat yayınevleri buralarda yer alamaz oldu. Diğer yandan fuarın “ücretsiz” olarak ayrılan bölümlerinden yer almak da fuar yönetiminin siyasal tercihlerinden dolayı imkansızlaştı. Örneğin Adana’da Ülkü Ocakları’na, AKP Gençlik Kolları’na “ücretsiz stant” verilirken, devrimci-demokrat kültür merkezlerine, sendikalara, başvuru yapmalarına rağmen verilmedi.
Sonuçta kitap fuarı, “sol” kesimin parmakla sayıldığı, dinci-gerici, faşist-ırkçı kesimlerin ise iyice yayıldığı bir alana dönüştü. Bunun yarattığı birçok sorunu da yaşamaya başladı.
En başta fuara katılan kitle ve talepleri farklılaştı. Fuar kitlesi, ağırlıklı olarak ilkokul-lise öğrencilerinden oluşuyor. Milli Eğitim Müdürlükleri’nin izniyle ilköğretim ve lise öğrencileri, öğretmenleri eşliğinde belli saatler arasında topluca gelip gidiyorlar. Bunların çoğu “yardımcı” kitaplara, soru bankalarına yönlendiriliyor. Böyle olunca, öykü, şiir, roman ya da araştırma-inceleme kitaplarının bulunduğu stantlara bakmadan geçiliyor. En fazla mistik veya esrarengiz konuları işleyen kitaplara yöneldikleri oluyor. Ya da adını duymadığımız “youtuber”lara ilgi gösteriyorlar. Onların imza günlerinde kuyruklar oluşuyor. Buna karşın gerçekten birikimli yazar ve şairlerin etkinlikleri az sayıda dinleyiciyle buluşuyor. Onların kitapları da daha az satılıyor. Bütün bunlar, eğitimin düzeyi ve içeriği hakkında da bilgi veriyor. Keza çocuk ve gençlerin nasıl yetiştirildiğini gösteriyor.
Fuarda faşist saldırı, polis ablukası
Stantların dinci-faşist kesimlerle dolması, asıl olarak fuarların bir siyasi şov ve kavga alanına dönüşmesinde görüldü. Adana’da bu yıl yaşananlar, bunun ayyuka çıktığının resmiydi.
Birçok siyasi parti yöneticisi, belediye başkanı, etrafında oluşan bir grupla birlikte stantları dolaşıyor. Özellikle faşist liderler ve kurumlar bunu bir gövde gösterisine dönüştürüyorlar. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ülkü Ocakları, 30-40 kişilik bir grup halinde stantların arasında dolaştı. Dahası, gruptakiler geçerken “süreç”le ilgili eleştirilerini ifade eden bir yazara hücum ettiler. Araya diğer yazarların girmesiyle olay büyümeden kapandı. Ertesi gün ise, dışarıdan getirilen bir grupla birlikte “Pankuş Yayınları”nın standına saldırdılar. Kapağında Öcalan ve Bahçeli’nin yeraldığı “TC Bize Devlet Kursun” başlıklı kitabı satamayacaklarını söylediler, yayınevi sorumlusunu yaraladılar. Ve ellerini-kollarını sallayarak fuardan ayrıldılar.
Bir gün sonra fuarın etrafı ve içi resmi-sivil polislerle dolmuştu. Oysa sorun “güvenlik zafiyeti” değildi. Saldırı sırasında polisler ve özel güvenlik elemanları oradaydılar. Fakat her zamanki gibi saldırganlara müdahale etmediler, sonrasında çekip gitmelerine izin verdiler.
Ertesi gün saldırıyı bahane ederek fuarı polis ablukasına aldılar. Bu durum, fuara gelenlerde de tedirginlik yarattı. Fuarın zaten kendi özel güvenlik elemanları bulunuyor. Daha ilk saldırıda müdahale edilseydi, belki ikincisi yaşanmayacaktı. Hatta grup halinde dolaşmalarına izin vermemeleri gerekiyordu.
Üzerinde asıl durulması gereken nokta, fuarda yer alan yayınevleri, yazarlar ve fuar kitlesinin bu saldırgan gruba gereken tepkiyi göstermemesidir. Elbette tepki duyan azımsanmayacak bir kesim vardı. Fakat o anda bir tavır ortaya konulamadı. Bunun temel nedeni, bu kesimlerin örgütsüzlüğüydü. Sonrasında saldırıya uğrayan yayınevini ziyaret edenler oldu. Keza birçok yayınevi ve gazeteci derneği, olayı kınayan açıklamalar yaptılar, güvenlik tedbirlerinin arttırılmasını istediler.
Fakat sorun “güvenlik tedbirleri” değildi, talep de tedbirlerin arttırılması olmamalıydı. Doğrudan fuarı organize eden TÜYAP yönetimine ve Adana Belediyesi’ne seslenerek, Ülkü Ocakları, AKP Gençlik Kolları gibi siyasi yapılara yer verilmemesi istenmeliydi, istenmelidir. Saldırıya uğrayan yayınevinin çizgisi ve kitabın içeriği ne olursa olsun, stantlara ve kitaplara saldırılması kabul edilemez. Bir sanat şöleni olması gereken kitap fuarının, faşist saldırı ve polis ablukasıyla anılması istenmiyorsa, bu kurumlara fuarda yer verilmesine karşı çıkılmalı ve önümüzdeki yıl için şimdiden girişimlerde bulunulmalıdır.
Böyle büyük bir saldırıyı “önleyemeyen” güvenlik güçleri, fuarda gösteri yapan bir performans sanatçısını çok rahat biçimde engelleyebildi üstelik. Palyaço giysileriyle “yalancı geldi yalancı” diye seslenen, boynuna astığı küçük tabladan kutucuklar dağıtan Şahin Kelleci hakkında “şikayet” olduğu gerekçesiyle fuarda dolaşmasına izin verilmedi. Birileri Kelleci’nin “yalanları”ndan rahatsız olmuştu! Çünkü “yalancı geldi yalancı” nakaratından sonra “mülakata artık son verilecek”, “asgari ücret 40 bin TL olacak”, “öğrencilerin kredisi 10 bine çıktı” diyerek, yönetimi mizahi biçimde eleştiriyordu.
Adana Büyükşehir Belediyesi, Şahin Kelleci’ye standında yer vermişti, orada kendi yazdığı “Yalancı Sandığı-mız” kitabını da satıyordu. Güvenlik güçleri, sadece stantta durabileceğini söylediler; standa geçtiğinde ise üstündekilerini çıkarmasını istediler. Bu durumu protesto eden Kelleci standı da terketti.
Bir sanatçıya yapılan müdahaleye de -bireysel çıkışlar dışında- tepkisiz kalındı. Oysa Şahin Kelleci, “kara mizah”ıyla fuara renk katıyordu; gelenlerin ilgisini çekiyor, gülmelerini sağlıyordu. Böyle bir sanatçıyı engellediler, sanatını nasıl icra edeceğine bile müdahale ettiler ve fuardan gitmesini sağladılar.
“Güvenlik güçleri”nin bir diğer icraatı ise, zaten sınırlı olan “sol” yayınlarına ilgili gençleri fişlemek, ailelerini telefonla arayıp uyarmaktı. Faşist saldırı karşısında etkisiz kalan “güvenlik”, sözkonusu yönetimi eleştiren bir sanatçı veya devrimci yayınlara ilgili gençler olunca, büyük bir hızla harekete geçiyordu.
Örgütlenme zorunluluğu
Adana Büyükşehir Belediyesi iki dönemdir CHP’nin elinde. Gerek büyükşehir gerekse merkez ilçe belediyeleri stantlar açıp buralarda yerel yazar ve şairlere, sanatçılara yer veriyor. Bu açıdan önemli ve faydalı bir işlev görüyorlar. Fakat devrimci, demokratlar kişilerden daha fazla, gerici-faşist kişiler bu olanaklardan yararlanıyor. Oysa belediyenin AKP ve MHP’de olduğu dönemlerde devrimci ve demokratlar bu olanakların hiçbirinden yararlandırılmadılar. CHP ise her zamanki uzlaşmacılığı ile gerici-faşistlere yer açıyor; onlar da belediyenin olanaklarını her dönem tepe tepe kullanıyorlar.
Diğer yandan yerel yazar ve şairler arasında işi pazarlamacılığa dökenler çıkıyor. Kitaplarını satabilmek için işportacılar gibi önlerinden geçenlere sesleniyor, kitaplarını almaları için zorluyorlar. Özellikle çocuk ve genç yaşta olanlar, yazarları kırmamak için bu kitapları satın almak zorunda kalıyor. Mesleğin onurunu düşüren bu davranışlar, birçok yazar ve şairi rahatsız etse de bir çözüm bulunamıyor.
Bütün bunlar asıl olarak örgütsüzlüğün yarattığı sorunlardır. Stantlara, kitaplara, sanatçılara saldırıları ve yaşanan diğer sorunları konuşmak için biraraya gelmek, çözüm yollarını tartışmak ve harekete geçmek yerine, yakınıp duruluyor. Oysa çeşitli platformlarda, dernek ve sendikalarda örgütlü yazar ve şairler, bulundukları kurumlarda bu sorunları gündeme getirebilirler; diğer kurumlarla biraraya gelerek ortak kararlarla birleşik bir duruş ortaya koyabilirler. Aksi halde kitap fuarlarında sorunlar katmerleşerek devam edecektir ve sanatsal-kültürel niteliğini tümden kaybedecektir.
Ülkü Ocakları bugün “süreç”e karşı konuşan kişilere, bu doğrultuda çıkan kitaplara, onları basan yayınevlerine saldırdı. Daha önceleri komünist ve devrimcilere, Kürtlere saldırdıklarını biliyoruz; yarın ise kime saldıracağı belli değildir. Dolayısıyla son saldırıya “kendi aralarındaki kapışma” olarak bakıp hayırhah bir tutum sergilemek doğru değildir. Faşist odaklar her dönem birilerini hedefe çakacaklar ve saldırılarını sürdüreceklerdir.
Kitap fuarlarını faşist saldırı ve polis ablukasından kurtarmak ve yeniden bir sanat şöleni haline gelmesini sağlamak için, faşistleri bu alanın dışına atmak zorunludur. Son saldırı, bunun artık ertelenemez ve acil bir şekilde çözülmesi gerektiğini ortaya koydu.
“Faşizm, kültürün kışıdır.” “Kültürün kışı”nı bahara çevirmek, kültür ve sanatın yaratıcılarına, emekten, devrimden yana olanlara açmaktan geçiyor. Bunun için de yazar ve şairlerin, sanatçıların örgütlenmeleri, belediyeleri ve TÜYAP gibi kurumları bu doğrultuda zorlamaları gerekiyor.
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir