Savaşa ve faşizme karşı MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM!

Yeni yıla ne yazık ki, savaşla, çatışmayla, düşük ücretler-yüksek vergilerle girdik…

3 Ocak sabaha karşı, ABD Venezuela’ya saldırdı. Ardından Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD tarafından kaçırıldığı duyuruldu. Gözleri bağlı, elleri kelepçeli fotoğrafı servis edildi. Ertesi gün Maduro’yu ABD’ye getirdiler; “terörizm ve uyuşturucu”dan yargılanacağını söylediler.

En büyük terörist olan ABD, uluslararası hukuku da çiğneyerek tam bir haydutluk içinde, bir devletin başkanını kaçırdı. ABD Başkanı Trump, “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi açık açık. ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’ya gireceğini de söyledi tüm pervasızlığıyla.

Venezuela, uzun süredir ABD’nin tehdidi altındaydı. Kendisini “Bolivarcı” olarak adlandıran Chavez ve ardından Maduro yönetimi altında 26 yıldır anti-ABD’ci bir politika izliyordu. Bu süre içinde Çin ve Rusya ile ilişkilerini arttırdı, petrolleri kamulaştırdı ve önemli bir kısmını Çin’e ihraç etmeye başladı.

ABD’nin Venezuela’yı hedefe çakmasındaki en önemli faktör, rakipleri Rusya ve Çin’in, kendi “arka bahçe”si olarak gördüğü Latin Amerika’ya uzanmış olmasıydı. Bolivarcı yönetime karşı birçok kez darbe girişimine bulundu, işbirlikçileriyle seçimleri kazanmaya çalıştı, ama hiçbirinde başarılı olamadı.

Son aylarda Karayipler ve Pasifik’te askeri yığınak yaparak Venezuela’yı kuşattı. Venezuela petrol tankerlerine el koydu; bu saldırılarda 100’den fazla kişiyi öldürdü. Kuşatmaya ve tehditlere rağmen Venezuela’yı teslim alamadı. Ve korsanlar gibi Venezuela’ya girip başkanını kaçırdı.

ABD Venezuela’ya saldırarak, önceki saldırı ve işgallerine bir yenisini daha eklemekle kalmadı; Latin Amerika’yı da içine alan yeni bir cephe açarak savaşı büyüttü.

* * *

ABD’de ikinci Trump dönemi başlarken “Savunma Bakanlığı”nın ismi “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirildi. Bu, ABD’nin savaşı büyüteceğinin ilk sinyaliydi. Ardından geçtiğimiz ay “Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi”ni (UGS) açıkladılar. Belgede ABD’nin “yeniden Monroe Doktrini’ne döneceği” söyleniyor. Doktrin, tüm Amerika kıtasını “ABD’nin hegemonya alanı” olarak görüyor, kıtaya dönük “dış müdahale”ye karşı savaş açacağını duyuruyor.

Monroe Doktrini’nin günümüze uyarlanmış halini Trump, ilk ismi Donald’ı kastederek “Donreo Doktrini” olarak çevirdi. Kanada, Panama ve Grönland’ı alacaklarını söyleyerek, Doktrin doğrultusunda ilk adımı da attı. Venezuela saldırısı ise ABD’nin Latin Amerika’ya saldırılarının başlangıcıdır. Trump, Küba’dan Kolombiya’ya kadar Venezuela’ya destek veren Latin ülkelerini tehdit ederek, bunu gösterdi.

Şu anda sadece Amerika kıtası değil, tüm dünya ABD’nin tehdit altında. ABD, çıkarlarına uygun davranmayan tüm ülkeleri işgal edeceğini, liderlerini kaçırıp tutuklayabileceğini söylemiş oldu. II. Dünya Savaşı sonrası oluşan BM dahil kurumların ve kuralların işlevsiz kaldığı bir süredir söyleniyordu. Venezuela saldırısı, “uluslararası hukuk” denilen bir şeyin de kalmadığının ispatı oldu. Gücü olanın her şeyi yapabileceği “orman kanunları”na dönülmüştü!

Bu, ABD’nin gücünü değil, esasında zayıflığını gösteriyor. ABD, 2000’lerin başında “önleyici vuruş doktrini” ile Çin’in yükselişini durdurmaya çalıştı. Ortadoğu ülkeleriyle başlattığı işgal ve gerici iç savaşlar, Çin’in İran üzerinden Ortadoğu’daki etkisini kırmayı amaçlıyordu. Fakat Çin, Afrika’dan Latin Amerika’ya dünyanın dört bir yanına yayılacak kadar etki gücünü arttırdı. ABD, Çin’i “önleyemediğini” görünce, “arka bahçesi”ni kaybetme korkusuyla “Monroe Doktrini”ne döndü. Gücünü toparlayıp yeniden saldırıya geçebilmek amacıyla…

Bir tarafta ABD-AB diğer tarafta Çin-Rusya şeklinde bölünen emperyalist kampların arasında uzun süredir bir paylaşım savaşı cereyan ediyor. Bu savaşta “saldırgan emperyalist” ABD’dir ve savaşa karşı mücadele oklarının ana hedefidir. Yönetimde kimin olduğundan bağımsız olarak işgal ve saldırı altında olan ülke halklarının yanında olmak gerekir. Bugün Venezuela halkıyla dayanışmak gibi…

* * *

2025’in son günlerinde İran’da ekonomik taleplerle yeni bir ayaklanma başladı. Venezuela saldırısı öncesi Trump, İran yönetimini de tehdit etmişti. ABD veya İsrail’in İran’a dönük saldırılarına karşı durulmalıdır kuşkusuz. Fakat bu, İran yönetiminin halka yönelik baskı ve şiddetini gözardı etmek anlamına gelmez. Hem gerici diktatörlüğe hem de emperyalist-siyonist saldırılara direnen İran halkını desteklemek gerekir. Emperyalist savaşa karşı mücadele, faşizme-gericiliğe ve sermayeye karşı mücadeleden kopuk ele alınamaz.

İşçi ve emekçiler tüm dünyada hak gasplarıyla, yoğun sömürüyle karşı karşıya. Servet-sefalet uçurumu her yıl daha fazla açılıyor. 2025 yılının son günlerinde açıklanan “Dünya Eşitsizlikler Raporu”na göre dünya servetinin yüzde 75’i en zengin yüzde 10’luk kesimin elinde toplanmış durumda. Yaklaşık 4 milyar insandan oluşan yüzde 50’lik yoksul kitle ise servetin yüzde 2’sine sahip.

Türkiye’de de bu makas iyice açılıyor. 2002 yılında gayri safi milli gelirinden çalışanlara düşen pay yüzde 30 civarındayken, bugün artık yüzde 20’lere düşmüş. Emeklinin payı ise yüzde 5 civarından yüzde 3’lere!

Yeni yıla yine sefalet ücretleriyle girildi. Temel ihtiyaç maddelerine zam üstüne zam gelirken, sürekli artan vergiler halkın sırtına yıkılırken, asgari ücret “hedef enflasyon” denilen uyduruk rakamlarla belirlendi. Buna karşın sadece Saray’ın 1 dakikadaki harcamaları 2 asgari ücreti buluyor! Keza savaş sanayisine milyarlar akıtılıyor.

Açlık ve yoksullukla, savaşın doğrudan bağı var. Aynı şekilde faşizmin artan baskı ve zorbalığının da.

Ekonomik şiddet, emeğiyle geçinen herkesin yaşamını derinden etkiliyor. Onun için işçiler, kamu emekçileri, emekliler,  sokaktalar, direnişteler, grevdeler. Metal işçileri yine eylemleriyle öne çıkıyor.

Bu barbarlık döneminden çıkışın tek yolu, işçi sınıfının “yaratan ve kahreden” gücünü ortaya koymasıdır. Savaşa ve faşizme karşı mücadele, sermayeye karşı mücadeleyle, genel grev genel direnişle birleşmelidir. Açlığımızı da, savaşı da bitirecek olan budur.

Bunlara da bakabilirsiniz

Basel’de Rojava için kitleler yine sokaktaydı

İsviçre-Basel’de 26 Ocak günü Rojava için kitleler yine sokaklardaydı. Binlerce kişi saatlerce ana caddelerde yürüdü; …

İBB’de TİS süreci başlarken…

İBB’de (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) 35 bin işçiyi ilgilendiren toplu sözleşme dönemi başlayınca, çalışanlar da sürece …

Adana’da Migros depo işçilerine ziyaret

Migros depo işçilerinin bulundukları illerde başlattıkları direniş sürüyor. Adana Ceyhan yolu üzerinde bulunan Migros deponun …