Suriye’de yeniden Alevi katliamı

Suriye’nin Humus kentinde bir Alevi camisine düzenlenen saldırı, Alevilere dönük yeni bir katliam sürecini başlattı.

26 Aralık günü düzenlenen saldırıda, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Vadi el-Dhahab’daki İmam Ali Bin Abi Talib Camisi hedef alınmış; saldırıda 8 kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı. Saldırı HTŞ’den ayrılan Ensar ül Sünne adlı şeriatçı bir grup tarafından üstlenildi. Aynı şeriatçı çete, Haziran ayında Şam’da 20 kişinin öldürüldüğü kilise saldırısını da üstlenmişti.

Saldırıyı protesto etmek için Alevi din adamlarının çağrısıyla 28 Aralık günü Lazkiye başta olmak üzere çeşitli kentlerde gösteriler düzenlendi. Federasyon talebinin yükseltildiği bu eylemlere cihatçı çeteler ateş açtı; 3 kişi yaşamını yitirdi, en az 60 kişi yaralandı. Suriye İçişleri Bakanlığı, eylemde “bilinmeyen bir yerden ateş açıldığı” açıklamasını yaptı. Ancak Suriye’de devlet de, güvenlik güçleri de HTŞ merkezli cihatçı örgütler. Bu nedenle “bilinmeyen” şeklindeki açıklamanın hiçbir inandırıcılığı yok!

 

Alevi katliamlarının nedeni

8 Aralık 2024’te, cihatçı çete HTŞ’nin Suriye’de yönetimi ele geçirmesinden bu yana, Suriye’de azınlıklara dönük saldırılar bitmiyor. Bunun bir nedeni Sünni-şeriatçı-cihatçı örgütlenmelerin, Alevi mezhebi başta olmak üzere kendinden olmayan herkese karşı büyük bir öfke beslemesi ve yoketme saldırısına girişmesidir. Kendileri dışında herkesi, kendi din anlayışlarına göre “günahkar” sayıyorlar; katletmeyi, işkence yapmayı, mülküne el koymayı meşru görüyorlar.

İkincisi, Alevi çoğunluğun yaşadığı kentlerin, Suriye’nin Akdeniz sınırı olmasıdır. Burada Suriye devletinin ve emperyalistlerin stratejik hesapları devreye giriyor. Suriye’nin sahil kentleri olan Lazkiye ve Tartus, Esad yönetimi sırasında ve radikal İslamcı çetelere karşı savaş nedeniyle Rusya’nın kullanımına açılmıştı. Rusya emperyalizmi burada kurduğu askeri üsleriyle, Akdeniz’deki askeri varlığını artırmıştı. 2011 sonrası başlayan savaşta, çatışmaların en sertleştiği, çetelerin en güçlendiği dönemlerde bile, cihatçı çeteler Akdeniz’e ulaşmayı başaramadılar. Sahil kentleri, Rusya’nın da yardımıyla en iyi korunan alanlar oldu. Bu durum, ABD’nin cihatçı çetelere özel hedef koymasına, tüm olanaklarıyla yardım etmesine rağmen değişmedi. Denize kıyısı olmayan ülkeler, uluslararası ticaret konusunda hep başka ülkelere bağımlı kalmak zorundadırlar. Şimdi ise HTŞ, Suriye’de yönetimi ele geçirmiş olmasına rağmen sahil kentlerinde hakimiyet kuramamış olmasının sıkıntısını yaşıyor. Alevi katliamlarının bir nedeni de, Alevilerin oradan göç etmesini, yerine cihatçı çetelerin yerleşmesini sağlamak; böylece demografik yapıyı değiştirmek. Sahil kentlerinde kuramadığı hegemonyayı, Alevi nüfusu yokederek kurmak istiyor. Hedef bu iken, Alevilerin özellikle “federasyon” talebini ileri sürmesi, HTŞ’yi de ABD’yi de daha fazla öfkelendiriyor, saldırganlaştırıyor.

Üçüncüsü, eski Suriye ordusundan geriye kalanlar, HTŞ yönetimine teslim olmayanlar da Alevi kentlerinde varlıklarını sürdürüyorlar. Yakalandıkları taktirde vahşi biçimde öldürülecek olan bu kesimler, HTŞ yönetiminin hedefi halindeler. Bu kesimler aynı zamanda, Rusya ile işbirliği yaparak HTŞ’ye karşı bir direniş geliştirmek de istiyorlar. Sahil kentlerinde kurulacak bir federasyon için iki tarafın çıkar ortaklığını oluşturmaya çalışıyorlar. Suriye ordusundan kesimler, Alevilerin yoğunlukta olduğu sahil kentlerinde federasyon kurmayı başardıklarında, Rusya da yeniden Suriye’ye geri dönüş için iyi bir fırsat yakalamış olacak. Rus emperyalizmi de buna uzak değil. Bir taraftan HTŞ ile görüşmeler yapıyor; Ekim 2025’te HTŞ lideri Colani Moskova’yı ziyaret etti ve Putin ile görüşme yaparak dostluk-işbirliği mesajları verdi. Diğer taraftan, ABD’nin Suriye’de kurduğu hakimiyete karşı, kendisine alternatif dayanaklar oluşturmak da istiyor. Bu ilişkiyi, eski Suriye ordusundan kalan kesimler ile Alevi kitlenin direnişinin gücü ve boyutu belirleyecektir.

 

Katliamlar durmuyor

HTŞ iktidarı ele geçirdikten sonra, öncelikli hedeflerinden biri Aleviler üzerindeki baskıyı artırmak oldu. Alevilerin yaşadığı Lazkiye ve Tartus gibi kentlerin yanısıra, Hama ve Humus’taki Alevi mahallelerinde tacizi artırdı. Açıktan tehdit etme, baskınlar yapma, göçe zorlama, evleri-dükkanları yakma, resmi ve gayri-resmi işkencenin yaygınlaşması, muhalif bazı kişilerin birden ortadan yokolması, faili meçhuller gibi saldırılar zaman içinde giderek arttı.

Özellikle Lazkiye, doğrudan sayısız silahlı saldırının hedefi oldu. Mart ayında ise bu saldırılar doruk noktasına çıktı. Katliamlar ve saha infazları açıktan yürütüldü. Aynı dönemde eski Suriye ordusundan kalanların direnişi de görülmeye başlandı. 6-9 Mart tarihleri arasında 3 gün çok yoğun biçimde süren saldırı ve çatışmalarda, 2 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.

Dünya kamuoyuna yansıyan haberler ve yükselen kitle tepkisi üzerine HTŞ güçleri ve hükümet bağlantılı diğer cihatçı çetelerin saldırıları bir süre durdu. Ancak Temmuz ayından itibaren yeniden taciz ve saldırılar başladı. Alevilerin yaşadığı bölgelerin girişlerine HTŞ’nin kontrol noktaları kuruldu. Burada Alevilere dönük infazlar, kaçırmalar başladı. İnsan kaçırmalar ve faili meçhuller, günlük saldırılar haline geldi. Alevilerin inanç mekanları, türbeleri yakıldı, yıkıldı. Alevi kadınlar, sistematik olarak cinsel saldırıya maruz kaldılar. Tecavüzlerin yanısıra kadın ve çocukların kaçırılarak zorla evlendirilmeleri yaygınlaştırıldı.

Humus’taki bazı mahallelerde evler yakıldı. Aleviler protesto için sokağa çıktığında HTŞ kitleye ateş açtı; onlarca kişi öldü.

HTŞ ile bağlantılı Sünni Bedevi aşiretler, Suriye’nin güneyinde Süveyda bölgesinde Dürzilerle savaşırken, Aleviler de çeşitli eylemler yaptılar. Ve Dürzilerin federasyon talebini destekleyip, kendi yaşadıkları bölgede de federasyon talebini yükseltmeye başladılar.

Kasım ayında Humus’ta Sünni bir aşirete mensup evli bir çift evlerinde öldürülmüş olarak bulundu. Evin duvarlarına Sünnileri aşağılayan sloganlar yazılmıştı. Provokasyon olduğu çok açık olan bu saldırı da, Humus’taki Alevi mahallelerin üzerindeki baskıyı artırmak için kullanıldı. Ailenin mensup olduğu aşiretin silahlı grupları, motosikletlerle Alevilerin oturduğu yerlere silahlı saldırlar düzenledi, intikam sloganları attı, araçlara ve mülklere zarar verdi. Ayrıca HTŞ yönetimi Humus’a askeri konvoylar gönderdi, halk üzerinde terör estirildi.

HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesinin yıldönümü olan 8 Aralık günü ise, Aleviler 4 günlük genel grev yapacaklarını duyurdu. Alevi dini önderlerinin 8-12 Aralık tarihlerinde genel grev ve “evden çıkmama” biçiminde yaptıkları çağrı, pek çok Alevi mahallesinde protesto eylemlerine dönüştü.

26 Aralık’taki cami bombalanmasının ardından, 28 Aralık için Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal, federasyon talepli “barışçıl” eylemlerin yapılması kararını açıkladı. Lazkiye, Tartus, Banyas, Cebele, Humus ve Hama’da pek çok yerde binlerce kişinin katıldığı eylemler yapıldı. Ve silahlı cihatçı çeteler bu eylemlere de saldırdı. Gözlemciler, hükümet güçlerinin bu saldırıları seyrettiğini; hatta saldırıların hükümet güçlerinin kontrolünde gerçekleştirildiğini belirtiyorlar. Evler ve dükkanların yakıldığı bu saldırıların ardından Lazkiye’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

* * *

Cihatçı çetelerin yönetimi altında geçen bir yıl içinde, binlerce Alevi katledildi, binlercesi de ölmemek için evini terkederek kaçtı.

Suriye’deki Alevi kesim, Suriye’nin en örgütsüz, bu yanıyla da en “sahipsiz” kesimini oluşturuyor. Alevi dini önderleri de ısrarla barışçıl eylemleri öne çıkartıyor ve “Batı”nın (kimileri de Rusya’nın) Alevilere sahip çıkmasını istiyorlar. Batılı emperyalistlerin şeriatçı Colani’yi kontrol altına almasını, katliamların ve baskının son bulmasını, hatta federasyon kurulmasını talep ediyorlar.

Asıl yapılması gereken, saldırılara maruz kalan bölge halkının kendi örgütlenmesini güçlendirmesi, kendi direnme gücünü büyütmesidir. Bu saldırıları püskürtmenin ve kazanım elde edebilmenin başka bir yolu da yoktur.

Bunlara da bakabilirsiniz

Basel’de Rojava için kitleler yine sokaktaydı

İsviçre-Basel’de 26 Ocak günü Rojava için kitleler yine sokaklardaydı. Binlerce kişi saatlerce ana caddelerde yürüdü; …

İBB’de TİS süreci başlarken…

İBB’de (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) 35 bin işçiyi ilgilendiren toplu sözleşme dönemi başlayınca, çalışanlar da sürece …

Adana’da Migros depo işçilerine ziyaret

Migros depo işçilerinin bulundukları illerde başlattıkları direniş sürüyor. Adana Ceyhan yolu üzerinde bulunan Migros deponun …