Öğrenci gençliğin kitle örgütünü yaratalım!

Öğrenci gençlik -esas olarak üniversiteler- 19 Mart’tan itibaren yeni bir canlanma dönemi yaşıyor. 19 Mart’tan 1 Mayıs’a uzanan süreçte kitlesel biçimde eylem halinde oldular. Mart direnişinde katalizör rolü oynadıkları gibi, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması için basınç oluşturdular ve önceki yıllara göre daha kitlesel şekilde Taksim’in zorlanmasını sağladılar.

Mücadelenin her yükselişinde olduğu gibi, Mart sonrası yükselişte de örgütlenme sorunu başat bir sorun olarak öne çıktı. Fakat buna yeterince eğilinmedi. Araya tatil döneminin girmesi de süreci kesintiye uğrattı. Buna karşın tatil döneminde en azından devrimci gençlik örgütleri, kitle örgütünü yaratma konusunda yoğunlaşabilir, belli kararlar alabilirdi. Kuşkusuz yaz kamplarında, seminer ve toplantılarda örgütlenme sorunları da konuşuldu. Ancak her siyasi yapı kendi gençlik örgütünü örgütlemeyi esas aldı, gençliğin kitle örgütü ya hiç gündeme alınmadı, ya da zamana, kendiliğindenliğe bırakıldı.

Böyle olunca 2025-2026 öğretim yılına bu konuda bir perspektif sunulmadan, hazırlıksız girilmiş oldu. Devlet ise hazırlıklıydı! Bir yanda soruşturmalar ile devrimcileri okuldan koparmaya, diğer yanda sivil faşistleri öne sürerek yıldırmaya çalıştı ve örgütlenme sorunuyla yoğunlaşmasını engelledi. Zaten amaçları da devrimci öğrencileri öğrenci kitlesinden yalıtmak, darlaştırmak; örgütlü ve kitlesel bir güç haline gelmeden dağıtmaktı.

Sivil faşist saldırılara karşı mücadeleyi ayrıca ele almak kaydıyla şunu söyleyebiliriz; resmi-sivil faşizme karşı mücadeleyi örgütlü ve kitlesel bir şekilde yürütebildiğimiz oranda başarı elde edebiliriz. Kaldı ki, öğrenci gençliğin mücadelesi sadece faşizme karşı değil, emperyalizmi de içine alan kapsamlı bir  mücadeledir. Bu kapsamda bir mücadele, kitle örgütü yaratılmadan yapılamaz.

Geldiğimiz aşamada öğrenci gençliğin kitle örgütünü yaratmak, daha fazla ertelenemeyecek kadar acil ve tayin edici bir hale gelmiştir.

* * *

Her mücadele, kendi örgüt biçimlerini yaratır. Öncülere düşen görev, kendiliğinden uç veren bu biçimleri iradi müdahalelerle şekillendirmek, kurumsallaştırmaktır. Aksi halde kendiliğindencilik ve sürüklenme hali başgösterir ve bu durum parçalanmayı, dağılmayı getirir.

Mart sonrası yükselişte öne çıkan örgüt biçimleri, her üniversitede kurulan birlikler-inisiyatifler olmuştu. Aynı üniversitede birden fazla bu tür örgütler kuruldu. Elbette bunların başını şu ya da bu siyasi görüşe sahip öğrenciler çekiyordu, fakat daha kozmopolit bir özelliğe sahipti. Zaman içinde saflar netleşti; kimisi bir siyasi yapının gençlik örgütü haline gelerek darlaştı, kimisi dağıldı. Zaten öğrenci gençliğin kitle örgütü işlevine sahip değildiler. Fakülte veya üniversitedeki tüm öğrencileri kapsayan, bir hedef etrafında kenetlenmiş, demokratik bir şekilde işleyen örgütler olamadılar. İçlerinde yeralan devrimci öğrenciler de bunları kitle örgütüne çevirme perspektifiyle çalışmadı.

Hal böyle olunca öğrenci gençliğin kitle örgütü bugüne kadar çözülemeyen bir sorun olarak kaldı. Şimdi gençliğin kitle örgütünü daha somut biçimlerle konuşma-tartışma, dahası pratik adımlar atma zamanıdır.

Öncelikle belirtelim; gençliğin komsomol örgütü ile kitle örgütü farklı şeylerdir ve karşı karşıya konulamaz. Her siyasi hareket, kendi gençlik örgütünü oluşturur, onun biçimini de kendisi belirler. Fakat komünist ve devrimci hareketlerin, sadece kendi gençlik örgütleri kurmakla yetinmeleri veya kendi hakimiyetinde bir kitle örgütü yaratmayı hedeflemeleri, doğru bir yaklaşım değildir. Genel olarak toplumsal mücadele, özelde gençlik hareketi yükselmeden, bir siyasi hareketin büyümesi de mümkün değildir zaten. Bunun yolu, yükselen mücadeleye uygun kitlesel örgüt biçimlerini yaratmaktan, ya da varolanları değerlendirmekten geçer. Aksi halde kendi bindiği dalı keser, besleneceği kaynağı kurutur.

Nasıl ki, işçi sınıfının kitle örgütü sendikalar ise, gençliğin de derneklerdir, platformlardır, birliklerdir. Türkiye gençlik tarihi bunun örnekleriyle doludur. ‘60’lı yıllarda FKF’ler, ‘70’lerin başında Dev-Genç, ‘80’lerin ortalarından itibaren Öğrenci Dernekleri, üniversite gençliğinin kitle örgütleri olarak tarihteki yerlerini aldılar ve hareketin kitlesel biçimde gelişmesinde önemli bir rol oynadılar.

Bu modeller, bir kitle örgütünün nasıl olması gerektiği konusunda, günümüz gençliğine ışık tutuyor, bilgi ve deneyim sunuyor. Elbette her dönemin nesnel ve öznel koşulları kitle örgütünün yapısını da belirliyor. Fakat değişmemesi gereken temel ilkeleri de ortaya koyuyor. Önce bu temel ilkeleri saptamalı, sonra günümüzün somut koşullarına uyarlamalıyız.

* * *

Genel olarak kitle örgütleri bir sınıf ve mesleğe mensup kişilerin, ya da genç, kadın, emekli, tutuklu ailesi gibi ortak paydaya sahip insanların ortak talepler doğrultusunda (ekonomik, akademik, siyasi) biraraya geldikleri ve mücadele ettikleri organizasyonlardır. Devrim bilincinden yoksun geniş kitleler, güncel çıkarları için bu tür örgütlere gelirler ve bu doğrultuda mücadeleye atılırlar. Onun için bir kitle örgütü, seslendiği kitlenin acil taleplerini sahiplenmeli ve bunların mücadelesini vermelidir. Bunu başarabildiği oranda bulunduğu alanın geniş kesimlerini kucaklayabilir.

Öğrenci gençlik somutunda konuşacak olursak; akademik-demokratik talepleri olan tüm öğrenciler, bu örgütlerin içinde yeralmalıdır. Şerh düşülecek tek kesim, kitle örgütlerini dağıtma amacıyla gelen, birliğine zarar veren faşist provokatörlerdir. Onun dışında farklı siyasi görüşlerden ya da herhangi bir siyasal tercihi olmayan öğrenciler bu örgütlere üye olabilmelidir. Tüzükleri de bunları kapsayacak şekilde olabildiğince net, anlaşılır ve sade olmalıdır.

Bir kitle örgütü, otomatikman “demokratik” olmaz! Demokratik olabilmesi için, karar alma sürecine tüm kitlenin katılımı, farklı görüşlerin kendini ifade etmesi sağlanmalı, azınlıkta kalanların haklarını koruyacak bir işleyişe sahip olmalıdır. Demokratik olması, merkeziyetçiliği dışlamaz. Kararlar ne kadar tartışılarak alınırsa, ona uyma zorunluluğu, eylem disiplini o kadar kolay sağlanır. Demokratik-merkeziyetçilik olarak tanımlanan bu ilkenin, merkeziyetçilik yönü kitle örgütlerinde birliği zedelemeyecek, mücadeleyi yükseltecek bir esneklikle uygulanmalıdır.

Geniş kitleleri kucaklayacağı için yasal olması daha işlevseldir. Ancak yasallık bir zorunluluk değildir. Diğer yandan yasal olması ile yasalcı olması farklı şeylerdir. Her koşulda fiili-meşru mücadeleyi esas almalıdır. Faşizm koşullarında en küçük bir hak mücadelesi bile yasal sınırlara sığmaz ve hızla siyasi nitelik kazanır. Kitlelerin mücadele içinde eğitilmesi zaten bu şekilde gerçekleşir. Diğer yandan demokratik mücadele siyasi mücadelenin bir parçasıdır; akademik-demokratik mücadele siyasi mücadeleyi dışlamaz, aksine içerir.

* * *

Bir kitle örgütünden neyi anladığımız netleştikten ve zorunluluğu kavrandıktan sonra, onun biçimini belirlemek işin daha kolay kısmıdır. Başlangıçta her fakültede olmasa bile, her üniversitede öğrenci dernekleri (veya birlikleri, platformları) kurulabilir. Akademik-demokratik sorunlara duyarlı öğrencilerin biraraya gelmesi, bunun ilk adımıdır. Mümkünse her bölümde, her fakültede bu tür toplantılar alınmalı, nasıl bir kitle örgütü istendiği, amacı, hedefi konuşulmalı ve olabilecek en geniş öğrenci kitlesinin katıldığı bir seçimle geçici yönetimler belirlenip kurumsallaşmaya başlanmalıdır.

Merkezi örgütlenme, il ve ülke çapında oluşan kitle örgütleri üzerinden sağlanacaktır. Elbette bunun için tüm üniversitelerde kitle örgütlerinin kurulmasını beklemek gerekmez. Fakat belli başlı üniversitelerde örgütlülük oluşmadan da merkezi bir yapı kurulamaz. Bunlar gerçekleştiğinde hızla merkezileşmeye gidilmelidir. Merkezileşme, diğer üniversitelerde ve illerde örgütlenmenin önünü açacaktır. Önce yerellerde örgütlükler oluşsun sonra merkezileşelim, veya önce merkezileşme sağlansın sonra yereller örgütlenir gibi bir tartışma gereksizdir; emek ve zaman kaybıdır. Bunları karşı karşıya koymadan birbirini besleyecek şekilde ele almak en doğrusudur.

Tabi ki, merkezi örgütlülükten anladığımız, devrimci gençlik örgütlerinin biraraya gelmesi değildir. İçinde bulunduğumuz ortamda bu örgütlerin biraraya gelerek, forumlar, eylemler örgütlemesi olumludur, bir yerde zorunluluktur. Ancak bu birlik, ne gençliğin kitle ne de merkezi örgütünün yerine ikame edilebilir. Kitlesel ve merkezi örgütlülüğün kurulmasına önayak olduğu sürece anlamlıdır ve asıl görevini böyle tanımlamalıdır.

Ne var ki, 20 Aralık’ta yapılan forum, bu amaca hizmet edecek şekilde organize edilmedi; sonuçları da öyle olmadı. Oysa bugün devrimci gençliğin kilitleneceği temel nokta, kitlesel ve merkezi gençlik örgütünün yaratılmasıdır. Devrimci gençlik örgütlerinin birliği, kitle örgütünün yaratılması hedefiyle fikir alış-verişinde bulunduğu, deneyimleri paylaştığı ve bu yönde pratik adımlar atmayı başardığı oranda faydalı olabilir. Aksi halde bir tartışma kulübüne döner; en fazla giderek azalan sayılarla eylemler, etkinlikler organize etmekten öteye gidemez. Bu da gençlik hareketini geliştiren değil, zarar veren bir konuma sürükler.

Keza kimi hareketlerin ÖTK (Öğrenci Temsilciler Kurumu) ya da “Öğrenci Meclisi”ni kitle örgütü şeklinde sunduğunu görüyoruz. Günümüzde ÖTK’lar, ‘60’ların sonunda ODTÜ’de kurulan ÖTK’dan tamamen farklıdır. Temsilci olma koşulunu “sicilinin temiz, not ortalamasının yüksek olması” gibi kriterlere bağlamış ve rektörlerin onayını şart kılan resmi bir kurum halini almıştır. Bu haliyle bırakalım kitle örgütü vasfını, kurum olarak bile reddetmek gerekir. “Öğrenci Meclisleri”nin ise, nasıl işlediği, ne kadar demokratik olduğu, kaç öğrenciyi temsil ettiği muammadır.

Son yıllarda “meclis” farklı alanlarda da kullanılan, öne çıkan bir biçim oldu. (Mahalle meclisi, emekliler meclisi vb.) Ancak adına uygun kurulduğu ve çalıştığı söylenemez. Çünkü meclis, temsilcilerden oluşur; temsilciler de tabandan seçilerek gelmelidir. Öyle olmadığını biliyoruz. Kavramları, örgüt biçimlerini de yerli-yerinde kullanmak, sulandırmamak, amacı dışına çıkarmamak gerekir.

* * *

Sonuç olarak öğrenci gençlik bugün adına “kitle örgütü” diyeceğimiz bir örgütlenmeden yoksundur. Geniş öğrenci kesimlerini içine çekecek böyle bir örgütlenmeye acilen ihtiyaç vardır. Bunun yolu da bu hedef doğrultusunda çalışmaktan, pratik adımlar atmaktan geçer.

Nerede iyi bir sonuç elde edilmişse, o deneyim paylaşılmalı ve yayılmalıdır. Adının ve biçiminin ne olacağı işin daha tali kısmıdır; aslolan içeriğinin kitle örgütüne uygun olmasıdır. Onun da kaba hatlarını kısaca özetledik. Bu yönde atılacak her adım kıymetlidir; öğrenci hareketini kitleselleştirecek, büyütecek ve diğer kesimlere de örnek oluşturacaktır.

Bunlara da bakabilirsiniz

Basel’de Rojava için kitleler yine sokaktaydı

İsviçre-Basel’de 26 Ocak günü Rojava için kitleler yine sokaklardaydı. Binlerce kişi saatlerce ana caddelerde yürüdü; …

İBB’de TİS süreci başlarken…

İBB’de (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) 35 bin işçiyi ilgilendiren toplu sözleşme dönemi başlayınca, çalışanlar da sürece …

Adana’da Migros depo işçilerine ziyaret

Migros depo işçilerinin bulundukları illerde başlattıkları direniş sürüyor. Adana Ceyhan yolu üzerinde bulunan Migros deponun …