NATO zirvesi öncesinde Bush-Erdoğan görüşmesi ne söylüyor

ABD başkanı Bush, Türkiye’ye NATO zirvesi başlamadan bir gün önce geldi. Ankara’da Erdoğan ve Sezer ile görüşen Bush’un amacı, elbette ki medya da bahsedildiği gibi Erdoğan’a jest yapmak, iyi niyet gösterisinde bulunmak vb değildi. Bush’un çantası, Türkiye’den talepleriyle doluydu ve bu talepler, hiç de azımsanmayacak derecede önemliydi.

Gazetelere yansıyan haberlere göre, ABD’nin istek listesinde şunlar yer alıyordu: Trakya’da bir NATO üssü kurmak; Mardin-Batman-Silopi hattındaki 6 yerde 18 bin asker konuşlandırmak ve buradaki askerlerin Türkiye dışına bildirimsiz olarak çıkmasını sağlamak; İncirlik üssünü genişletmek ya da Batman havaalanını üs olarak kullanmak; İstanbul’daki Sabiha Gökçen havaalanını geçiş ve bekleme amaçlı olarak bildirimsiz kullanmak; Trabzon ve Samsun limanlarında deniz üssü oluşturmak; İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan gemileri bildirimsiz olarak geçirebilmek; İskenderun Körfezi’nde bir deniz üssü kurmak. (Kaynak; Cumhuriyet gazetesi, 24.6.04)

Bu talepler, 1 Mart tezkeresinde yer alan ve mecliste reddedilen taleplerdi. Şimdi yeniden ABD bunları gündeme getiriyor ve sonbahara kadar oluşturulacak bir takvim doğrultusunda tamamlanmasını bekliyor.

ABD aynı zamanda 12 Eylül cuntasından hemen önce (29 Mayıs 1980’de) Türkiye ile ABD arasında imzalanmış olan SEİA (Savunma ve Ekonomik İşbirliği) anlaşmasının da gözden geçirilerek genişletilmesini istiyor. Asıl olarak Türkiye’deki Amerikan askeri birliklerinin ve üslerinin statüsünü belirleyen bu anlaşmanın metni ve ona 1987 yılında yapılan ekin içeriğinin ne olduğu ise kamuoyuna açıklanmıyor. SEİA, Türkiye ile ABD’nin ilişkilerini düzenleyen gizli anlaşmaların en kapsamlılarından biri. Şimdi de buna yeni gizli maddelerin eklenmesini istiyor.

ABD’nin talepleri karşısında Türkiye de kendi talep listesini hazırlamıştı. Çok uzun bir liste değildi bu. PKK’ye karşı ABD’nin askeri bir harekat düzenlemesi, yanısıra Kıbrıs’a turistik uçak seferlerinin başlatılması.

Türkiye’nin listesi, ABD başkanı Bush tarafından çabucak bertaraf ediliverdi. Kıbrıs konusunda bir yanıt bile vermeyen Bush, Irak konusunda ise, Türkiye’ye Irak kukla hükümetini adres gösterdi. Böylece bu konuda, en azından bu dönemde hiçbir şey yapmayacağını söylemiş oldu.

Yılan hikayesine dönen 8,5 milyar dolarlık kredi ise yeniden askıya alındı. ABD, Türkiye’nin Güney’e kendi izni ve inisiyatifi dışında girmeme şartı getirdiği için Türkiye bu krediyi kullanmayacağını açıkladı.

Zirve öncesi büyük tantanalarla gerçekleştirilen Bush-Erdoğan görüşmesinde, Türkiye’nin payına herhangi bir şey düşmediği, beklentilerin boşa çıktığı ortada. Hatta, tersten,Bush’un yaptığı ‘Türkiye AB’ye alınmalıdır’ açıklamalarıyla, Türkiye’nin AB sürecini zora soktuğu, AB’li emperyalistleri kızdırdığı da görünüyor. Ancak ABD’nin taleplerinin ne kadarının karşılandığı henüz belli değil.

 

ABD, Türkiye’nin

savaşa girmesini istiyor

ABD’nin talepleri, sadece savaş sırasında Türkiye’nin lojistik üs olarak kullanılmasını öngören talepler değildir. Türkiye’nin doğrudan savaşa katılmasına neden olabilecek derecede büyük bir önem taşıyor. Bu nedenle bu talepleri kabul etmek, Türkiye açısından savaşa doğrudan katılmak anlamına geliyor. Üstelik bu sadece Irak’taki işgalle sınırlı bir savaş da olmayacak.

BM’nin resmi sözleşmelerine göre, bir ülkenin ‘saldırgan ülke’ olarak tanımlanması için sadece savaşa doğrudan katılması gerekmiyor. Kendi topraklarını saldırı için kullandıran bir ülke de ‘saldırgan ülke’ olarak tanımlanıyor. Yani Türkiye’de kurulacak olan ABD üslerinden bildirimsiz kalkma hakkı verilen uçaklardan bir tanesi, çevre ülkelerden birini bombaladığında, Türkiye bundan sorumlu tutulacak. ABD’nin istediği üs alanlarına bir bakalım: İncirlik, İskenderun, Batman, Trabzon, Samsun, İstanbul ve Trakya. Üstelik bir de boğazlardan bildirimsiz geçiş hakkı.

Kısacası Türkiye’nin bütün kenar şeridini kendi üsleriyle dolduracak olan ABD emperyalizmi, buradan elbette ki sadece Irak ya da İran gibi Ortadoğu ülkelerine değil, Kafkaslardan Rusya’ya, Balkanlardan Orta Asya’ya kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılacak bir savaşın hazırlıklarını yapıyor.

Geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul’da patlayan bombaların ardından ABD yetkilileri, ‘Türkiye de artık bir cephe ülkesidir’ açıklaması yapmıştı. ABD, Türkiye’nin sadece üslerini kullanmak, lojistik olarak değerlendirmek değil, kendi saflarında savaşa sokmak istiyor. ABD’nin yeni emperyalist paylaşım savaşının sıradan bir üssü değil, savaşın hedefindeki coğrafyanın merkezi harekat alanı olmasını, dört bir yanına doğru genişleyecek olan savaşın odak noktası haline gelmesini amaçlıyor.

Bu durumun çok iyi farkında olan Türk egemenleri, henüz hangi safta duracağına tam olarak karar vermiş değil. Bir taraftan daha ABD Başkanı Türkiye’ye gelmeden önce, hükümetin çıkardığı bir kararnameyle İncirlik’in Irak için kullanım süresini bir yıl daha uzatıldı. Böylece, daha görüşmelere başlamadan önce, ABD işbirliği konusunda çok istekli olduklarını göstermiş oldular.

Diğer taraftan, Cumhurbaşkanı Sezer’den Dışişleri Bakanı Gül’e kadar uzanan geniş bir kesim, ısrarla ‘Biz Ortadoğu için model ülke değiliz’ açıklamalarını yaptı. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için en önemli dayanaklarından biri olduğu bilinen ve ‘hem demokrat-hem müslüman’ görüntüsüyle diğer ülkelere model olarak hazırladığı Türkiye’nin ısrarla bu sıfatı taşımak istemediğini belirtmesi, Türkiye cephesinden pürüzlerin giderilmediğini gösteriyor.

Daha önce çeşitli yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, Türkiye işbirlikçi burjuvazisi, ABD emperyalizmine koşulsuz bağımlı durumda değildir. Tersine, bugün ABD’nin rakibi konumunda olan farklı emperyalistlerin Türkiye’de uzantıları-işbirlikçileri vardır. Ve bugün, savaşın bu kritik aşamasında, Irak işgalinin dünya kamuoyunda oluşturduğu tepkinin de etkisiyle, diğer emperyalistler Türkiye üzerindeki basınçlarını artırmış durumdalar.

Bu durum, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde, sorunsuz bir biçimde yoluna devam etmesini engelliyor. Ancak çok çeşitli gizli pazarlıkların ve anlaşmaların yapıldığı da sır değil. 1 Martta reddedilen taleplerin, bu kadar pervasız bir biçimde bugün yeniden gündeme getirilmesinin altında yatan neden de bu olmalı. Üstelik Türkiye’nin ileri sürdüğü talepleri, rahatça ve hiç taviz vermeden reddetmesi de cabası.

Bugün ABD ile Türkiye arasında, görünürde imzalanan bir anlaşma yok. Ancak gizli pazarlıklar son hızıyla devam ediyor ve savaşın giderek keskinleşen durumu içinde, Türkiye’ye düşen rol de belli oluyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs Alanı Taksim’dir ENGELLENEMEZ!

Türkiye’de uzun yıllardır 1 Mayıslar meydanlarda kutlanıyor. 1977 1 Mayısı’nda Taksim Meydanı’nda yapılan kutlamalarda 34 …

Hapishanelerdeki hak gaspları

Mart ayı içinde polis operasyonları ve yapılan eylemlerde yeni tutuklamalarla hapishanelerdeki devrimci tutsakların sayısı artmış …

tarihimizson

Geleceğimizin köprüsü tarihimiz

2 Nisan 1948-Sabahattin Ali öldürüldü Savaş yıllarının yoksulluğu içinde okuyarak öğretmen olan Sabahattin Ali, 1932 …