NATO’ya geçit yok! Kahrolsun emperyalizm!

İstanbul, 28-29 Haziran tarihinde, sömürgeci ve talancı emperyalistlerin eli kanlı katillerinin katıldığı NATO Zivesi’ne ev sahipliği yapacak. Bir yandan işbirlikçiler, emperyalistlerin bu temsilcilerini ağırlamaya hazırlanıyor, diğer yandan da bizzat, CIA işkencecilerinin katıldığı soruşturma ve operasyonlar sürdürülüyor. Zirvenin yapıldığı bölge “NATO Vadisi”ne dönüştürülüyor. İstanbul’un kalbine bir hançer gibi saplanan bu bölge, denizden savaş gemileriyle, havadan F-16’larla, karadan onbinlerce polis, keskin nişancı ve özel timle çevrilerek, işçi ve emekçilerin öfkesinden koruyacaklar katilleri. Zirve yakınlaştıkça, alınan önlemler sıkılaştırılıyor. “NATO Vadisi”nde TRT çalışanları ve onlarca insan gözaltına alındı. Bu bölgede oturanlar, ancak özel kimlik alarak ve yürüyerek evlerine gidebilecekler. NATO’yu protesto eylemlerine daha şimdiden azgınca saldırıyorlar.

Bunca korku ve bunca önlem neden? Çünkü, Bush ve Blair gibi, elleri halkların kanıyla kirlenen onlarca katil bir araya toplanıyor. Yapılan zirve, tarihi kanla yazılan ve halklara yeni kan banyosu hazırlayacak olan NATO’nun zirvesi olunca, emekçilerin tepkisi daha da büyük olacağı açıktır. İşte bunca önlem bu öfkeden kaçmak için.

NATO, devrim ve sosyalizm mücadelesi ile işçi ve emekçi hareketinin önünü keserek kanla bastırmak için kurulan emperyalist bir savaş örgütüdür. NATO, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası sosyalist ve halk demokrasisi ülkelerine karşı yeni bir emperyalist savaş hazırlamak, kapitalist ülkelerde devrim ve sosyalizmin gelişmesinin önünü kesmek üzere kurulmuştur. NATO, aralarında, Türkiye gibi yarı sömürge ülkelerin de bulunduğu birçok ülkede, sayısız kontr-gerilla eylemleri ve darbeler tezgahlamıştır. Maraş Katliamı, ’77 1 Mayıs’ı, 12 Eylül Askeri Cuntası, NATO’nun “Gladio” denilen kontr-gerilla örgütünün Türkiye’deki kanlı eylemlerinden bazılarıdır. Türkiye işçi sınıfı NATO’nun kanlı yüzünü çok iyi tanımaktadır.

 

NATO Zirvesi, neden başka bir ülkede

değil de Türkiye’de yap›l›yor?

NATO, ‘90’lı yıllarda, “terörle mücadele”, “demokrasi ve istikrar götürme” adı altında Amerikan politikalarını dayatan bir emperyalist işgal ordusuna dönüştürüldü. 1. Körfez Savaşı, Bosna, Kosova, Makedonya ve Afganistan’da Amerikan çıkarları uğruna halkların üzerine tonlarca bomba, kimyasal ve nükleer silah yağdırdı. Bugün ise, Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu’ya, Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya’dan Çin sınırına kadar uzanan alanlardaki halkları Amerikan terbiyesi altında hizaya getirmek olan “Büyük Ortadoğu Projesi”ni hayata geçirmek için vurucu güç olarak kullanılmak isteniyor. Türkiye ise, üç kıtanın kavşak noktasında, bu üç kıtayı da gözetleyen ve vurma imkanına sahip olan doğal bir üs konumundadır. Ayrıca işbirlikçi burjuvazinin önemli bir kesimi, Osmanlı’dan kalan yayılma eğilimlerine ve kurıntılar karşılığında, bu rolü oynama isteğine sahiptir. Amerika, bu konumu sonuna kadar kullanmak isteğini, bu projede Türkiye’ye “eksen ülke” konumu vererek gösteriyor. Var olan NATO üslerinin Amerika’ya kullandırılmasının yanında, yeni üslerin açılacağı; Afganistan ve Irak’a Türk askerinin gönderileceği, hükümet tarafından da dillendirilmeye başlandı.

Amerika, İstanbul zirvesinde, NATO’nun işgal gücü olarak kullanılması karara aldırarak, Irak, Afganistan ve Filistin halklarının direnişi ile dünya işçi sınıfı ve emekçi halklarının protestolarına çarparak duraklayan işgallerinin önünü açmaya çalışıyor. Bir taraftan Türkiye gibi taze bir gücü savaşa katarak vurucu gücünü artırırken, diğer taraftan da işgali NATO şemsiyesi altında yaparak diğer emperyalist ülkeleri politikalarına yedeklemeye ve dünya halklarının gözünde işgal ve katliamlarına meşruiyet sağlamaya çalışıyor.

Amerika, ekonomik ve siyasi olarak güç kaybına uğramasını askeri güçle kapatmaya çalışıyor. Ekonomisinin hızla kötüye gitmesini, Kuzey Afrika’dan, Çin sınırına kadar olan bölgenin petrol, doğal gaz ve yer altı zenginlikleri ile ucuz iş gücü ve pazarını ele geçirerek ömrünü uzatmaya çalışıyor. Ancak, her şey Amerika’nın istediği gibi olmuyor. Burada karşısında, AB’li emperyalistler, Rusya, Çin ve Japonya gibi hızla güçlenen emperyalist güçler var. Bu bölge aynı zamanda emperyalizme karşı ciddi direnişlerin gelişeceği alanlardır. Amerika’nın karşısında aslolarak, bölge halkları ile dünya işçi sınıfı ve emekçi halkları vardır. Bu nedenle, NATO Zirvesi’nin en önemli gündemlerinden biri de, bölge halklarının direnişinin ezilmesi ve devrim tehlikelerinin yok edilmesidir. Bunun için NATO’nun, bir polis gücü olarak kullanılması ve yeni katliam kararları alınacak.

 

İşçi sınıfı NATO Zirvesi’ne ilgisiz kalabilir mi?

NATO Zirvesi’nden çıkacak kararlar ve emperyalist savaş en fazla işçi sınıfını vuracak. İşçi sınıfı, ABD’nin Irak’ı işgalinden bugüne kadar kaybettiği haklarına baktığında bunu daha açık olarak görecektir. Savaş çığlıkları arasında, sınıfın 150 yıllık kazanımlarını bile yok eden kölelik yasası olan yeni iş yasası çıkartıldı ve hızla hayata geçiriliyor. Özelleştirmeler ve işçi kıyımı son hız gidiyor. Grev yasakları olağanlaştırıldı. Savaş bahanesiyle, en ufak hak aramaya bile azgınca saldırılıyor. Sokaklar işçi ve emekçilere kapatılıyor. Böyle bir ortamda IMF politikaları bir bir hayata geçiriliyor.

Bu savaşta, Türkiye’ye vurucu güç rolü veriliyor. Savaş alanlarında işçi ve emekçi çocukları ölecek. Ama, savaş sadece Ortadoğu’da geçmeyecek. Bombaların İstanbul’un göbeğinde de patladığını daha dün yaşayarak gördük.

Ortadoğu’da halklar birbirini boğazlarken, emperyalist kölelik ve sömürü daha da ağırlaşacak. Savaşın getirdiği yıkım ve yoksulluk da en çok işçi sınıfını vuracaktır. İşçi sınıfı, NATO Zirvesi’ne kayıtsız kalamayacağı gibi, NATO ve emperyalist savaş karşıtı hareketin de başına geçmek zorundadır.

 

İşçi Sınıfı NATO Karşıtı Mücadelenin

Başına Geçmeli

Başta Amerika olmak üzere, emperyalistlerin en çok korktuğu, işçi sınıfının önderliğinde gelişecek bir anti-emperyalist hareket ve proleter devrimlerin patlamasıdır. Bu yüzden, işçi sınıfını emperyalist savaş karşıtı hareketin dışında tutmak için büyük bir çaba harcar. Hele bu saldırılarda eksen ülke rolü biçilen Türkiye’de, bunu engellemek için elinden gelen her şeyi yapar. Bunun için de her zaman olduğu gibi, en önemli dayanakları sendika ağalarıdır. Oysa, işçi sınıfı tabandan örgütlenip inisiyatif geliştirerek, NATO ve emperyalist savaş karşıtı hareketin başına geçmelidir. Bunu yalnızca en çok işçi sınıfını vuracağı için değil, insanlığı emperyalist barbarlık sisteminden kurtarıp aydınlık geleceğe taşıyacak tek devrimci sınıf olduğu için yapmalıdır.

Son iki yıldır, emperyalist savaş karşıtı harekette işçi sınıfı ağırlığını koyamadığı için ve komünist önderlikten yoksun olduğu için, milyonlar sokaklara çıkmasına rağmen istenen etkiyi sağlayamıyor. İşçi sınıfı hareketin başına geçmediği sürece, revizyonist-reformist, milliyetçi ve dinci-gerici burjuva akımları harekete ağırlığını koymaya devam edecektir. Devrim perspektifinden yoksun, dolayısıyla kitlelerin öfkesini zaptetmek için burjuvazinin işini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramayan “barış” hareketi, anti-emperyalist hareketin önünde bir engeldir.  Dinci-gericilik, bırakın anti-emperyalist bir hareket yaratmayı, milliyetçi bir zeminde kısmen karşı koyuş olsa da, aslında farklı emperyalist güçler tarafından beslenmektedir. Irak, Afgan ve Filistin halklarının ölümüne direnişi ve Kürt halkının sönmeyen özgürlük ateşi ile Türkiye ve dünyada gelişen enternasyonalist dayanışma ruhuyla birleştirebilecek olan tek güç işçi sınıfıdır.

NATO Zirvesi’yle emperyalist savaşın yeni bir aşamaya geçmesi ve Türkiye’nin savaşın içine çekilmesinin bu kadar yakınlaşması karşısında, barış çağrıları ve protesto gösterileriyle sonuç alınamaz. İşçi sınıfı, bütün gövdesiyle, emperyalist savaş karşıtı hareketin içine katılıp başına geçerek, harekete kitlesellik, yaygınlık, kararlılık ve militanlık katmalıdır. Hayatın nabzı ve burjuva sömürücülerin sinir telleri işçi sınıfının ellerindedir. Şalteri indirdiğinde hayat durur. İşçi sınıfı, NATO Zirvesi’ni engellemek için “NATO’ya Geçit Yok, Kahrolsun Emperyalizm!” şiarıyla hayatı durdurup alanlara akmalıdır. Sendika ağaları barikatını aşmak için, NATO Zirvesi’ne ve emperyalist savaşa karşı işyerlerinde örgütlenip komiteler kurarak, işçileri alanlara taşıma görevi öncü işçilerin omuzlarındadır. Bu komitelerin önderliğinde, şimdiden iş yavaşlatmadan birkaç saatlik iş bırakmaya kadar uyarı eylemleri yapılmalıdır. Tabandan sendika ağalarına da, eylem kararları almaları için baskı yapılmalıdır. NATO Zirvesi genel grev genel direnişle karşılanmalıdır.

Irak’a asker gönderme tezkeresi nasıl engellendiyse, NATO zirvesi de engellenmelidir. Yunanistan emekçileri Clinton’u ülkelerine nasıl sokmadılarsa, Türkiye işçi ve emekçileri de başta, Bush ve Blair olmak üzere, eli kanlı katiller sürüsünün ülkeye gelmesini engellemelidir. 1 Mayıs’ta atılan adım daha da ileri taşınıp polis barikatları da aşılarak, emperyalist sömürücülerin hevesleri kursaklarında bırakılmalıdır. Onbinlerce polis ve savaş gemilerinin korumasında bile güvende olmadıkları, hiçbir yerde, işçi sınıfının öfkesinden kurtulamayacakları gösterilmelidir.

Bütün dünyada işçi ve emekçilerin gözü Türkiye işçi sınıfının üzerindedir. Emperyalist haydutlara bir bozgun yaşatıp geldikleri gibi geri göndererek, dünya işçi sınıfına kavga alanlarında mücadele çağrısı gönderelim İstanbul sokaklarından. İstanbul… Kavgamızın şehri, emperyalist bezirganlara dar edilmeli. Bu güç Türkiye işçi sınıfında vardır ve Kavellerden, 15-16 Haziranlardan Tariş Direnişlerinden, ’77 1 Mayıslarından beslenmektedir. O gün, emperyalist barbarlığa karşı sosyalizmin kızıl bayrağı dalgalanmalı İstanbul sokaklarında.

 

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs Alanı Taksim’dir ENGELLENEMEZ!

Türkiye’de uzun yıllardır 1 Mayıslar meydanlarda kutlanıyor. 1977 1 Mayısı’nda Taksim Meydanı’nda yapılan kutlamalarda 34 …

Hapishanelerdeki hak gaspları

Mart ayı içinde polis operasyonları ve yapılan eylemlerde yeni tutuklamalarla hapishanelerdeki devrimci tutsakların sayısı artmış …

tarihimizson

Geleceğimizin köprüsü tarihimiz

2 Nisan 1948-Sabahattin Ali öldürüldü Savaş yıllarının yoksulluğu içinde okuyarak öğretmen olan Sabahattin Ali, 1932 …