NATO’nun ne olduğunu herkese anlatmalıyız

Sosyalizm II. paylaşım savaşından zaferle çıktı. Sovyetler Birliği’nde üretim hızından hiçbir şey kaybetmemiş aksine emperyalist ülkeleri hayrete düşürecek kadar büyük bir hızla yükselmişti. Balkan halkları faşist işgalcileri ve kendi burjuvalarını kovmuş, halk demokrasilerini kurmuşlardı. Sosyalist blok, dünyanın üçte birini kaplamış durumdaydı. Emperyalist güçler, hem kendi ülkelerinin Bolşeviklerine hem de Sovyet Bolşeviklerine karşı ‘tek vücut’ olup ABD inisiyatifinde askeri bir pakt olan NATO’yu kurdular.

NATO, ikinci paylaşım savaşı sonrasında kapitalist dünyayı sosyalizme karşı savunmak üzere kurulmuş silahlı bir karşı-devrim örgütü olarak doğdu.

Başta NATO üyesi ülkeler olmak üzere komünizmle mücadeleye ilkin silahlanma ile başlandı. Sovyet sınırındaki ülkelere üsler, askeri birlikler yerleştirildi. Ülkelere ardı ardına NATO üsleri kuruldu, nükleer füzeler ve silahlar konumlandırıldı. Elbette perde gerisinde karlarını arttıran Amerikan silah tekelleri oldu. Çünkü NATO üyelik anlaşmaları, silahlanma konusunda belli bir standart gerektiriyordu ve nedense bu standartlar yalnızca Amerikan silah şirketlerinde bulunuyordu. Anlaşılacağı üzere NATO, aynı zamanda geniş bir silah pazarını da ABD’li tekellere açıyordu.

Bunlar komünizmle mücadelenin bilinen ve resmi yanını oluşturuyordu. Bir de resmi kayıtlara geçmeyen bir yöntem işliyordu: Her ülkede komünizmle mücadele eden kontrgerilla örgütleri kurmak! NATO’ya üye ülkelerde ve o yıllarda ABD hakimiyetinde olan ülkelerde ardı ardına gizli savaş örgütleri kuruldu. İtalya’da ABD kontrolünde gelişen Gladio en çarpıcı örnektir. Değişik isimler altında ama işlevleri, kontra hareketler geliştirmek, devrimleri ezmek, emekçi halka karşı katliamlar gerçekleştirmekte birleşen illegal birimler oluşturuldu. Özellikle faşist işgal dönemi yükselen Avrupa devrimci hareketine karşı birçok karşı-devrimci örgütlenme harekete geçirildi. Almanya, İtalya, İspanya, Fransa devrimci hareketi bunlardan paylarına düşeni aldılar. 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle Gladio’nun Türkiye ayağı oluşturuldu. Susurluk kazasıyla yüzünü daha açıktan gördüğümüz Gladio’nun Türk versiyonu “Özel Harp Dairesi” ve MHP birer NATO ürünü olarak doğdular.

NATO, binlerce karşı devrimciyi gizli kamplarda eğitti. Bu iş için, Avrupa ülkelerinde Hitler ve Mussolini askerlerinden kalan döküntüleri, Türkiye’de de MHP’nin bünyesindeki faşistleri kullandı. NATO’nun bu gizli örgütlenmelerin finansını uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ile sağladığı, yıllar sonra belgeleriyle açığa çıktı.

NATO’ya üye ülkeler arasında gizli tutulan anlaşmalarda NATO adına görevlendirilmiş kişilerin faaliyetlerin dolayı herhangi bir sorumluluk taşımayacakları hükmü de yer almıştır. Ülkemizdeki halk katillerinin ceza almadan rahatça dolaşmalarının nedeni bu hükümdür.

NATO’nun bir diğer rolü de ikinci paylaşım savaşından yenik çıkmış Avrupa kıtasında ABD hakimiyetini kurmaktı. Bunun için yıllarca “Almanya’yı aşağıda, Rusya’yı dışarıda tutma” politikası benimsendi. Amerika, sürekli olarak Avrupa burjuvazisinin oluşturmaya çalıştığı Avrupa Ordusu projesini baltalamaya çalıştı. ABD, Avrupa’yı yeni ve eski Avrupa olarak ayırdı. Eski Avrupa, Almanya, Fransa, Belçika’dan oluşuyordu. Bunlarla sürekli bir çelişki halinde olurken, “yeni Avrupa” diye tanımlanan Orta ve Doğu Avrupa devletleri Amerikan kanatları altına alındı. Önce 1999’da Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti NATO üyeliğine alındı. 2004’te ise bunları Litvanya, Letonya, Estonya, Romanya, Bulgaristan, Slovakya ve Slovenya izledi. Önümüzdeki yıllarda da Hırvatistan, Arnavutluk ve Makedonya’nın NATO’ya girmesi planlanıyor.

Bahsettiğimiz süreç elbette böyle basit yaşanmadı. NATO’nun “yeni Avrupa”ya doğru genişlediği yıllarda Avrupa Birliği de hemen hemen aynı ülkeleri içine alarak genişledi. Söz konusu olan geniş bir pazar, ucuz işgücü cenneti ve yıllarca bitip tükenmeyecek olan petrol rezervleriydi. Ek olarak Avrupa ve ABD silah tekellerinin yüz milyar dolarlık bir silah pazarı kavgası da aynı bölgede cereyan ediyordu. İşte bu çıkar çatışmasının bir ürünü olarak literatüre “Balkanlaşma” diye bir kavram eklendi. Yapay parçalanmalar, etnik çatışmalar ve bunların üzerine gelip yerleşen emperyalist zor aygıtları… Aynı çelişki bugün de tüm şiddetiyle devam ediyor ve İstanbul zirvesinde kendini hissetirecek unsurların başında bu çelişkiler geliyor.

Özetle NATO, 50 yılı aşkın tarihi boyunca ABD emperyalizminin siyasi ve ekonomik çıkarlarının önünü açan askeri bir kurum olarak varlığını sürdürdü. Soğuk savaş yıllarında en başta gelen işlevi dünyanın üçte birini oluşturan sosyalist ve halk demokrasisi ülkelerine karşı emperyalist çıkarları garanti altında tutmaktı. Yanı sıra ABD emperyalizminin Avrupa’yı kendi kontrolünde tutmasının bir aracıydı. Her ne kadar NATO, Sovyetler Birliği’nin varlığı koşullarında ve bu varlığa karşı kurulmuş olsa da özünde emperyalizmin çıkarlarını koruma ve devrim hareketlerini ezme üzerine şekillenmişti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ‘sosyalizm tehlikesi’ yok olmadığı gibi emperyalist kurumların da varlık koşulu ortadan kalkmadı. Ancak bu kurumların tümü, ikinci paylaşım savaşı sonrasının koşullarında kurulmuştu. Doğal olarak yeni bir paylaşım savaşı içinde olduğumuz bu yıllarda emperyalistler kurumlarını yeni koşullara göre yeniden yapılandırmayı planlıyor. NATO’nun da ‘yeniden yapılandırılması’ diye ifade edilen süreç, onun yeni paylaşım savaşı koşullarına göre yeniden biçimlendirilmesi olarak da okunabilir.

NATO’nun yeni hedefini, sosyalizm özlemiyle yükselen sınıf ve halk hareketleri; emperyalizme karşı koyan halk direnişleri; sırtını farklı emperyalistlere dayayarak çıkış yapmaya çalışan yerel egemen güçler oluşturdu. Petrol ve onun geçiş güzergahlarında bulunan ya da farklı stratejik bir öneme sahip olan bölgelerde pazar payını garanti altında tutmak ve diğer emperyalistlerin güçlerini sınırlandırmak için rahat hareket ve müdahale olanağı sağlayan askeri bir yapılanma ise yeni hareket tarzını şekillendirdi. NATO’nun yeni hareket tarzını eski genel sekreteri Robertson şöyle ifade ediyordu: “Soğuk savaşın Sumo güreşçisinin yerine 21. yüzyılın eskrimcisini koyuyoruz”. Yani tüm daha esnek ve hareketli, kendi deyimleriyle “çevik kuvvet” tarzında bir “yerel NATO” hedefleniyor. Elbette hedeflenen bu. Yaşama geçecek olanı ise işçi sınıfı ve emekçi halkların mücadelesi belirleyecek.

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs Alanı Taksim’dir ENGELLENEMEZ!

Türkiye’de uzun yıllardır 1 Mayıslar meydanlarda kutlanıyor. 1977 1 Mayısı’nda Taksim Meydanı’nda yapılan kutlamalarda 34 …

Hapishanelerdeki hak gaspları

Mart ayı içinde polis operasyonları ve yapılan eylemlerde yeni tutuklamalarla hapishanelerdeki devrimci tutsakların sayısı artmış …

tarihimizson

Geleceğimizin köprüsü tarihimiz

2 Nisan 1948-Sabahattin Ali öldürüldü Savaş yıllarının yoksulluğu içinde okuyarak öğretmen olan Sabahattin Ali, 1932 …