Haziran, bu yıl daha sıcak geçecek! NATO karşıtı eylemleri yükseltelim!

(Bu yazı, elimize posta yoluyla ulaşan TİKB(B) Merkez Yayın Organı İhtilalci Komünist’in Mayıs-Haziran 2004 tarihli 42. sayısından alınmıştır. Güncel öneminden dolayı yayınlıyoruz.)

 

Haziran ayı, Türkiye işçi sınıfı ve devrimci hareketi açısından ve tabii bizim için çok önemli bir aydır.

İşçi sınıfı, bundan 30 yıl kadar önce, tarihinin en şanlı günlerinden 15-16 Haziran’da, genel grev-genel direnişi yaşamıştır. ‘Yaratan ve kahreden’ gücünü görmüş, göstermiştir. Tüm emekçi kesimlere ve gençliğe önderlik edecek tek sınıf olduğunu pratikte de ortaya koymuştur. Ateşi ve ihaneti bir arada görüp yaşamıştır. Bir sel gibi sokaklara taşmış, devletin tüm engellerini yıka yıka ilerlemiştir. Dereciklerin birleşmesiyle yüzbinleri bulan işçi ordusunu durdurabilmek mümkün olamamıştır. Ta ki, dönemin DİSK başkanı Kemal Türkler’in devletin imdadına yetişip radyodan eylemi durdurma çağrısı yapana dek…

Türkiye devrimci hareketi, nice büyük direnişleri bu ayda yaşamış ve bir çok değerli insanını bu ayda yitirmiştir. 1 Haziran’da Hüseyin Cevahir’in şehit düşmesiyle başlayan takvim yapraklarının, neredeyse her gününe düşen bir devrim şehidi vardır. Sokak çatışmalarından, ölüm oruçlarına, direniş damgasını vurmuştur tüm Haziran ayına.

’84 Haziran’ı ise, İstanbul cezaevlerinde başta tek tip olmak üzere her tür faşist yaptırıma karşı başlayan ölüm orucu’nun zirvesi olmuş, arka arkaya dört karanfil düşmüştür toprağa… Bedenleriyle durdurmuşlardır faşizmin zindanlardaki zulmünü. Ve buzu kırıp yolu açmışlardır. Hem de sadece zindanlarda değil, tüm ülkede…

Bu büyük ve tarihsel eylemde, örgütümüzün değerli önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ü kaybettik. İşkencede, zindanda, mahkemede direnişi doruklara çıkaran Mehmet Fatih, ölüm orucu eyleminin de en önünde yürüyen ve sembolleşen ismi oldu. O, bizim, tüm devrimcilerin, işçi ve emekçilerin ‘kutup yıldızı’ydı. Hiçbir zaman parlaklığını yitirmeyen ve hep yol gösteren! Onun ışıltısı ve tayin edici duruşu, bize hep önder olacak, yolumuzu aydınlatmaya devam edecek…

***

Bu yıl, Haziran ayı daha sıcak geçecek!

NATO zirvesinin 28-29 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşeceği kesinleştiğinden beri, Haziran’ın her yılkinden daha sıcak geçeceği belli olmuştu. Mart ayından itibaren başlayan eylemler zincirinden bu yana NATO zirvesi, hedef tahtasına çakıldı. Hiç kuşkusuz 1 Mayıs, bu hedefe doğru yürüyüşte en önemli dönemeçti. Saraçhane mitingi ile, son yılların icazetli, karnaval havasındaki 1 Mayıs’lara nokta kondu, meşru ve fiili eylem hattı yaşama geçirilerek, 1 Mayıs kazanıldı. Kitlelerin kendi gücünün farkına varması, özgürlük alanlarının mücadele ile açılacağını görmesi bakımından 2004 1 Mayıs’ı önemli pratik dersler içeriyordu. Şimdi bu derslerle donanıp NATO’ya karşı mücadeleyi kazanmaktaydı sıra.

1 Mayıs’ın kazanımlarını kalıcılaştırmak ve sürekliliğini sağlamak, NATO karşıtı eylemleri büyütmekten ve kitleleri daha aktif bir mücadele hattına çekmekten geçiyor. Son bir aydır, NATO karşıtı irili-ufaklı eylemler gerçekleşmeye başladı. Merkezi düzeyde “NATO ve Bush karşıtı birlik”, yerel düzeylerde ise çeşitli platformlar altında NATO’ya karşı eylemler yapılıyor. Yer yer kimi devrimci örgütlerin bağımsız eylemleri de gerçekleşiyor. Mayıs ayı, NATO karşıtı eylemlerin başlangıcı, deyim yerindeyse ‘ısınma’ ayı oldu. Çünkü eylemler sık olmakla birlikte küçük ve dar kaldı. Haziran ise, bu eylemlerin gerek niteliksel, gerekse niceliksel olarak patlama yapacağı bir ay olmalı. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin eteklerini tutuşturmalı, kasıp kavurmalı!

Bunu başarabilmek için; ilkin hedef açıklığı ile kendi gücüne güven duygusu gereklidir. NATO karşıtı eylemleri, adet yerini bulsun kabilinden, salt protestoculukla sınırlı içerikten kurtarmak şarttır. En tipik olarak TKP ve ÖDP’de görülen karikatürize edilmiş slogan ve simgelerle, egemenleri hiç de rahatsız etmeyen ‘sade suya tirit’ eylem biçimleriyle, NATO’ya karşı ciddi bir duruş ortaya konulamaz. Bu kesimlerin temel sloganı olan, “Bush Gelme!” şiarı, onların soruna bakışını da,  eylemlerinin içeriğini de belirlemektedir. Devrimci iddia ve güçten yoksun, küçük-burjuvazinin bu cılız yakarışının, hiçbir etki gücü yoktur. Birinci olarak; bizim hedefimiz, sadece Bush değildir, olamaz. Programatik hedefimiz; başta NATO olmak üzere her tür emperyalist kurumun dağıtılması, üslerin kapatılması, ikili anlaşmaların iptali ve bir bütün olarak, emperyalizmle olan bağımlılık ilişkilerine son verilmesidir. Somut durumda ise, NATO zirvesinin İstanbul’da toplanmasına izin vermemek, toplantıyı yapamaz hale getirmektir. Bush, Blair ve diğerleri, emperyalist haydutlardır ve birbirlerinden farkları yoktur. Bugünkü emperyalist savaşın başını çeken ABD’nin ve başkanı Bush’un ön plana çıkması, diğerlerinin cani ve soyguncu yüzünü perdelememelidir. Böyle bir dönemde mızrağın sivri ucunun ABD’ye Bush’a yönelmesi başka bir şeydir, onu tek hedef haline getirip diğerlerini gözardı etmek, hatta ‘barışçı’, ‘demokrat’ görmek ve göstermek başka şey. Bu, kitleleri aldatmak ve silahsız bırakmaktır.

Kitleler ancak hedef açıklığına sahip oldukları ve bu hedefi fethedebileceklerine inandıkları ölçüde dövüşürler. NATO zirvesini yaptırtmama hedefi, kimilerine hayalci ve başarılamaz gibi görünebilir. Ama daha düne kadar, 1 Mayıs’ın kitlelerin belirlediği alanlarda fiilen gerçekleşmesi de, başarılamaz görünüyordu. Böyle düşünenler, kendine ve kitlelere güvenmeyenlerdir. Oysa kitlelerin devasa gücü, doğru hedeflere, doğru biçim ve zamanda harekete geçirildiğinde, başarılmayacak bir şey yoktur. Dünya ve Türkiye işçi ve emekçilerinin tarihi, bunun örnekleriyle doludur.

Öte yandan adı üzerinde bu bir ‘hedef’tir. Hedefler, ha deyince tutulacak kolaylıkta değil, zorlanma ve yüklenme ile ulaşılabilecek yükseklikte durmalıdır. Ona göre bir motivasyon, hazırlık ve donanım gerçekleşirse, fethedilir. Ancak o yönde eksiklikler çıkarsa, tam hedefe ulaşmama tehlikesi doğar. Fakat bu hedefin yanlışlığını göstermez. Hedefe ulaşılmasa bile, o uğurda dövüştürmek ve hedefi zorlamak, bir kazanımdır. Komünist ve devrimcilerin görevi, kitlelerin önüne doğru hedefleri koymaktır, baştan elde edilemez olarak görüp, hedefi daraltmak ve çarpıtmak değil. Kaldı ki, gerekli hazırlık ve donanım sağlandığında fethedilebileceği de görülecektir.

***

1 Mayıs sürecinden, NATO karşıtı eylemlere geçişi, yeterince hızlı yapamadık. Oysa 1 Mayıs’ın genelde ve özelde kazanımlarını, NATO eylemleriyle pekiştirebildiğimiz oranda sağlamlaştırabilir, geleceğe taşıyabiliriz. Yitirilen zamanı hızla telafi edip, NATO karşıtı eylemlerde aktif olarak yerimizi almalıyız.

Sloganlarımız, perspektifimiz ve hedefimiz açık. Bütün mesele, bu hedef açıklığını kitlelere taşıyabilmek ve geniş kesimlerin hedefi haline getirebilmektir. Bunun için yoğun ajitasyon-propaganda ve eylem gerekmektedir. 1 Mayıs hazırlık süreci, yaygın ve yoğun ajitasyon-propagandanın önünü açtı. NATO karşıtı faaliyetlerde, ajitasyon-propaganda yönünden 1 Mayıs’ın üzerine çıkabilmeliyiz. Bulunduğumuz her yere materyallerimizi taşımalı, bununla yetinmeyip yeni alanlara açılmalıyız. Fakat daha da önemli olanı, örgütlenme ağının genişletilmesidir. Tüm birimlerin komiteli hale gelmesi ve faaliyetlerin bu komiteler tarafından yapılmasıdır. Bir diğer yönü, eylem kapasitemizin yükseltilmesi gerektiğidir. İrili-ufaklı bir dizi eylem ile hem güçlerimizin pratikte eğitilmesi sağlanmalı, hem de kitleleri harekete geçirmenin eylemsel yolu açılmalıdır.

NATO karşıtı faaliyet ve eylemleri üç başlık altında ele almak ve yürütmek gerekir.

1- Merkezi eylemler: Bilindiği gibi “NATO ve Bush karşıtı birlik” içinde yer alıyoruz. Bu birlik içinde yüzlerce örgüt ve kurum var. Bunların büyük bir kısmıyla da bakışaçımızda farklılıklar mevcut. Daha önce “Irak’ta savaşa hayır koordinasyonu” içinde misyonumuz ve sorumluluklarımız neyse, bu ‘birlik’ için de geçerlidir ve o şekilde hareket edilmelidir. Bunun başında, devrimci yapıların ortak bir programla çıkmasını ve ‘birlik’ içinde devrimcilerin ağırlığını koymasını sağlamak geliyor. 1 Mayıs öncesi oluşan devrimciler arasındaki birliğin (her ne kadar tam olarak kurulamadıysa da) NATO için de kurulması ve ‘birlik’in devrimci tarzda zorlanması başarılmalıdır. Biz buna önayak olmalı, 1 Mayıs’ın olumsuzluklarını giderip olumluluklarını daha ileriye taşımanın zemini haline getirmeliyiz. Bu sayede ‘birlik’ içinde alınacak kararları, ileriye çekmek mümkün olacaktır. Öte yandan ‘birlik’in eylemlerine katılımı organize etmeli, kendi güçlerimizi uygun şekilde bu eylemlere katmanın düzeneğini kurmalıyız Bu eylemlere, pankartımız ve dövizlerimizle örgütlü bir şekilde katılmalı ve örgütlü duruşumuzu ortaya koymalıyız.

2- Yerel eylemler: Her bölge ve alanda yerel platformlar oluşmaya başladı. Bu platformlarda aktif bir şekilde yer almak, olmayan yerlerde bizzat kurmak gibi bir görevimiz var. Yerel platformlara katılımdaki bakışımız da merkezi ‘birlik’ içindeki gibidir. Yerel platformları, devrimci zemine çekmek ise, ‘birlik’e göre daha olanaklıdır. Buralarda devrimci yapıların gücü ve hareketli yapısı en büyük avantajdır. Bunu iyi değerlendirip yerel platformlarda daha aktif bir rol oynamamız gerekir. Bulunduğumuz tüm bölgelerde, ajitasyon-propaganda faaliyetlerinden, eylemlerin örgütlenmesine kadar işin başına geçmeli, yerel platformları daha aktif kılmalı ve yerellerdeki eylem kapasitesini büyütmeliyiz. Merkezi düzeydeki eylemlere katılımın yüksekliği, yerellerdeki faaliyet ve eylem gücüne bağlı olacaktır. Yerellerde kitleyle yüz yüze temas çok daha olanaklıdır ve bu, gerek NATO karşıtı mücadele, gerekse örgütlenmemiz açısından daha geniş olanaklar sunacaktır.

3- Bağımsız eylemler: Merkezi ve yerel platformlara katılışımız, onların faaliyet ve eylemlerini yaşama geçirmemiz, kendi bağımsız faaliyetlerimizi geriye çekmeye yol açmamalıdır. Aksine gerek ajitasyon-propaganda, gerekse eylem kapasitemizde, bugüne kadar ki düzeyimizi aşan bir hat tutturulmalı, güçlerimizi, kendi faaliyetlerimiz içinde harekete geçirmeyi başarmalıyız. Özellikle de ‘bağımsız eylemler’, bu faaliyetler içinde ön plana geçmeli. Irak savaşı öncesi başlattığımız bu süreci, NATO karşıtı eylemlerde geçmişin eksikliklerini de aşarak büyütmeli, yaygınlaştırmalıyız. İlk elde, pazar eylemleri, küçük korsan ve gösteriler, molotofla yolu kesip pankart asarak çekilme vb. çeşitli eylemleri sıralamak mümkün. Ayrıca başta ABD olmak üzere çeşitli emperyalist kuruluşlara dönük militan eylemler de ‘bağımsız eylemler’ kapsamında ele alınmalı ve yaşama geçirilmelidir.

Üç kanaldan akacak olan NATO karşıtı faaliyet ve eylemlerde yer alışımız, bunları tek bir havuzda birleştirmek içindir: Kitlelerin emperyalizme ve faşizme karşı mücadelesini yükseltmek ve örgütlülüğümüzü geliştirmek! Hepsindeki temel amaç budur. Onun için, birini birbirinin karşısına koymadan ve asıl amacımızı gözden kaçırmadan, hepsini bu amaç doğrultusunda kullanmayı bilerek, güçlerimizi uygun şekilde organize etmeliyiz. Örgütsel güçlerimizin gerek nitelik, gerekse nicelik olarak büyümesi, NATO karşıtı eylemleri, ortaya koyduğumuz perspektif ve amaç doğrultusunda harekete geçirmemize bağlıdır.

***

ABD emperyalizmi, Irak’ta, Filistin’de halkların yükselttiği mücadele ile kıskaca girmiştir. NATO toplantısını, bu kıskaçtan kurtulma ve yeni manevra alanları açma doğrultusunda kullanmak istemektedir. Türkiye’den varolan üslerin daha geniş kullanımı ve yeni üsler talebi, Ortadoğu’ya dönük emperyalist planlarını gerçekleştirmek içindir. Türkiye’den Afganistan için daha fazla asker talep etmekte, Ortadoğu’daki hesaplarına daha aktif, daha açık destek beklemektedir. İşbirlikçi AKP hükümeti ise, bütün bunlara hazır olduğunu göstermekte, kitlelerin tepkisini çeşitli biçimlerde nötralize ederek (İsrail’e karşı sözümona sert çıkışları gibi) alttan alta işlerini yürütmektedir.

ABD’nin ve işbirlikçilerinin planlarını bozacak tek güç, işçi ve emekçilerin gücüdür. Somut olarak NATO zirvesinin Türkiye’de yapılmasını önlemek için geliştirilen eylemlerdir. Emperyalizmin Ortadoğu’daki planlarına çomak sokmak, işlemez hale getirmek; başta Irak ve Filistin olmak üzere Ortadoğu halklarıyla birlik ve dayanışmayı göstermek, bu eylemlerden geçmektedir. Eylemlerin çapı ve niteliği ne kadar büyük olursa, emperyalistlerin ve işbirlikçilerin üzerindeki yaptırım gücü de o kadar büyük olacaktır. Türkiye halklarının, Ortadoğu ve dünya halklarına sunduğu destek ise bir o kadar anlamlı, prestiji yüksek olacaktır. Bu yüzden NATO karşıtı eylemler, içinde bulunduğumuz koşullar itibarıyla, son derece tarihsel ve belirleyicidir. Faaliyet ve eylemleri bu bilinçle yürütmeliyiz. Kitlelere bu bilinci taşımalıyız.

Irak’taki işkencelere, düğün evinin bombalanmasına, Filistin’de 4 yaşındaki çocukların kurşunlanmasına, sağlık ve yiyecek konvoylarının alınmamasına tepki ve öfke duyan herkesi, bu eylemlerin içine çekebilmeliyiz. NATO’nun yapılacağı günü, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadele günü ilan edip işçilerin uyarı grevi yapmasına, esnafın kepenk, şoförlerin kontak kapatmasına, bir günlük de olsa genel grev, genel direnişin yaşama geçmesine çalışmalıyız. Bugünden hazırlığa başlar, kitleleri bilinçlendirip, kendi güçlerine güven duymalarını sağlarsak, bunları başarmamız önünde hiçbir engel yoktur.

Bizi zorlu bir sınav bekliyor. Zorlu ve bir o kadar da onurlu! Ona göre zırhlanalım, donanalım, harekete geçelim!

15-16 Haziran’da coşkun bir ırmak gibi akan işçi selini, yeniden taşıralım! Bu sele katılan her kesimden emekçiler ve gençlerle sokakları, alanları yeniden zaptedelim! Bölgemizin iklimini daha da sıcaklaştıran emperyalizmi Haziran sıcaklığı ile kasıp kavuralım!

Sokakta, işkencehanelerde, ölüm oruçlarında başeğmez tutumlarıyla emperyalizme ve faşizme meydan okuyan şehitlerimiz, bize yolu gösteriyor. ‘Kutup yıldızı’mız, yine parıldıyor ve yönümüzü tayin ediyor. Bize düşen, onların yolunu izlemek, kavgalarını daha da büyütmektir.

Bunlara da bakabilirsiniz

1 Mayıs Alanı Taksim’dir ENGELLENEMEZ!

Türkiye’de uzun yıllardır 1 Mayıslar meydanlarda kutlanıyor. 1977 1 Mayısı’nda Taksim Meydanı’nda yapılan kutlamalarda 34 …

Hapishanelerdeki hak gaspları

Mart ayı içinde polis operasyonları ve yapılan eylemlerde yeni tutuklamalarla hapishanelerdeki devrimci tutsakların sayısı artmış …

tarihimizson

Geleceğimizin köprüsü tarihimiz

2 Nisan 1948-Sabahattin Ali öldürüldü Savaş yıllarının yoksulluğu içinde okuyarak öğretmen olan Sabahattin Ali, 1932 …