ABD emperyalizmi, her geçen gün daha fazla batağa saplanıyor. Gün geçmiyor ki, kitlelerin öfke ve nefretini arttıran yeni bir olaya daha imza atmasın! Irak’taki işkence fotoğraflarının tüyler ürperten dehşeti geçmeden, bir düğün evine yapılan bombalı saldırı, ona duyulan kin ve öfkeyi had safhaya çıkardı.
Yalan üstüne kurulu savaş siyaseti ise, her yerinden dökülüyor. Ortadoğu’ya demokrasi ve özgürlük getireceği masalı, işkence ve vahşet görüntüleri arasında un ufak oldu. Kitle imha silahları ve Saddam yalanından sonra, düğün evini değil Suriye sınırındaki silahlı militanları vurduğu yalanı da anında açığa çıkarıldı.
ABD’nin gerçek yüzü ve niyeti, artık daha geniş kitlelerce görülebiliyor. Irak halkına yaptığı vahşet ve İsrail eliyle Filistin halkına yapılanlar, tahammül sınırlarını zorluyor ve en geri kesimleri bile duyarlı hale getiriyor. Özellikle de Irak ve Filistin halkının bunca zulme, teknolojik olarak çok üstün olan güçlere karşı direnişlerini sürdürmeleri, bu halklara duyulan sevgi ve saygıyı besliyor, desteği büyütüyor.
ABD, başta Ortadoğu olmak üzere tüm halkların nefretini üzerinde toplamış durumda. Şimdi bundan kurtulmanın, soluklanmanın ve yeni manevra alanları açmanın hazırlığı içinde. Irak savaşı öncesi ‘eski ve aşılması gereken bir kurum’ olarak ilan ettiği BM’yi, yeniden kutsuyor ve kapısına dayanıyor. NATO’yu savaşın içine çekme çabaları, G-8 toplantısı ve öncesinde Arap ülkelerini daveti vb. hepsi, girdiği kıskaçtan kurtulabilmek, artan yıpranmışlığını durdurabilmek için.
Ve son olarak, bu ay sonunda İstanbul’da toplanacak olan NATO zirvesi, ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ adıyla makyajladığı, yeni emperyalist savaş stratejisini büyütme, destek güçlerini arttırma çabalarının da zirvesi olacak.
Kısaca Haziran ayı, ABD ve onun başını çektiği emperyalist savaş açısından oldukça önemli bir kavşak.
***
NATO zirvesinin yapılacağı Haziran’ın son günleri, aynı zamanda ABD’nin Irak’ta yönetim yetkilerini -tabii yine göstermelik ve olabildiğince sınırlı şekilde- devredeceği bir zamana denk geliyor. Ne var ki, ABD, Irak’ta hükümetin başına kimi koyacağını hala netleştirememiş durumda. Bunun en büyük nedeni, Irak’taki direnişin her geçen gün daha da büyüyerek gelişmesi ve doğrudan işbirlikçilere yönelmesidir.
Geçtiğimiz ay, Irak Geçici Hükümet Konseyi başkanının direnişçiler tarafından öldürülmesi, yine GHK üyelerine dönük bir başka eylemde bazı üyelerin yaralı kurtulmaları, işbirlikçiler arasında korku ve endişeyi arttırdı. İşgalci emperyalistlerle olan ilişkilerinde de çeşitli çatlaklara neden oldu. Örneğin yıllardır ABD’nin Irak’taki en has işbirlikçilerinden Ahmet Çelebi’nin yetki devri konusunda ‘petrol ve ordu devredilmeyecekse, kabul edilemez’ açıklamasının ardından, bürosu, işgalci güçler tarafından basıldı ve ABD’den aldığı ödenek kesildi. Hatta CIA tarafından ‘İran ajanı’ ilan edildi. Keza ABD’nin yeni hükümet için başbakan olarak önerdiği Şii liderler, bu görevi almak istemediklerini açıkladılar.
Şimdi işgalci güçlerin hükümetinde yer almak ‘ateşten gömlek’ haline geldi. Buna en fazla Kürt işbirlikçileri talip görünüyor. Onların güvenceleri ise, federatif yapıları ve gerektiğinde sınırlarını çekebilecek durumda olmaları. Başından beri kaderlerini, ABD’ye ve işgalcilere bağlamış olan Kürt işbirlikçilerin, bu koşullar altında ABD ile devam etmek dışında başka şansları da görünmüyor.
Ancak ne onları ne de diğer işbirlikçileri, Irak halkının nefretinden kimse kurtaramayacak! Gün gelecek, efendileri onları dıpdızlak ortada bırakıp kaçacak! Ahmet Çelebi örneği, tüm işbirlikçilerin geleceği açısından ibret alınması gereken bir ders niteliğinde.
***
ABD, Irak’ta zorlandıkça, diğer ülkeler gibi Türkiye’den de istekleri artıyor. Başta İncirlik olmak üzere varolan üslerin kullanma alanını genişletme, Konya-Karapınar’da tatbikat, Trabzon ve Samsun’da deniz üssü… Bunlar sadece basına yansıyanlar. Ayrıca Afganistan’a yeni asker ve askeri araç sevkiyatı da bunlar arasında. Bu doğrultuda atılan adımlar da var. Kısaca ABD, Türkiye’den daha fazla ve daha açık destek istiyor. BOP çerçevesinde yeni misyonlar yükleme çabası da bununla paralellik içinde.
Türkiye egemenleri arasında her ne kadar ABD’nin ‘ılımlı islam’ olarak ‘model ülke’ tanımı, kimi çevreleri rahatsız ettiyse ve savaşın bugünkü hali sıkıntı yaratıyorsa da ABD’nin isteklerini esneterek ve yumuşatarak kabul etme eğilimi baskın görünüyor. AKP hükümeti, ABD isteklerine zaten yeşil ışık yakıyor. Verilen rolü üstlenmeye hazır olduklarını Başbakan Erdoğan ağzından çeşitli defalar ifade ettiler. Son olarak G-8 toplantısı öncesi ABD’nin ‘demokratik ortak’ sıfatıyla Türkiye’yi daveti, yine AKP hükümetince büyük bir memnuniyetle kabul gördü. Oysa aynı davete Mısır, S. Arabistan başta olmak üzere birçok Arap ülkesi katılmaktan çekinmiş ve katılmayacaklarını açıklamıştı.
ABD’nin Türkiye’den artan istekleri ve girişimleri, AB emperyalistlerini de harekete geçirmişe benziyor. AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verheugen’in aynı günlerde yaptığı açıklama, zamanlama bakımından da çarpıcı. Verheugen, AB ile müzakerelerin başlatılması öncesi Türkiye’den siyasi kriterlerin yüzde yüz yerine getirilmesinin istenemeyeceğini söyledi. Ve başta Almanya olmak üzere birçok AB ülkesi, Türkiye’ye Aralık ayında tarih verilmesi, daha fazla bekletilmemesi üzerine demeçler veriyor; Türkiye’nin rolü ve kazanılması gerektiği üzerine vurgular artıyor. Böylece AB’nin ‘demokrasi’, ‘insan hakları’ gibi kriterlerinin ne kadar göstermelik olduğu bir kez daha açığa çıktı.
Türkiye egemen sınıfları ise, artan bu ilgiden gayet memnun. Ve pazarlık gücünü arttırma çabasında.
***
Başta ABD olmak üzere tüm emperyalist güçlerin bölgemiz ve ülkemiz üzerindeki hesapları ortada. NATO zirvesi, bu hesapları, resmileştirme yönünde önemli bir kilometre taşı olacak. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin hesaplarını bozmak ise, tamamen işçi ve emekçilerin, ezilen halkların mücadele gücüne kalıyor. Irak ve Filistin halkı, bunu pratik olarak gösterdi, göstermeye devam ediyor.
NATO zirvesi, Türkiye işçi ve emekçilerine, önemli bir görev yüklemiş durumda. NATO zirvesi şahsında emperyalizme karşı yükselteceği mücadele, emperyalizmin sadece ülkemizde değil, bölge üzerindeki planlarını da bozacak ve tüm halklar için büyük bir moral kaynağı olacaktır.
NATO zirvesine izin vermeyerek ve ülkemizi emperyalist haydutlara dar ederek, tarihin bu kesitinde üzerimize düşen görevi yerine getirelim! Başta Ortadoğu olmak üzere dünya halklarına en büyük desteği sunalım!
Bu güç bizde var!
PDD – Proleter Devrimci Duruş Devrimler Tarihin Lokomotifidir